şükela:  tümü | bugün
  • yazılı ve görsel kaynaklara dayanarak geçmişi analitik bir bakış açısı ile inceleyen kişinin mesleği. (bkz: her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır)
  • memleketteki hâli, kuvvetle muhtemel, oktay özel'in anlattığından daha nice anlatılamayacak zanaat:

    "... her hâl ve etvarıyla aşırı derecede taşralı özellikler taşıyan, siyaseten milliyetçi ve muhafazakâr görüşlere ve reflekslere sahi memleket çocukları... [...] tarihçiliğimizin payına da iyi-kötü osmanlıca bilgi ve becerisi dışında hiçbir donanımı ve entelektüel birikimi olmayan ve kendilerine üniversitenin yolunu açan hocalarının kollaması ve ucuzcu yönlendirmesiyle hemencecik belli bir arşiv kaynağına sevkedilen gençler, arkanlarım düşmüştü. basit transkripsiyonla yetinilen master tezinden sonra, doktora çalışmalarında genellikle tahrir defterleri bazen de siciller üzerinden çalışma yapılırdı. bu türden çalışmaların hazır kalıpları, yerleşmiş jargonu ve standart, sıkıcı bir terminolojisi vardı. mevcut teamüle göre de herhangi bir entelektüel akademik zekâ, analitik yaklaşım, derinlikli yorum da gerektirmiyordu. kendilerinden önce yapılmış çalışmalardan birin önüne koyup, farklı kaza ve sancakların defterleri üzerinden birbirinin aynısı kopyalar üretmenin adı 'tarihçilik' olmuştu."

    (bkz: türkiye 1643)
  • tarihçilik akademikleştikçe toplum tarihsizleşir yani kimliksizleşir.
  • (bkz: yalan söyleme sanatı)

    ülkemizde üç tiple karşılaşırız genelde;

    birincisi ideolojik tarihçilik, bu tiptekiler ömürlerini osmanlıyı veya cumhuriyeti ve belli başlı figürleri övüp sövmekle geçirirler. zaten ölüp gitmiş olanı bir darbeyle daha öldürürler ki üzerine rahatça konuşabilsinler. herhangi bir devlet üniversitesine kapağı atmış milliyetçilik, devletçilik oynayanları da yaygındır bu tipin. bir kısmı da mezun olduktan sonra kendini popüler kitap, sinema ve dizi sektörlerine verirler.

    ikincisi bilimci-belgeci tarihçilik, yani amele tarihçiliği. bu vatandaşlar da tarihçilikte objektiflik diye bir şeyin olacağını düşünecek kadar kafayı yakmışlardır. akılsız başın cezasını ayaklar çeker diyorlar ya heh bunlar da ömürlerini arşivlerde, kütüphanelerde çürütürler. manyak bir şekilde veri toplarlar da toplarlar. boş vakitlerinde twitter'da gariban ve uyanık bir öğrencinin veya akademisyenin yazdığı kaynak kısmı on sayfadan az olan tezlere söverler. dünyanın en boş işini yaptıkları halde bir halleri vardır ki aklınız durur, şaşar kalır.

    diğerlerine nazaran çok daha az olan üçüncü tip ise yukarıdaki kesimlere eleştiriler yöneltirler. bunlara göre tarihçilik ne pozitivist bir tarzda ne de ideolojik olmalıdır. ülkemizdeki tarihçilik şöyle, böyle diye ahkam keserler sabah akşam. bunlara göre interdisipliner çalışmalar, historiyografi falan filan çok önemlidir, tarihçiliğin olmazsa olmazlarıdır. batıdaki kültürel tarih çalışmaları, postmodernist tarihçiliği, yeni materyalizmi, anal okulunu ve wallerstein'in marksist tezlerini mal bulmuş magribi gibi överler ve onları ülkemizde uygulama gibi bir manyaklığa düşerler. sonuç tabii ki hüsranla biter. bu tipteki tarihçilerin hazin sonu ise herşeyi sahte interdisiplinerlik kaygısıyla yarım yarım bilmesi ve içine düştüğü o yarım yarım cehaletlerin birleşerek onu herbokolog yaptığını keşfedememesi yatar. bu tipte kibirlerinde boğularak ömrünü yalanlarla geçirerek sürdürür.

    edit; ayrıca ilk iki grup çoğu zaman karşılıklı birbirinin içine girmiş vaziyettedir. üçüncü grubun da analcılarıyla marksist, materyalist temelli olanları da çoğu zaman teoriyle pratiği yakalayamaz ve ikinci gruptan bile beter amele olurlar. yine üçüncü grubun özellikle marksist temelli olanları ilk gruba kayıp garip bir solculuk-milliyetçilik karışımı da yaparlar.