şükela:  tümü | bugün
  • varlığından cumhurbaşkanının sıhhiyecilerle ilgili yaptığı bir konuşmayla haberdar olduğum sözlükte de bahsedilmemiş kahraman doktor. dokunaklı bir de hikayesi var.

    http://www.denizlidh.gov.tr/bhyazi.asp?id=9 burada ama link uçabilir diyerek buraya da yapıştırayım.

    çanakkale destanı ve doktor tarık nusret

    aşağıdaki anlatılanlar hayal ürünü değildir. çanakkale savaşlarında yaşanmıştır.

    “her gün binlerce yaralı geliyordu sahra hastanesine. hatta bazen bu sayı on binleri buluyordu. 6–22 ağustos tarihleri arasında 18 bin şehit verilmişti. yaralıların sayısı ise 30 bini geçmişti. doktorlar, sıhhiyeciler, hemşireler günlerdir uykusuz görev yapıyor, sadece yaraları sararak hizmet vermeye çalışıyorlardı.

    doktorlar masaya yatırılan hastalara bakıyor, durumu ağır olanlardan ziyade, “kurtarılabilecek” olanlarla ilgileniyorlardı.

    hasta taşıyıcılar masaya 16–17 yaşlarında bir çocuk yatırdılar. ağır yaralıydı. bağırsakları dışarı çıkmış, bacağının biri kopmuş, diğeri de parçalanmıştı.

    çocuğun yarasına bakan doktor tarık nusret:

    “bu yaralıyı alın buradan” dedi.

    çünkü ona, orada yapılabilecek hiçbir şey yoktu. izmit veya istanbul’daki hastanelere de zaten yetişemezdi...

    yaralı mehmetçik gözlerini açarak cansız bir şekilde:

    “baba, baba benim. ben tahsin” … dedi.

    söyledikleri zor duyuluyordu.

    doktor tarık nusret, masada yatan ağır yaralı gencin kendi oğlu olduğunu dehşetle gördü. aylardan beri cephede olduğu için evden bir haber alamamıştı. oğluyla aynı cephede savaştığını o anda öğreniyordu.

    “oğlum” dedi. “oğlum benim, sen de mi buradaydın?”

    sarıldı oğluna, yanaklarından öptü. hıçkırıklara boğuldu. çaresizliğin pençesinde kıvranırken; ciğerparesine, son bir defa ümitsizce baktı…

    sırada bekleyen yaralılar hızla artmıştı. kaybedilecek zaman yoktu.

    sıhhiye erlerinden birini çağırarak emir verdi:

    “oğlumu alın da, şu ağacın gölgesine yatırın!”

    arkadan gelen yaralılarla ilgilenmeye başladı. sıhhiyeler ağır yaralı askeri alarak bir gölgeye yatırmak üzere götürdüler.

    masaya hemen yaralı bir mehmetçik daha yatırıldı. ondan sonra bir başkası…

    2 saat sonra işleri birazcık hafiflemişti doktor tarık nusret’in...

    ağacın gölgesinde yatmakta olan oğluna doğru yaklaşıp baktı: çoktan ölmüştü.

    “oğlum, kınalı kuzum benim… şehidim!”diyecek oldu. diyemedi. sözler boğazında düğümlenmişti…

    aniden gözleri doldu. gözyaşları yanaklarından aşağı süzüldü...”
  • bugün sunay akın'ın küp video serisinde anlattığı kişi gerçekten çok dokunaklı.
  • linkini de verelim izlemek isteyenler için.
  • sunay akın evet onun sayesinde haberdar olduğum kişilik.
    etleyici, buruk bir hikaye
    yıllardır okuduğumuz tarih dersinde neden geçmemiş hiç adı