şükela:  tümü | bugün
  • tarikat ve cemaat'lerin anası şüphesiz ki cehalet ve eğitimsizliktir. geri kalan her şey bundan sonra gelir. eğitimli, aklı çalışan, okumayı bilen ve gerçek inanç sahibi bir insan, allah ile arasına soytarıları, üç kağıtçıları sokmaz.

    (bkz: cemaat kavramının sapkınlık olması)

    (bkz: tehlikenin farkında mısınız)
  • tarikat ve cemaatlerin sadece ülkemizde, sadece bizim dinimizde ve sadece yaşadığı dönemde olduğunu zanneden arkadaşların at gözlüklü yorumu.

    eğer 'günümüzde bulunan cemaatlerin %99'u siyonizme ya da yabancı devletlere hizmet ediyor' dersen, o zaman eyvallah.

    yurt dışında türklerin söz sahibi olduğu bir cemaatin, hiç islamı tebliğ ettiğini duymadınız değil mi? neden? çünkü adamları ilgilendiren konu: 'islam'ın yayılması dışında her şey, örneğin: inşaat, dergiye abonelik, kurban parası, fitre, zekat ıvır zıvır! ulan şerefsiz islam adına yaptığını söylediğin hiç bir işin içinde, müslüman olmayanları islam'a davet etmek yok ki! nereye gidiyor bu paralar?'
  • farklı dinlere mensup unsurların islam dairesine girişleridir.

    ilgili (bkz: kürt alevisi/@nostalgiaman)

    islam arapların uhdesinden çıkmasa da, camiasından çıkıp farklı etnisiteleri de barındıran bir dine dönüşünce, farklı sosyolojiler ve farklı dini gelenekleri asimile etmesi gerekti. bu ancak tarikat ve cemaatler yoluyla mümkündü: yesevi geleneğinden gelenler, söz gelimi, şamanların aşina olduğu müzikle içli dışlı bir yorumu benimsediler, bu yolu bir tarike dönüştürdüler. hint, pers ve anadolu geleneğinden gelen onlarca anlayış islam içerisinde ancak kendi içinde homojen bir alt şube oluşturacak şekilde örgütlendi.

    bu örgütlenme modeli islam'ın da faydasına olmuştu, bu yolla islam farklı coğrafyalara ve toplumlara kolayca yayılabiliyordu. güney amerika'da cizvitler nasıl hıristiyanlığı yayan bir "misyon" üstlenmişlerse, bu cemaat ve tarikat yapıları da böyle bir misyon üstlendiler.

    sonrası yine cizvitlere benzer. ortada birkaç yüzyıllık geçmiş, geleneğin gücü, beşeri sermaye ve tecrübe vardı. bu defa tarikat ve cemaatleri yaratan ihtiyaçlar ortadan kalkmış olsa da, bu yapılar ortadan kalkmadı. faaliyetlerine devam ettiler, ancak artık kendi selametleri ve tarikat-cemaat elitinin çıkarları doğrultusunda. bu hal cumhuriyetin ilanına kadar sürdü ve osmanlı da aynı cumhuriyet gibi sürekli bu tarikat ve cemaatlerden bazısını devlete eklemleyip, bazısını düşman ilan ederek cedelleşmişti.

    cumhuriyetin ilanından sonra tarikat ve cemaatlerin varlıklarını devam ettirip güçlenmelerinde bir başka saik daha var, o da bugünün tarikatlerinin "anası" sayılabilir. 1950'lerden itibaren ve 1980 sonrası toplumsal fotoğrafı ters yüz edecek kadar ciddi bir köyden kente göç var. köyden kente göçen adam tedirgindir ve bir "belirsizlikten kaçınma güdüsü" ile hareket eder. cemaat ve tarikatler bu şehir yaşantısına aşina olmayan varoş insanlarına güven vaat eder: evleneceği kadından, işine kadar bulabilen bir yapı. şehirde hayatta kalma yetileriyle donanmamış bu insanlar için bu çok önemli bir "hizmet"tir. iş başvurusu nasıl yapılır bilmez, nasıl giyinilir onu bile bilmez, ama tarikatin içinde kaldığı sürece bu ona hazır olarak verilir. kafa rahat olur. tarikat-cemaat de bu adamın emeğini, varlığını sömürür, bunun üzerinden ona bahşettiğinden çok daha büyük bir fayda ve gelir devşirir, aradaki fark da tarikat-cemaatin eliti arasında paylaşılır.

    vesselam.