şükela:  tümü | bugün
  • tanrı'ya veya diğer tinsel ritüellere ulaşmak amacıyla bir araya gelmiş; aciz, bağnaz, kişiliksiz insanların oluşturduğu topluluk... insan ulaşacağına kendisi ulaşmalıdır, aracı yoqtur, hiç kimse insanın kendi ruhundan üstün olamaz, bi başkası "ulaşmak" sağladığı sürece de inanmanın pek bi önemi yoqtur.
  • tarikat'ların hiç bir zaman asıl "kurulma" amaçlarına hizmet ettiklerine inanmam. "birlikten kuvvet doğar" felsefesine dayanan bir dayanışmadır, ticari çıkarlar, absürd cinsel isteklerin karşılanması, kalabalık içinde söz sahibi olmak gibi haywani-insani hezeyanlar için warlardır, keşfedici bir didaktik sunarak, kütleleri büyütür, kitleleri eritirler. tarikat'tan adam çıkmaz ayrıca...
  • kelime, "yollar" anlamına gelir.
    (bkz: tasavvuf)
  • dini kurum veya kuruluş.
  • tasavvufta tanrı’nın doğrudan bilgisine götürdüğüne inanılan manevi yoldur.

    “9. ve 10. yüzyıllardaki tarikat adı tek tek her mutasavvıfın izlediği manevi yolu adlandırmak için kullanılıyordu. mutasavvıfların şeyh adı verilen rehberlerin çevresinde toplanmaya başladığı 12. yüzyıldan başlayarak, önce şeyklerin müritleri için koyduğu ibadet ve yaşam kurallarını belirten tarikat adı zamanla bir şeyhin önderliğinde yaşamını ve ibadetini belirli kurallara göre düzenleyen müritler topluluğuyla özdeşleşti.”(ana britannica’dan alınmış tanım)

    her tarikat bir şeyhe sahiptir. her şeyh hz. muhammed’e uzanan ruhani bir silsile sahibidir. hz. muhammed’e hz. ali yolu ile ulaşanlar alevi, hz. ebubekir ile ulaşanlar ise bekri sıfatı ile anılırlar.

    tekke, zaviye, dergâh, hankâh gibi yerlerde yürütülen tarikat işleri, aynı zamanda bir merkezden yönetilmektedirler.

    tarikata girmek isteyen kimselere talib denir. talibler daha sonraları mürit olarak tarikatta yerlerini alırlar.

    tarikat’ın gelenek ve yöntemlerine adab ve erkân adı verilir.

    tarikatlar, zühd, ibadet ve iyi davranış ilkeleri üzerine kurulmuşlardır.

    kıyami (zikirleri ayakta yapan) ve kuudi (zikirleri oturarak yapan) gibi kollara ayrılırlar. hafi sessiz, cehri de sesli zikir yapandır.
  • önünü görmek, hafiflik, halkı az incitmek, bu yolu seçmek, kabullenmek.
    karnını bir avuç yemekle doldurmak. saltanatı, malı mülkü, etbai arpaya saymak.
  • $eriatla bagda$mayan ve hic bir zaman bagda$amayacak olan dini izafi kurum.
  • bir kere günümüzde bilinen ve yaşanan tarikat "doğru" olan olsaydı o zaman neden peygamber zamanında yoktu? diye sorası geliyor insanın...

