şükela:  tümü | bugün
  • yirminci yüzyılın en muhim metodolojik açılımlarından. sözlükte teveccüh görmemesi şaşırtıcı şimdiye kadar; açılsın, gerisi gelir.
  • bu isimde iki kitap mevcut türkçe'de. ilki theda skockpol'ün derlediği ve "tarihsel sosyoloji: bloch'tan wallerstein'e görüşler ve yöntemler" adlı kitabı. bu kitap şu başlıkta inceleniyor:

    (bkz: vision and method in historical sociology)

    ikinci kitap ise "tarihsel sosyoloji: stratejiler, sorunsallar ve paradigmalar" adını taşıyor ve ferdan ergut ve ayşen uysal tarafından derlenmiş. 50 karakteri geçtiği için başlık açılamıyor, bu yüzden bu kitap hakkında fikirler bu başlıkta dile getirilebilir.

    aşağıda, bahsi geçen kitap için yazdığım ve virgül'ün bu ayki sayısında yayınlanmış (birgün kitap ekinde de yayınlanmış yazı ama ne zaman yayınlandığını bilmiyorum) bir tanıtım yazısı bulunmakta. telif hakkı sorunu çıkacağını zannetmiyorum-- çıkacak olursa silerim:

    ferdan ergut ve ayşen uysal tarafından derlenen ve dipnot yayınevi tarafından 2007 yılında yayınlanan "tarihsel sosyoloji: stratejiler, sorunsallar ve paradigmalar", tarih vakfı’nın 26-28 ekim 2005 tarihleri arasında orta doğu teknik üniversitesi’nde düzenlediği 5. uluslararası tarih kongresi’nde sunulmuş tebliğlerden hazırlanmış bir seçkinin kitaplaşmış hali. dolayısıyla kitaba katkıda bulunan yazılar, theda skockpol’ün tarihsel sosyoloji: bloch'tan wallerstein'e görüşler ve yöntemler adıyla türkçe’ye kazandırılan kitabındakilerden farklı olarak tarihsel sosyolojiyi alanın başat düşünürleri üzerinden değil, ele alıp çözümlemeye çalıştıkları sorunsallar üzerinden tanıtıyorlar. kitap, “devlet ve toplum” ve “toplumsal hareketler ve siyasal mücadeleler” başlıklı iki farklı bölümden oluşuyor. ilk bölümde yer alan yedi makaleden beşi (islamoğlu, georgeon, açıkel, köksal ve ergut), on dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başında osmanlı imparatorluğu’nda devlet ve toplumda gerçekleşen dönüşümleri kurumlar ile eyleyenler arasındaki ilişkiler üzerinden ele alırken, keyder’in makalesi neoliberal söylemin evrensellik iddiasını, toumarkine’in makalesi birinci dünya savaşı üzerine fransız tarihyazımını sorunsallaştırıyor. ikinci bölümde yer alan makaleler ise mevcut iktidarlara ve bunların eylemlerine karşı toplumsal direniş hareketlerine yoğunlaşmakta. bu bölümde eylem repertuarı* kavramı ekseninde kuramsal içeriği ağır basan iki makalenin (offerlé ve goodwin) yanı sıra; odağında meksika, fransa, türkiye ve fas’taki (combes, contamin, uysal ve bennani-chraibi) siyasal mücadeleler yer alan beş makale daha bulunuyor.

