şükela:  tümü | bugün
  • "büyük" emevî komutanı.

    büyüklüğü, ordularının karşıkoyulamaz gücünden, askerî dehasından değil zaferlerin ertesinde yıktığının yerine başka bir âlem 'kurabilme' yetisindedir, tüm 'büyük' tarihî hükümran-komutanlar gibi.

    gemilerini yakması sadece başarılı bir askeri taktiğin değil, aynı zamanda mekân anlamında kuşatıcı bir dünya görüşünün yansımasıydı. tarık bin ziyad için evrensel bir dünya görüşünün merkez coğrafyası değil, her türlü kavimle birarada yaşanabilecek bir ufuk coğrafyası vardı. onun için endülüs, bu ülkedeki çok kültürlü yapıyı tümüyle yok eden katololik ispanyol hanedanlığı iber'i tümüyle zapt edene kadar bir kültür ve çoğulculuk potasıydı.

    gemileri yakarak askerlerine verdiği mesaj "kaçacak yeriniz yok" demekten ibaret değil, "burayı bir müstemleke olarak görmeyin"dir de. endülüs de bir sömürge olmamıştır, ziyad'ın ispanyol-portekizli-flamenk-ingiliz muadillerinin yaptığı gibi.

    ayrıca, idaresindeki ordunun ispanya'ya çıkmasından sonra gemileri yakması, ordularının kuzey afrika'nın cebelitarık'a uzanan sınır algılamasını yeniden kurmaya yönelik bir çabaydı. böylece daha önce cebelitarık'ın oluşturduğu su engeli ile zihinlerde yer eden sınır algılaması ön hat olarak pirenelere uzanan uzatılmıştır*. ve zihinlerde yer eden sınırları alt üst etmiş, ufku doğal sınırların ötesine taşımıştır. bu ufuk, yalnızca askerî bir hamle kesinlikle olmamış, ardından edebiyat, felesefe ve sanatların ufukları da ekümenik bir eksene oturmuştur. ibni rüşd'ün ibni rüşd olmasında bu ufkun güven ve imkânı olduğunu iddia etmek, bana kalırsa, tümüyle yanlış olmayabilir.

    merzifonlu kara mustafa paşa'nın doğudan viyana'yı kuşatması ile bin ziyad'ın güney batı'dan pireneler'e sarkması avrupa'nın muhafazakârlarının bugün dahi üzerinden atamadığı çekincenin doğurduğu iki büyük apokaliptidir.

    usama bin ladin gibilerin maymunluğu, ancak ve ancak "yıkımı" hedefleyebilmelerindedir.

    emevîlerin ikinci "büyük" komutanı için:
    (bkz: ömer bin abdülaziz)
  • emeviler döneminin büyük komutanlarındandır..
    endülüsü fethetmiştir..
    endülüsü fethetmek için gemilerle ispanya'ya ulaşınca gemilerini yaktırmış (dönmek ümidiyle cesaretler kırılmasın diye) ve:""ey mücahidler! arkanizda düşman gibi bir deniz , önünüzde deniz gibi bir düsman var , nereye kaçacaksiniz?" demiştir..
  • cebeli tarık boğazı ismini kendisinden almış aslı köle, görevi komutanlık olan bir dahiydi. dahiydi çünkü denizi kapatmak kimsenin aklına gelmezdi belki denizi kapatabilecek bir kapı hayal edemezdik biz. yaktı gemileri. bir anlamda sınırları yaktı. biz ki hala kara mayınlarını temizleyelim diye tartışıp dururken o sınırları aklının sınırları ile alıp bir köşeye attı. illüzyonistin işi akılla oynamaktır, oysa o gerçekte bunu başardı. yaptığı şey ile sınırları hem somut hem de soyut olarak aştı. onun bu askeri demiycem yönetsel dehası öyle geniş bir açıya sahipti ki zamanında bu dehayı bir ispanyol ressam düşledi mi bilmem ben mesela ressam olabilsem buradan bir tablo çıkardı. çin seddine insanlar dünyanın harikası diye bakıyor oysa duvar işte. israilin yaptığı gibi kendini içeri kapadığın bir duvar fakat burada kafesi açıp kuşu uçuran başka bir deha var. o sebeple bu isim bende hep ayrıcalıklıdır.
  • gemileri yakmak deyimini insanlığa sunan büyük komutan.
  • berberi bir köle iken komutanlığa kadar yükselmiş bir askeri yetenek. endülüs'ü fethettiğinde kendi kendine "ey tarık; dün berberi bir köleydin, bugün muzaffer bir kumandan. yarınsa toprak altında hesap vereceksin" dediği rivayet edilir.
  • "emevîler zamanında, afrika’nın fethi için vazifelendirilmiş mûsa bin nusayr’ın azâdlı kölesidir.

    musa bin nusayr, kendisinde sağlam karakter, kahramanlık, azim ve irade, isabetli karar vermek, fasih konuşma, dinleyenlerde derin tesirler uyandıracak bir hitabet görünce, onu endülüs’ü (ispanya’yı) fethe gönderdi.

    târık bin ziyâd, emrindeki dört gemi ve yedi bin asker ile 711 (h. 92) yılında endülüs’e hareket etti.