    hatta aynı düşünceyle devam edersek, "zaten peygamber zamanında mezhepler bile yoktu" diyerek bir yerlerde birşeylerin tam yerine oturmadığını ifade edebiliriz..
  • değişik bir tipi için:
    (bkz: sübyani)
  • osmanlı devleti'nin kuruluşunda ve anadolu birliğinin kurulmasında önemli bir işlev gören tarikatlar 18. yüzyıla gelindiğinde imparatorluğun hemen tüm köy ve kasabalarına girmişlerdi. kurtuluş savaşı sırasında da önemli yararlılıklar gösteren tarikat şeyhleri, kurucu meclis'te yer aldılar. atatürk'ün önce saltanatın, daha sonra da hilafetin kaldırılması yönündeki kararı cumhuriyet rejimi ile tarikatları karşı karşıya getirdi.
    türkiye'de tekke ve zaviyelerin 1925 yılında resmen kapatılmalarına rağmen tarikat etkinliklerinin günümüze kadar güçlenerek sürdüğü görülüyor. halen yaklaşık 8 milyon müride sahip oldukları tahmin edilen onlarca tarikat zaman zaman devlete kadar uzanan büyük bir güç ve etkinlik kazanmış durumdadır.
    nakşibendilik ve nurculuğun irili ufaklı tarikat ve cemaatlerle birlikte türkiye'de büyük bir gücü elinde tuttuğu bilinmektedir. tarikat ve cemaatler, edindikleri büyük ekonomik - siyasal güçle, artık varlıklarını ve faaliyetlerini gizleme gereği duymuyorlar.
    bilinen etkin tarikat, cemaat ve gruplar arasında fethullah gülen grubu, menzil grubu, işıkçılar, ismail ağa tekkesi, iskenderpaşa cemaati, yeni asyacılar, yazıcılar, kırkıncı grubu, aczmendiler, zehra vakfı, darendeliler, erenköylüler sayılabilir.
    bu cemaatler arasında fethullah gülen cemaati ile işıkçılar'ın dev boyutlarda ticari ve siyasi güce eriştikleri görülmektedir. sadece bu iki cemaatin kontrolünde gazeteler, dergiler, radyo ve tv kuruluşları; elektrikli ev aletlerinden sigortacılığa kadar hemen her alanda yatırımları bulunan holdingler ve irili ufaklı şirketler; orta asya'ya uzanan okullar, yurtlar, yatırımlar bulunmaktadır.
    tarikat ve cemaatlerin eriştiği devasa güç ve etkinlik, "tekke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanunun" fiili olarak hükümsüzleştiğini düşündürmektedir. bununla birlikte ilginç olan, türkiye'de laiklik tartışmalarının eksenini oluşturması beklenen bu güç ve etkinliğin gerek devlet katında, gerek laik-aydın kesimlerde gözardı edilmesidir. devlet ve laik çevreler, sadece iki cemaatin eline geçen bu büyük ekonomik gücün siyasi güce dönüşme sürecini kayıtsızlıkla izlemektedirler.
    son günlerin en popüler konusu olan üçlü bir aşk ve tarikat ilişkisi, yukarıda sözünü ettiğimiz kayıtsızlıkla bağdaşmayan bir duyarlılığın doğmasına yol açtı.
    aczmendi dergahı ekseninde ortaya çıkan ve her geçen gün yeni pornografik unsurlarla renklenen traji - komik öykü, türkiye'de radikal islam'a ilişkin tartışmalara yeni bir boyut getirdi.
    hocaefendilerin tc tarihinde görülmemiş biçimde başbakanlık resmi konutunda iftar edebildikleri; kurdukları vakıflar aracılığıyla bakanları, parlamenterleri, sanatçıları, profesörleri, yazarları ağırlayabildikleri; her konudaki görüşlerini yüksek reytingli ekranlardan kamuoyuna ileterek fetva mekanizmasını işletebildikleri türkiye'de yaşıyoruz. böyle bir ülkede varoşların kıt eğitimli kadın ve kızlarının, erkeklerinin, çocuk ve gençlerinin tarikatlara ve şeyhlere, siyasal islama umut bağlamasından daha doğal ne olabilir?
    aczmendi dergahı mühürlenip, müslüm gündüz tutuklanırken ve bir başka gecekondu şeyhi olan ali kalkancı'nın diğer hocaefendiler yanında hayli sönük kalan "serveti" sayılıp dökülüyor. varoşlar, tehlikeli bir haksızlığa daha tanık oluyor. ("http://www.milliyet.com.tr/…97/01/20/dizi/dizi.html")