    kitaba katkı sağlayan yazarların tümünün ortak bir bilgikuramdan beslendiği öne sürülebilir. buna göre ilkin, yazarların tamamı tarihin topluma içkin olduğu; diğer bir ifadeyle, toplumdaki herhangi bir değişimin tarihin hangi döneminde ve ne şekilde gerçekleştiğinin hem tarihsel nedenleri olduğu, hem de bu değişimin sonuçlarını belirlediği görüşünde. patika-bağımlılığı* olarak kavramsallaştırılan bu durum: a) bir yandan, daha önce alınan kararlardan kaynaklanan yatırım maliyetlerinin gelecekte alınacak kararlar üzerinde belirleyici olacağı düşüncesini getirmekteyken; b) öte yandan, farklı tercihler sonucunda toplumsal değişimin birden çok güzergâhta gerçekleşebileceğine, ve bu nedenle hiçbir gelişimin kaçınılmaz olmadığına işaret etmekte. tarihsel sosyoloji anlayışının merkezinde patika-bağımlılığı düşüncesinin yer alması, bu alanda çalışanların toplumsal eyleyenler ve kurumlar/yapılar arasındaki ilişkiselliği nasıl ele aldıklarına dair kimi ipuçlarını da barındırıyor. buna göre ne bireyler tarihsel yapıların birer tutsağıdır, ne de toplumların evrilmesi gereken bir nihai kerte bulunmaktadır. tersine, bireyler tarihin kimi dönemlerinde belli kararlar alabilir, ve böylelikle toplumsal kurumları/yapıları inşa edebilir, dönüştürebilir ya da ortadan kaldırabilir. buna mukabil, bireylerin tercih olanaklarını ve bu tercihlerin sonuçlarını belirleyen kimi nedensel düzenlilikler ve süreklilikler de söz konusudur. öyleyse toplumsal sosyolojinin esas sorunsalı ne toplumsal değişime dair genel geçer yasalar arayıp toplumu açıklamak, ne de eyleyenlerin zihninde ne olduğunu tahmin etmeye çalışmaktır. diğer bir ifadeyle tarihsel sosyoloji ne köklü kuramlar* peşinde koşar, ne de tikel* olayları incelemekle yetinir; bunun yerine, toplumların düzenleyici ilkelerini ve işleyiş düzeneklerini yorumlayıp anlamaya ve açıklamaya çalışan orta-düzey kuramlarla ilgilenir.

    kitaptaki makalelerin hemen tümünün bir ikinci ortak özelliği de hepsinin ele aldığı konulara dair bir meselesinin olması, diğer bir ifadeyle mesele-odaklı * bir tarih yazımı anlayışını benimsemesidir: kitapta her bir yazarın zihninde geçerli* bir soru var ve her bir yazı da sorulan sorulara yanıt verme çabasının ürünü. sordukları sorunun geçerli olması, verilecek yanıtlar ile hem geçmiş hem de günümüz toplumlarını ve/ya da kimi toplumsal kesimleri ve bunların eylemlerini anlamaya katkıda bulunmak açısından önemli. öte yandan, değer yargılarından azade olmamak kitaptaki yazıların hiçbirinin (toplumsal) bilimselliğine gölge düşürmüyor, çünkü yazarlar kendi sorunsallarını ele alırken nesnellikten hiçbir zaman taviz vermiyorlar. katı olgucu yöntembilim yerine ilişkiselliği öne alan bir (toplumsal) bilimsel yaklaşımı benimseyen yazarlar için karşılaştırmalı çalışma, tarihsel sosyolojinin olmazsa olmazı. neticede, mesailerini yalnız birbirini takip eden olayları anlatmak yerine, toplumsal olgular ve süreçler arasındaki benzerlikleri tespit ederken farklılıkları da ortaya koymaya ayırıyorlar. böylece, geleneksel olay anlatıcı tarih yazımı geleneğinin aşılmasını sağlayan bu yöntem sayesinde kronolojinin boyunduruğundan kurtuldukları gibi, betimlemenin yanı sıra çözümleme imkanına da kavuşmuş oluyorlar.

    kitaptaki yazıların son bir ortak noktası, yazarların hemen tamamının ele aldıkları sorunsalı farklı alanların yöntem ve bilgisi ile değerlendirme gayreti. hiçbir toplumsal kurumun salt siyasal, iktisadi ya da kültürel vs. olamayacağının bilincinde olan yazarlar, uzak disiplinler arasında gerçekleştirilen alış-verişlerin kârlı sonuçlar verdiğini gösteriyor;* her ne kadar “toplumsal bilimlerin kraliçesi” olduğunu iddia eden iktisat alanı, diğer toplumsal disiplinlerle alış-verişe pek az imkan tanıyan yöntemsel araçları ve kuramsal önkabulleri yüzünden bu ilişkilerin biraz dışında bırakılmış olsa da.

