şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: tarikat)
  • perran kutmanin aazindan söölendiinde accaip şirin olabilen isim..
  • bir abdülhak hamid tarhan eseri. tarhan'ın, 1875 yılında tamamladığı eserinin ilk basımı 1880 yılındadır.piyes şeklindeki bu eser arapların dini nitelik taşıyan endülüs'ü fethi ile ilgilidir.
  • malay dilinde cekmek fiilinin karsiligi.
  • (bkz: yol)
  • şahsına münhasır kişilik, bacanak adı
  • hayatın size sunduğu kara kutu içinde orjinal bi hediye, kapağı açtınız ulaştınız sanırsınız başka bi kara kutu çıkar açtıkça açılırlar sonunda ulaşılansa insanı allak bullak eder mutluluktan, en kötü anınızda bu hediyeye başvurursunuz dünyanız renklenir, sahip olmadan önce geçen 4 yıl içinde kaçırılanlara üzülürsünüz
  • okuma yazmayı öğrenmeden önce tarık'ı tanımış olsaydım sırf o'nun yaptıklarını aktarabilmek için okuma yazmayı iki buçuk saatte öğrenirdim. bunca hevesime rağmen yaklaşık on beş yıldır tanıdığım tarık'ı bir kez olsun paylaşmadım hiçbir yazılı platformda. 6 ay süren self-işkencenin ardından inceldiği yerden kopmasına izin vereceğim. (kayıp yazar)

    tarık...

    tarık yazmakla bitmeyecek bir insan, adeta bir fenomen. hakkında söylenen bütün gerçekler yalan muamelesi görmeye mahkum. hacettepe üniversitesi'nde adını bilmediğim bir psikiyatrist var, bu satırları okuyorsa kendisini hatırlamakta gecikmeyecektir zira henüz 7 yaşındaki bir hastası tarafından meslektaşı ile -kendi sağlığı için- görüşmek zorunda bırakıldığını unutamamış olmalıdır.

    tarık... o'nu anlatmak hiç kolay değil ama kendisiyle tanıştığımız güne götürmek istiyorum sizleri:

    ben: adın ne canım senin?
    tarık: tarık. kaç yaşındayım? 8 yaşındayım. kaça gidiyom? üçe gidiyom. eee?
    ben: anlaşılan bıktırmışlar tarık seni bu sorularla?!
    tarık: nerden biliyorsun?
    ben: baksana daha ben sormadan cevap verdin.
    tarık: yooo, bıkmadım da oraları hızlı geçtim. zeka sorusu var mı sende?

    ne eksik ne fazla, tarık'la tanışmamız aynen böyle oldu. beni etkilemişti. ilk anda hiç küfür etmediği ve asabi davranmadığı için anormalliğini anlamadım, sadece çok zeki bir çocuk olduğunu düşünmekle yetindim.

    *** birkaç ay sonra ***

    akşam eve gittiğimde annemle ablam komik bir şeyler konuşuyorlardı. hallerinden anladım ama ben girince konuyu kapattılar. dakikalarca yalvardıktan sonra ablamın ağzından lafı aldım. çocuğun biri evlerine güne gelen kadınların oturduğu odaya girmiş. bir, iki, üç... diye bütün kadınları saymış ve "bu odada tam 17 tane am var!" deyip odasına geçmiş. bir anda beynimde şimşekler çaktı ve çocuğun adını sordum malum cevabı bekleyerek. evet, bu o'ydu: tarık!

    tarık benim en yakın arkadaşımın akrabası idi. ünü çevrede yayılmış, babasından yediği dayaklar aile meclislerinde sohbet konusu edilir olmuştu. hacettepe üniversitesi'nde de tedavi görmeye başlamıştı. en büyük sorunu küfür etmekti. her durumda, herkese ve her an küfür edebilecek donanıma sahipti. en temiz lafı 'orospu çocuğu' idi. durumuna üzülmek işten bile değildi. öğretmenine 'sikerim seni!' mi dememişti, ablasına 'kahpe!' diye mi haykırmamıştı... duyanların ilk anda güldüğü bir problemi olsa da aslında ailesine yaşattığı üzüntü dayanılmaz boyutlarda idi.

    tarık abisi yaşında, zeki insanlar olarak algıladığı için bizi severdi. bize az küfür eder, gerekmedikçe kalbimizi kırmazdı ama asla hata affetmezdi. bir gün bana dünyanın güneş etrafında dönüşü olayını anlamadığını söyledi. bu konuyu anlatmamı istedi. masanın üzerinde duran portakalı alıp 'bu güneş olsun.' diyerek ortaya koydum. sonra bir fındık alıp 'bu da dünya olsun.' dedim. malum hikayeyi anlatmaya koyuldum. o sırada masada bulunan bir limonu aldı tarık ve 'bu da ay olsun o zaman.' dedi. benim kafama yatmadı. hoşuma da gitmedi. dünyamız fındık olduğu için ayın bir limon olması uygun değildi zira ay dünyadan daha küçüktü. tarık'a 'limondan ay olmaz!' deme gafletinde bulundum. 'fındıktan dünya oluyor ya orospu çocuğu!' dedi. bunu diyen çocuk 9 yaşında. arkadaşım, bir diğer arkadaşım, ilk arkadaşımın halası, halanın oğlu, o yıl evlilik çağında olan kızı, tarık'ın annesi... kalabalık bir ortam. hiçkimse tarık'ın yaptığı komikliklere gülmemeliydi. ailece alınan karar da güya bu yöndeydi. ama dostlarım, inanmanızı umarım ki o gün bana orada yaklaşık 195 dakika gülündü. one boy... one child... tarık'ın yönetmenliğinde 195 dakika kamerasız komedi filmi çekildi o gün o evde. tam herkes sustu derken biri patladı. biri patlayınca diğerleri de patladı. kimileri yerlerde yuvarlandı. karnına sancılar girenler, geçici bir süre nefes alamayanlar oldu ve ben başroldeki yeni ayarlanmış sözde zeki ergen, 9 yaşındaki rakibimin tek yumruğuyla yere serildiğim için 195 dakika boyunca kah somurttum kah tebessüm ettim. gah ağladım gahi güldüm... derdimden ozan oldum.

    tarık...

    tarık konusunu tamamen anlatmak mümkün değil. bunlar sadece intro. buz dağının görünen tarafı. gerisini belki de anlatmam. gerçekten de tedaviye ihtiyacı olan özel bir çocuktu ama tabii ki aradan yıllar geçti ve zaman her şeyi değiştirdi, tıpkı bizleri de acımasızca değiştirdiği gibi.

    evet saygıdeğer dostlarım, ister inanın ister inanmayın ama tarık bu yıl psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümünden mezun oluyor. hem de hasta olarak değil, öğrenci olarak; geleceğin rehberlikçisi olarak.

    tarık hakkında anlatılacak çok hikaye var ama bu kadarı yeter zira hastalık bu, şakası yok.