şükela:  tümü | bugün
  • harrari, sapiens kitabında konuyu detaylıca ele alıyor. tarım devrimi kısa vadede nüfus patlamasına, kalitesiz beslenmeye, kalitesiz hayat şartlarına, salgın hastalıklara, savaşlara ve şiddete neden oldu. fakat şu anki teknolojimizi de tarım devrimine borçluyuz. tarım devrimi nedir?
  • 2006 senesinde çıkartılan tohumculuk kanunu kaldırılmadan devrim mevrim gelmez. şu yasalar çerçevesinde tarım devrimi beklemek yersizdir.

    ayak bağı olan tüm kanunlar egale edilmeden, ata tohumuna dönüş sağlanmadan, temiz toprak kriterleri hayata geçirilmeden devrim beklemek ekonomide sıçrama, almanya bizi kıskanıyor ifadeleri gibi olur.

    ayrıca çiftçinin desteklenmesi, desteklenirken yol haritası gösterilmesi, doğru ürünün doğru noktada ekilmesi, yetiştirilmesi, toplanması ve kooperatifler aracılığı ile satılması mutlaka uygulanmalı.

    son paragrafta yazdıklarım için emsalsiz şekilde çiftçinin her adımda yanında olan hollanda tarım politikaları referans alınabilir.

    umuyorum kendi kendine yeten, sadece taze değil nitelikli gıda konusunda dünyaya kendisini muhtaç eden bir ülke oluruz. bunun olmaması için bir sebep yok.
    erik yiyin, çekirdeği sokağa fırlatın seneye çekirdeğin düştüğü yerde erik ağacı fidesi görürsünüz. öylesine bereketli topraklardayız. doğru bir bakan atamasıyla ve oluşturulacak politikalarla türkiye tarımda dünyanın en değerli ülkesi haline gelecektir.
  • insanoglu avci-toplayici toplumda rahat, dertsiz-tasasiz, haftada 5-10 saat calisarak yasarken; tarim devrimiyle beraber kendini ordular, savaslar, siddet, kolelik, zindanlar, devletler, vergiler, patronlar, krallar, diktatorler, politikacilar ve agir calisma sartlarinin icinde bulmustur.

    hatta dini metinlerde gecen cennetten kovulus ve izdirapli hayata gecis, avci-toplayici gunlerin rahatligindan tarim toplumunun eziyetine gecisi ve avci-toplayici hayata olan ozlemi sembolize eder. tarim devriminden onceki binlerce nesil, adem'in cennette yasadigi gibi yasamistir.

    insanlik sirf meyve-zebze icin rahatini bozmustur.

    bugun ortalama bir hayat icin essek gibi calismak zorunda kaliyorsak bunu atalarimizin gotune avci-toplayici toplumun rahatinin batmasina borcluyuz.

    haa, degmis olsa yine bir sey demeyecegim de alt tarafi meyve-sebze yahu. alternatifi de canavar gibi et ha. amk atalari.
  • insanlığın sosyolojik gelişimini anlamak için ilgilenmesi gereken birinci konu.

    bu devrimden sonra farklı cinsiyet rollleri ortaya çıkmaya başladı.

    ben gelişmeci görüştenim.
  • tarihin en büyük aldatmacasıdır. valla harari abimiz haklı.

    konuyu bilmeyenler için kısaca özet geçeyim; abimiz sapiens isimli kitabında şöyle demiş:

    on binlerce yıl boyunca homo sapiens, dünya’nın bütün kıtalarına yavaş yavaş yayılırken gittiği her yerde yabani bitkileri toplayıp, hayvanları avlayarak yaşamını sürdürdü. fakat bütün bunlar 10 bin yıl önce, sapiens tüm vaktini ve enerjisini birkaç hayvan ve bitki türünün yaşamını değiştirmeye adayınca değişti.

    bir zamanlar akademisyenler, tarım devrimi’nin insanlık için ileriye doğru atılmış büyük bir adım olduğunu iddia ettiler. buna göre evrim kademeli olarak giderek daha zeki insanlar yarattı. sonuçta insanlar o kadar akıllı hâle geldiler ki, doğanın gizemlerini çözdüler ve bu sayede koyunları evcilleştirip buğdayı ekebildiler. çok kısa bir süre sonra da, bir şekilde acımasız, tehlikeli ve savaşçı avcı toplayıcı yaşamlarını memnuniyetle bırakıp, hoş ve dingin çiftçi yaşamına geçtiler.