    sonuç olarak, yerleşik toplumsal bilimler çalışmalarında göz ardı edilen hukuki süreçleri de çözümlemelerine eklemleyen, nesil kavramına özel bir vurguda bulunan, eylem/denetim repertuarlarının toplumsal direniş ve kontrol biçimlerinin anlaşılmasında anahtar kavram olabileceğini gösteren, ve devlet ile toplum arasındaki ilişkileri eşzamanlı bir uzlaşı ve mücadele alanı olarak ele alan makalelerden oluşan bu kitap, tarihsel sosyolojinin temel kuramsal ve kavramsal çerçevesini tanıtırken, yeni araştırma olanaklarını da teşvik ediyor.
  • hiçbir adamakıllı tarihsel sosyoloji çalışması salt kuramsal düzeyde gerçekleştirilemez- tarihsel sosyoloji aynı zamanda ve kaçınılmaz olarak karşılaştırmalıdır. bu yüzden de kimi yerde şöyle de geçer: karşılaştırmalı-tarihsel sosyoloji.
  • (bkz: ibn haldun)
    (bkz: mukaddime)
  • icat eden kişi ibn-i haldun'dur. 19. yüzyılın sonlarına kadar kendisinin açtığı yoldan gitmeyi akıl edebilen olmadı. bu tarihte ahmet cevdet paşa adlı bir türk devlet adamı hayrete şayan bir entelektüel çabayla kısas-ı enbiya ve tevarih-i hulefa adlı ikinci bir "dünya sistemi analizi" yayınladı. onu yarım yüzyıl kadar bir arayla ingiliz arnold j. toynbee izledi.

    tarihsel sosyolojinin bir dal olarak kabul görülmesiyse ancak 20. yüzyılın ortalarında gerçekleşebildi. bu dönemde immanuel wallerstein` :world system theoryve barrington moore jr.'ın :social origins` çalışmalarıyla popülaritesinin şahikasına ulaştıysa da sovyetlerin çöküşüyle idealist felsefenin geri dönmesi sonucu yeniden geri plana itildi.

    sözkonusu disiplinin bu hali dahi insanoğlunun gerçekleri öğrenmekten çok masal dinlemeye yatkın bir tür olduğunun kanıtıdır.
  • ferdan ergut'un sosyal bilimlere yaptığı eleştiriler ve toplumsal tarih hakkındaki görüşlerle, bu eleştirileri destekleyip, temellendirdiği, arzu ettiği sosyal bilim alanının -ütopya olarak tanımlasa da- oluşturulabileceğine inandığını söylediği makalesinin adı. gulbenkian komisyonundan aşina olduğumuz sosyal bilimlerin ayrışma gerekçeleri ve bu ayrışmanın gün geçtikçe herkesin kendi alanı içine kapanıp, çalıştığı konuyu diğer alanların muktedir olamayacağı bir şeymiş gibi sunması, uzmanlaşmanın kolaycılığa evrilmesi ve yazılı bir tartışma ortamından gittikçe uzaklaşılmasını, bütünlüklü sorular sor(a)mamamızı; hem sosyal bilimler alanında çalışanların sayıca az olmasına (burada belirtmek gerekir ki ergut'un sosyal bilimci anlayışı; kendini evrensel bir teorik mirasın parçası olarak görüp ona katkıda bulunanlarla sınırlı) hem de yeni nesildeki -ilk sayfalarda açıkça belirtmese de post modern tavırdan bahsediyor- anlamsız mahviyetkârlık ve mikro çalışma tutkusuna bağlıyor. farklı şeyler söylemek konusundaki bu aşırı ısrarcılık ve önceki çalışmalara hiç dokunmama halinin, herkesin kendi açtığı yolda ilerleme ısrarına sahip olmasının, bilimsel ortamı baltaladığını çünkü bu ortamın oluşmasındaki temel koşulun anonimlik olduğunu belirtiyor. sorulan soruların anlamsız olduğunu, dertlerimizi, kaygılarımızı yansıtmadığını söylerken biraz acımasız bir eleştiri yaptığını düşünülebilir -ki burada 60'ların bilimsel ortamından idealize edilmiş bir biçimde bahsediyor kendisi- ve hatta, sosyal bilimleri pozitif bilimlerdeki gibi bir bilgi birikimi şeklinde ilerletmek gerektiğini savunurken, pozitivizmle "suçlanacağını " belirtmiş, fakat post modernlerin arasında pozitivist olarak adlandırılmaktan da çekinmeyeceğini söyleyerek: "her şey küçük bir hikayeden ibaretse, o zaman hepimiz 'köyümüze dönelim'. yok dönmeyeceksek, yani çare post-modernizm değilse ne olabilir?" diye soruyor.