    yolculuk esnasında, geminin güvertesinde, kendini hafif bir uyku hali kapladı. rüyasında, karşısında peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem vardı. resûlullah ve ashab-ı kiram hazerâtı kılıçlarını kuşanmış, yaylarını germiş, düşmana hücum etmek üzereler. resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

    – ey târık! yoluna devam et! buyurdu.

    sonra önde târık bin ziyâd olmak üzere endülüs’e girdiler. târık bin ziyâd uykudan uyandığında, sevincinden yerinde duramıyordu. endülüs’ün fethinden artık emin idi.

    askerler, ispanya’nın güneyinde gemilerden inip karaya çıktılar.

    târık bin ziyâd bütün gemileri yaktırdı, sonra da askerlerine şöyle hitap etti:

    – ey mücahid kardeşlerim! görüyorsunuz, arkamızda deniz, önümüzde düşman var. artık geriye dönüşümüz kalmadı. düşmana saldırıp bu toprakları almadan başka çaremiz yoktur.

    ey askerlerim! bize ancak doğruluk ve sabır yaraşır. kısa zamanda, düşmana saldırıp, hedefe varamaz isek, kendimizi telef etmiş ve karşı tarafa cesaret vermiş oluruz. bunun için muhakkak düşmanı yere sermemiz lazımdır. biliyorum ölümden korkmazsınız! fakat ölmek çare değildir. hedefimiz ölmek değil islâm’ı yaymaktır.

    ey askerlerim! benim durumum da sizinkinden farklı değildir. bildirdiğim tehlikeler, aynen benim için de geçerlidir.

    kendimi tehlikeden bertaraf edip, sizleri ölüm ile karşı karşıya getirmiş değilim.

    sıkıntılara, tehlikelere katlanmadan, rahata kavuşulamaz. sıkıntılara katlanın ki, sonunda tatlı meyveleri toplayalım. halifemiz, sizin yiğitliğinizi, kahramanlığınızı bildiği için, bu işle vazifelendirdi.

    yapacağınız kahramanlık asırlarca anılacak bütün müslümanlardan hayır dua alacaksınız. savaşta sizin önünüzde olacağım, bütün gücümle düşmana saldıracağım. düşman komutanını bizzat kendi elimle öldüreceğim, eğer hedefe varamadan şehid düşer isem, hemen içinizden birini komutan tayin edin, sakın savaştan dönmeyin.

    târık bin ziyâd elçiler göndererek şu teklifte bulundu:

    – seni ve senin halkını islâm’a davet ediyoruz. müslüman olur iseniz kardeşimiz olursunuz, bağrımıza basarız. kabul etmez iseniz, cizye ve haraç vererek canınızı kurtarırsınız. bunu da red eder iseniz, aramızı kılıç düzeltecektir.

    kral askerlerinin çokluğuna güvenerek, bu teklifi kabul etmedi. müthiş bir savaş başladı. târık bin ziyâd akıl almaz bir şekilde savaşıyordu. çarpışa çarpışa kral doderiche ulaştı. serî bir kılıç darbesiyle onu yere serdi.

    krallarının öldüğünü gören düşman askerleri şaşkın şekilde sağa-sola kaçmaya başladılar. mücahidler kısa bir zamanda, düşman askerlerinin çoğunu kılıçtan geçirdiler. ve bir kısmını da esir aldılar. müslümanlar böylece 275 sene hüküm sürecekleri, ispanya’ya (endülüs’e) girmiş oldula. burada avrupalılara insanlığı, medeniyeti öğrettiler."

    sadık dânâ
  • 720'de ölen tarık bin ziyad'ın zaferlerinin rövanşını 732'de (bkz: charles martel) almıştır. bazı tarihçilere göre ise emeviler zaten daha fazla kuzeye gitmek istemiyorlardı. zira pirenelerin kuzeyi iklim olarak sıcağa alışmış mağribilere uygun değildi. şimdilerde ise bin ziyad'ın torunları fransa'da varoşlarda yaşıyorlar, kimi zaman cellalenip araba yakıyorlar. eski günleri yad ediyorlar..
  • tarihin en cesur askeri şahsiyetlerinin başında gelir. bir diğer benzeri için;

    (bkz: hannibal)
  • büyük komutan ya da fatih olmasındaki ana etkenlerden biri aslında köşeye sıkışıp kalmış, dönme umudu gemileri yakılmış askerlerini o dar boğazda feci şekilde gaza getirmesidir. 711 ramazanında az sonra vadi lekesinde vizigotların üzerine salacağı 12000 kişilik ordusuna şöyle seslenmiştir: "ey askerler! kaçılacak yer neresi? arkanızda deniz, önünüzde düşman. sizin için sabır ve doğruluktan başka çare yok! allah yardımcınız olsun, iki cihanda sizin bahadırlığınız hep hatırlanacaktır!" 8 gün sonunda 40000 kişilik vizigot ordusu yenilmiş ve islamiyet zaten kuzey afrika'ya dek varmışken ispanya'ya da ayak basmıştır.

    (bkz: endülüs)
  • ismini duyduğumda oturuşumu düzelttiğim, yüzüme tebessüm düşüren, kimi zaman gözlerimi yaşla dolduran komutan.
    bir hakan albayrak şiiri ile seslenmek isterim kendisine;
    herşey bir rüzgara bakıyor ağbi;
    bakma böyle esrar çekip mayıştıklarına,
    bir gün var ya bu mağripli çocuklar,
    bir gün yakacaklar paris'i!