    peki durum gerçekten böyle miydi?

    hayır.

    geçtiğimiz yüzyılda yapılan araştırmalarda sapiens’in zamanla daha zeki olduğuna dair hiçbir kanıt bulunamadı. avcı toplayıcılar doğanın sırlarını tarım devrimi'nden çok önce de biliyorlardı, çünkü hayatta kalmaları topladıkları bitkiler ve avladıkları hayvanlar hakkında çok detaylı bilgi sahibi olmalarına bağlıydı.

    arkaik dönemde yaşayan insanlar bugünün ortalama bir insanından çok daha becerikli, yetenekli ve belki de zekiydi. bugün herhangi birimiz ormanda veya savanda bir başına yaşamaya mecbur kalsak muhtemelen çok uzun yaşayamayız.

    tarım devrimi yeni ve kolay bir yaşam biçimi sağlamaktan ziyade, çiftçilere genellikle avcı toplayıcılarınkinden daha zor ve daha az tatmin edici bir yaşam oluşturdu. avcı toplayıcılar zamanlarının daha büyük bölümünü, çeşitli ve insanı zihinsel olarak uyaran faaliyetlerle geçiriyorlardı, ayrıca açlık ve hastalıkla boğuşma ihtimalleri de daha düşüktü.

    tarım devrimi insanlığın elindeki toplam gıda miktarını kesin olarak artırdı ancak daha iyi bir beslenme veya daha çok keyifli zaman yaratmadı. daha ziyade nüfus patlamasına yol açarak şımarık seçkinler yarattı. ortalama çiftçi, ortalama avcı toplayıcıdan daha fazla çalışarak karşılığında daha kötü besinlere sahip oldu.

    homo sapiens'in vücudu beli çatlayana kadar tarlalarda çalışmak için evrimleşmemişti. geyiklerin arkasından koşmaya, elma ağaçlarına tırmanmaya uygundu, kaya toplamaya veya su kovası taşımaya değil. insanlar bunun bedelini omurga, diz, boyun ve bel ağrılarıyla ödediler. dahası, bu yeni tarımsal işler o kadar çok zaman almaktaydı ki, insanlar buğday tarlalarının yakınına kalıcı yerleşimler kurmak zorunda kaldılar. bu, onların yaşamını tamamen değiştirmişti.

    yani biz buğdayı evcilleştirmedik, buğday bizi evcilleştirdi. evcilleştirmek (domestikasyon) latincedeki domus (ev) kelimesinden türemiştir. evde yaşayan ise buğday değil, sapiens'tir.

    köy yaşamı ilk çiftçilere elbette bazı avantajlar da sağlamıştı. örneğin vahşi hayvanlara, yağmura ve soğuğa karşı daha iyi korunuyorlardı. yine de ortalama insan için dezavantajlar avantajlardan daha büyüktü.

    buğday yetiştirmek, insanlara toprak miktarına oranla çok daha fazla gıda üretme şansı verdi. bu da homo sapiens'in katlanarak çoğalmasını sağladı. fakat bu bir tür kumardı. yaban bitkileri yerini buğday tarlalarına bıraktıkça insanlar sıkış tıkış kasabalarda, salgın hastalıklardan kitleler halinde ölebiliyorlardı. üstelik işler yolunda gitmeyip de ekinler telef olduğunda yüz binlerce insanın sonu gelebiliyordu.

    her nesil bir önceki gibi yaşamaya devam ediyor, sadece arada sırada bazı alanlarda küçük iyileştirmeler yapılıyordu. çelişkili bir biçimde, yaşamı kolaylaştırmak amacıyla yapılan bir dizi "iyileştirme", çiftçilerin boynundaki ilmeği daha da sıkılaştırıyordu.

    azimli ve çalışkan çiftçiler, ne yazık ki, o günkü çalışmalarının karşılığı olarak ulaşmak istedikleri ekonomik güvenceye neredeyse hiçbir zaman ulaşamadılar. her yerde ortaya çıkan yöneticiler ve seçkinler, köylülerin emeğiyle ürettiği fazla gıdayla beslenip, çiftçileri de zar zor hayatta kalabildikleri bir yaşama mahkum ettiler. el konan bu yiyecekler siyaseti, savaşları, sanatı ve felsefeyi canlandırdı. insanlar saraylar, kaleler, anıtlar ve tapınaklar inşa ettiler.