    e haydi o zaman post-modernizmi kaldırıp çöpe atalım, her şeyi de sınıf temelli analizlerle açıklayalım, zorlarsak olur evet. her şeyin toplumda nasıl bir konum işgal ettiğimizle ilgisi vardır, fakat biz sadece işgal ettiğimiz ekonomik sınıftan ibaret, salt sermaye tarafından belirlenmiş bireyler miyiz?

    bunların tarihsel sosyolojiyle ilgisi şu; post modernizmin olayları zaman ve mekandan soyutlayan ve hatta, zaman zaman biraz soyut kalan açıklamalarının yanında -fuko*'nun kitaplarını anımsarsak, bu eleştiriye hak veririz zaten, antik yunanla başladığı örneklerinde zıplaya zıplaya 20. yüzyıla gelir fuko- bunun yanında tarihsel sosyoloji; olayların diziliş biçimi ve zamanlamayı ciddiye alan, toplumsal dönüşüm sürecindeki yapıları, ilişkileri inceleyen, ayakları yere basan bir araştırma ortaya koyuyor, bir nevi acı gerçekle yüzleşmemizi sağlıyor demiş.
    toplumsal tarih deyince burke ve tilly den de bahsetmek gerek tabii, burke'nin toplumsal tarih tanımını ("toplumsal ilişkilerin tarihi, toplumsal yapının tarihi, gündelik hayatın tarini, özel hayatın tarihi, toplumsal dayanışma ve mücadelenin tarihi, toplumsal sınıfların tarihi") fazla kapsayıcı ve muallak bulan tilly, minör anlatıları da çöpe atmadan, şöyle diyerek işi tatlıya bağlıyor belki de : "toplumsal tarih, devlet inşası ve kapitalizm gibi çok büyük yapısal değişimlerle sıradan insanların gündelik deneyimlerinin değişimi arasındaki ilişkinin kurulması tarihidir"
    toplumsal tarih yasalar ortaya koymak yerine "farklılıkları bulma"ya odaklanmalı, burada trafik sıkışıklığı örneği geliyor, gayet açıklayıcı, yani her zaman, her yerde, rastgele olan bir şey değildir trafik sıkışıklığı ve bu sıkışıklığın farklı insanlarda nasıl bir tepki yarattığı, nerede ne derecede bir sıkışıklık olduğu ve nasıl önlemlerin alındığını açıklama çabası, hem o alanı kendi içinde hem de diğer alanlarla karşılaştırmalı olarak açıklama gerekliliği doğuruyor*.
  • ferdan ergut ve ayşen uysal'ın çeşitli makalelerden derledikleri kitabın adı. dipnot'tan basılmış olup, tam adı da: tarihsel sosyoloji/ stratejiler, sorunsallar, paradigmalar'dır.

    spoiler vereyim: içinde huricihan islamoğlu'nun da bir makalesi var.
  • "bir anlamda sosyoloji bugünün tarihidir tarih de geçmişin sosyolojisidir; geçmiş bugünü anlamaya olanak tanır ya da bugün geçmişi sorgulamaya..."