şükela:  tümü | bugün
15 entry daha
  • (bkz: ismet inönü)
  • (bkz: sübedey)

    cengiz han'ın başarısının ana etkenidir.

    degdiren berber'in hatırlatması için teşekkürler, ayrıca sübedey bir türk'tür, mongol değildir.

    isim konusunda da bir ekleme yapayım soranlar oldu. biz subuday ya da sübutay olarak biliyoruz ama büyük ihtimal telaffuz farklılaşması. muhammed/mehemmed/mehmet gibi bir degişim. adamın adı sübedey.

    kaynak (bkz: osman özgüdenli)
  • padişahın sol dassagi.
  • cenap şehabettin
  • engels olabilir.
    ya da çağrı bey.
  • uzağa gitme, dön tarihine bak. ismet inönü'dür efendim...
  • tarih diyo adam lannister yazıyor.

    ben de oyumu brutus için kullanıyorum.
  • başlığa acaba bakalım hangi sazan ismet inönü yazdı diye bakmaya geldim ve ilk entry'de aldım cevabı.

    bu arada en önemlisi olmayabilir belki ancak ikinci dünya savaşı ve sonraki soğuk savaş dönemi için en önemlilerinden biri vyacheslav molotov
  • ne zaman "ama abi sen de kabul edersin ki kadın bilimci yok" diye ekşi'deki geyiği harlasam gözleri dolardı piyer'in. eski eşi aklına gelirdi. o tontik ve sevimli marie. öyle deme canım diye çıkışırdı. bak yine asabımı bozuyor hayta. bilirdi şakalaştığımı ama kızmadan da duramazdı. çok severdi merisini. meri küri. uydurma gibi ama değil. gerçek isim. soyadı kanunu temelli bir talihsizlik.

    pierre curie tarihteki en önemli ikinci adamdır. pierre curie adamdır. babası doktor. annesi ev hanımı. en azından ilkokulda öyle tanıtırdı ailesini. gençlik yıllarında fark etti ki annesi aslında işsiz. çok takılmadı buna çünkü kadın hakları adı altında kadınları da ırgat gibi çalıştırmak moda değildi o vakitler. sadece erkekler gözlerinin feri sönene, hayattan hiçbir zevk alamayacak hale gelene kadar çalışırdı.

    piyer abimiz şanslıydı çünkü küçükken fark etti ki kafası çalışana çok ekmek var bu bilim işlerinde. abisi de sağolsun daha genç yaşta çözdü fiziği kimyayı. öğrendi o dönem ne söylenmiş. ve hemen başladı bir şeyler bulmaya. bazı alakasız malzemelerin (turmalin, seramik, kemik vs) basınç altında elektrik biriktirdiğini fark etti önce. piezoelektrik olsun dedi bu. neden olmasın ki? manyetizmaya döndü sonra. bir şeyleri ısıtıp soğutarak manyetik özelliklerini değiştirebileceğini fark etti. tam bir curie noktası buldum diye düşündü ve ona da curie noktası dedi. neden demesin ki?

    bu yıllarda marie ile tanıştı. "the merry brown hares came a leaping..." diye mırıldandı daha ismini duyduğu anda. bayılırdı böyle kelime oyunlarına. marrie tam bir kapalı kutuydu. her anlamda. sevmezdi sululuğu. ciddiyet beklerdi. her iş düzenli olsun. daha o yıllarda iki farklı kalem kutusu taşırdı ve ikisini de kendi dikmişti bir yerlerde bulduğu deri parçalarından. dediğim dedik inat bir kadındı. lisede bile vermezdi ders notlarını. bana ne kendi yazsaydı diye savunurdu bu konudaki tutumunu. kadın bilimciler vardır ama ekseriyetle böyle uyuzdurlar. margaret mead de böyledir. ada lovelace da. bu gorillerle takılan dian fossey de. zor hayatları olmuştur hepsinin. sinirlidirler. sakinleşmelidirler. sakinleşebilmek yolunda bunca şeyi yapmıştırlar. yine de huysuz hepsi o ayrı.

    neyse. piyer de tam tersi. sınava gider kalemi yok. evden çıkar bir bakar ayakkabının teki diğer renk. donlarını hala annesi toplar oradan buradan. abisiyle en büyük eğlencesi bir yerlerde sızana kadar içmek. bir kere tüm bir günü uyuyarak kaçırmıştı. ertesi gün uyandı ve hiçbir fikri yoktu.

    marie'nin o yıllarda acayip zorto bir soyismi vardı. lewandowski gibi ama değil. piyer ilk olarak olaya buradan yaklaştı. dedi genç kadınsın, göçmensin, güzelsin... laf olur, söz olur. rahatsız eden olur. soyadından belli ki bekarsın. gel bir formalite evliliği yapalım, hem benim vergilerden düşülür, hem sen de rahat edersin. vergi mergi hikaye kısmı tabii işin. piyer'in niyeti daha ilk saniyeden belli. marie'nin de öyleymiş ancak çok yıllar sonra öğrendik.

    marie elbette ciddiye almadı bu teklifi ama gülümsedi. ilk kez gülümsedi. piyer de bana baktı, o da gülümsedi. çok büyük şeyler olacak der gibi gülümsedi. sklodowska der gibi gülümsedi.

    düğün sevmediğim için o kısmı atlıyorum ama sizi temin ederim ki marie de kına gecesinde yüksek tepeleri düşünerek ağladı. herkes gurbet, baba evinden ayrılmak vs ile ilgili bir durum sandı lakin ki öyle değildi. hayatı boyunca hiç yüksek tepe düşünmemişti. ve o an aslında ne kadar saçma olduğunu fark etti. ellerinde mumlarla dınbanak dınbanak gezen teyzeler ve yüksek tepeler. bir nasihatleri var. ev kurulmasın istiyorlar o bölgeye. neden? bilinmiyor. hiçbir bilgileri yok drenaj, inşaat gibi konularda ama bir sürü fikirleri var. ve bu fikirleri çok ilginç bir törenle bir sonraki nesle aktarıyorlar. marie o gün uçan da kuşlar üzerine yemin etti ki köyünü özlemeyecekti. ağladı ve attı her şeyi içinden.

    piyer ve marie, tek başına piyer'in veya marie'nin olamayacağı bir şey oldular. curie oldular. aile oldular. klasik aile tablosuyla zerre alakası yoktu ama kaç tane klasik ailenin üç beş nobeli oldu ki? klasik aile sıkıcıdır. piyer ise durduğu yerde parlayan yeşil sıvıyı koluna döküp deneyecek kadar eğlenceli adamdır. bir kere yaşayacaksın derdi hep. ölüm her an gelebilirken kendi damıttığım sıvıdan korkacak değilim ya azizim. haklıydı. bir gün karşıdan karşıya geçerken geldi ölüm. oracıkta ölüverdi. oracıkta kim olsa ölüverirdi.

    yarın marie'nin doğumgünü. piyer ile şimdiden başladık şarap içmeye. sklodowska! şerefe!
163 entry daha