    geç modern çağa kadar insanların yüzde 90'ından fazlası, her sabah erken kalkıp ter içinde kalana dek çalışan köylüler olarak yaşıyorlardı. ürettikleri fazladan gıda, tarih kitaplarını dolduran küçük bir seçkin azınlığı doyuruyordu: krallar, bürokratlar, askerler, rahipler, sanatçılar ve filozoflar.

    tarihi çok az insan yazdı. diğerleri ise tarla sürüp, su kovalarını taşıdı.

    o hâlde neden planları tutmayınca insanlar çiftçiliği bırakmadılar?

    bunun sebebi kısmen, bu küçük değişimlerin birikerek toplumu nesiller boyunca değiştirmesiydi. en sonunda kimse daha önceden insanların farklı yaşadıklarını hatırlayamaz oldu. kısmen de, nüfus artışının insanların geri dönüş ihtimalini ortadan kaldırmasıydı. eğer tarla sürmek bir köyün nüfusunu 100'den 110'a çıkardıysa, hangi 10 kişi diğerlerinin eski güzel yaşamına dönebilmesi için kendini feda edecekti? geri dönüş artık mümkün değildi.

    insanlar tuzağa düşmüştü.

    tarım devrimi tarihin en büyük aldatmacasıydı.
  • tarım devrimiyle sağlığımızı, sanayi devrimiyle insanlığımızı kaybettik. -mark twain
  • harari abimizin yazdığı şeyleri altı dolu gibi gözüküyor fakat öyle değil. toplayıcılıkla vakit geçirmeye devam etseydik ne değişecekti hayatımızda mesela onu da söyleyebilirdi. dediklerine göre farklı bir yöne doğru gitmemiz gerekecekti. ne olacaktı mesela matbaa 350 yılında mı bulunacaktı? ya da ay'a 1000 yılında mı gidecektik? insanlar toplu olarak ölüyor denmiş fakat o toplu olarak ölen insanları yaratan da tarım devrimi zaten. salgın hastalıklara rağmen insan nüfusu hala artmakta. türümüz yok olmadı. avcı-toplayıcı zamanında ortalama ömür 30-35 yıl iken şu an 70-80 yıla dayandı. teknoloji son hız gelişmeye devam ediyor. tıp gelişmeye devam ediyor. hatta o kadar çok gelişti ki dünya'ya zarar bile vermeye başladık. fakat bu zararı da düzeltecek olan yine insanlar.

    tarım yapmanın insanlık üzerinde kötü bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. olması gereken buydu ve oldu. olması gereken bu olmasaydı bunu konuşuyor olmazdık. bu sefer de o olmayan şeyin neden olduğunu konuşuyor ve neden şu anki durumun olmadığını eleştiriyor olurduk.
  • sonuçlarının iyi mi kötü mü olduğu ile ilgili kesin yargılarda bulunulmaması gereken olgu.

    çünkü çok yönlü ve komplike etkileri olmuş insanlar üzerinde.

    öncelikle tarım öncesi topluluklarda anaerkillik de yaygındı. (bundan ataerkillik yoktu anlamı çıkmasın o da tabi ki çoğu toplumda vardı.)

    ama tarım devrimi net şekilde ataerkil düzene bina edilerek ilerlemiş. mülkiyet kavramının ortaya çıkışı ile de insanlar arası sosyal sınıf mücadelesi içinde ekonomi ve mal varlığı da kendine yer edinmiş.

    tarım devriminin bizim hayatımızı daha kötüleştirdiği kısmına ise pek de katılasım gelmiyor. zira avcı toplayıcı hayatın da tarım yaşamına nazaran hiç de rahat olduğunu sanmıyorum.

    tarım devrimi aynı zamanda yapay seleksiyonun mucizesini de gözler önüne serer. bu günkü bezin kaynaklarımız olan sebze, meyve tahıl ve balkagillerin yabani ataları halen doğada bulunmaktadır ama yan yana getirseniz ikisi birbirine benzetemezsiniz bile.

    hiç şüphesiz tarım devriminin ilk dönemlerinde bu bitkilerin yabani türlere daha yakın ilk varyetelerinin besleyiciliği ve verimliliği de düşüktü ama yapay seleksiyon sayesinde avcılık ve toplayıcıktaki doğadan elde edilenlerden çok daha verimli ve besleyici türler elde ettik. günün sonunda tarımın sağlığımızı ve yaşamımızı olumsuz etkilediğini düşünmek büyük haksızlık olur.
  • şahsımın yazıp sözlükte paylaştığı ölüler aptallar ve diğer adam isimli kitaptan bir alıntı.

    "ılgıt’a göre insanlar tarım devrimi sonrası aptallaşmaya başlamıştı. beyinlerini kullanmamak için her şeyi yapıyorlardı ve her geçen gün daha başarılı oluyorlardı. adına tarım devrimi demişler ama bu insanlığın en saçma hareketiydi. avcı toplayıcı insanlar sürekli dolaşıyor, bulduğu yiyecekleri yiyor ve avlayacağı hayvanların peşinden koşuyordu. sürekli farklı şeylerle karşılaşıyorlardı. bunlara uyum sağlamaya çalışmak için düşünüyor, beyinlerine farklı veriler sunuyorlardı. çözüm bulmak, hayatta kalmak demekti. bir bölgede besin kaynakları azaldığında göç ediyorlardı. insanlar bir yere kazık çakmak için değil göç etmek üzerine tasarlanmıştı ancak ısrarla yerleşik hayata uyum sağlamaya çalışıp, genlerinde olmayan bir şeyle mutluluk arayışındaydılar. göç etmek, farklı besinlerle beslenmenin yanında beyne farklı resimler verip, bambaşka deneyimler kazanmak demekti. çocuklarını dört yaşına kadar emziren avcı toplayıcı anneler sık doğum yapmazdı. çocuk emziren annenin gebelik şansı hormonal dengeden dolayı oldukça düşüktü. bu sayede çocuklarını daha iyi yetiştirebiliyorlardı. ayrıca uzun süre anne sütü alan çocukların bağışıklık sistemi daha güçlü olurken, beyin gelişimleri çok daha hızlanıyordu. küçük gruplar halinde takıldıklarından, bulaşıcı hastalık pek görülmezdi. ateşli hastalıklar çocuklarda beyin gelişiminin en büyük düşmanıydı. ılgıt çocukluğunda geçirdiği enfeksiyonlardan uzak kalabilse şimdi üstinsan usta eğiticisi mertebesini bile aşmış olurdu. avcı toplayıcı hayatta kalmak istiyorsa, dünyadaki her şeyi bilmeliydi. hangi bitki yenilir, hangisi zehirli. hangi hayvandan kaçacaksın, hangisini avlayacaksın. hangi mevsimde, hangi bölgede gıda miktarı yüksek. bunları bilenler hayatta kalırken, bilmeyenler doğal seleksiyonla eleniyorlardı.

    ve insan tarımı keşfetti. çin’de pirinç, orta asya’da buğday ve amerika’da mısır üretmeye başladılar. bu yaşam tarzı değişikliği demekti. yiyecek miktarı artınca, hızlı çoğalmaya başladılar. bunun sonucunda anneler çocuklarına daha az süt ve ilgi verebiliyordu. yiyecek vardı ama çeşit azalmıştı. sadece buğdayla beslenenlerin beyinleri artık gelişmiyor hatta geriliyordu. insanlar günde on dört saat tarlalarda çalışıp, tek besinle besleniyordu. en büyük hata ise iş bölümünü keşfetmekti. biri tarla sürerken diğeri tavuk yemliyordu. sadece tavuk yemleyen insanın, kafasını kullanmasına gerek kalmamıştı. bu insanların çok hoşuna gitti. tabii bu sürüyü yönetenlerin de. tarlalar arasında yağma ve toprak kavgaları çıkmaya başladı. insanoğlu büyük ve kanlı savaşların tohumunu tarım devrimiyle dikmişti. avcı toplayıcılar yiyecek bölgeleri için kavga eder, kazanan bölgenin hakimi olur, kaybeden kaçardı. yerleşik düzene geçen insanın kaçma şansı yoktu. ya ölecek yani şehit olacak ya da tarlasını savunacaktı. şehitlik yokken, kimse efendilerinin toprağı için ölmek istemiyordu. bir efendinin aklına şehitliğin çok kutsal olduğu geldi. sürü bunu hemen kabul etti."