şükela:  tümü | bugün
  • türkiye'de tarım rezil durumda bunu belirtmeye gerek yok sanırım öyleyse konuya geçelim. sanayileşmeyi başarmak için öncelik verilmesi gereken hede tarımın kurtuluş programıdır. ama nasıl?

    teşvik verilsin! ama nasıl?
    kooparatifler kurulsun! ama nasıl?
    faizsiz sistemli çiftçi bankaları kurulsun! ama nasıl?

    hollanda yüzölçüsünde konya, ama dünya tarım gelirinde ikinci sırada. sorduğumuz zaman aldığımız cevap şu oluyor adamlar kooparatifleşmeyi başarmış çiftçi kazandığını hissediyor ve bunun iç rahatlığıyla daha özverili çalışıyor ve topraktan kopmuyor. yani birinci maddemiz neymiş çiftçiye kazandırmak.
    ikinci maddemiz teşvik ve faizsiz kredilerle çiftçinin yüküne ortak olmak bel bükülmesine kurumsal olarak destek olmamak.
    üçüncü madde ve benim en önem verdiğim beyaz yakalıların çiftçi olacağı gün, işte o gün türkiye tarımda başarıya ulaşacak ve sanayileşmenin tohumlarının demir madenlerinde ya da fabrikalarda değil toprakta olduğunu anlayacak.
  • 1. mazot , gübre , yem gibi girdiler çiftçiler için ucuzlamalı veya vergiden muaf tutulmalı.
    2. ürünleri tarlada ucuza kapatıp toptan satış yapan aracılar kaldırılmalı .
    (bunlar kan emiciler asıl parayı kazananlar)

    öncelikle bu ikisini yap başka bir şeye gerek yok.

    not: bu durum genellikle küçük çiftçiler için geçerli tabi. şirketleşmiş veya yetiştirdiği ürünü direk kendi satabilen çiftçilerimizin çoğu güzel para kazanıyorlar zaten.
    #67044995 bu basit örnekteki gibi.
  • betonun yüceleştirilmemesi, miras gibi saçma sapan bölüşmelerin olmaması bunların başında gelir geliştirmek elbette önemli ama olmayan bir arazide gelişmiş intansif tarım nasıl yapılabilir.
  • tarımdan beslenen bir marka yaratmak.

    misal;

    bugün en pahalı isviçre peynirlerini, alp dağlarında beslenen ineklerin sütü dışında başka bir sütle asla yapamazsınız. herşey markalaşmış ve patenti alınmıştır. bu ülkelerde kırdan kente göç pek fazla gözlenmez. çünkü yaptığınız tarımın veya hayvancılığın dünya standartlarında bir değeri vardır. sadece sizin sütünüzle dünyanın en kaliteli peynirleri üretilir.

    bu biraz da devlet eliyle mümkün kılınacak birşey; kendi markanızı yaratabilirseniz, gerekli patentleri alırsanız, bu markanızı var eden tarım ve hayvancılığı güçlendirebilirsiniz. çünkü bilirsiniz ki o markanın ürünü, ancak sizin ürününüzle üretilebilir.

    ben bu konuda cem seymenin fikirlerini okuyup izlemenizi tavsiye ederim.

    bu entry biraz dağınık oldu ancak en kısa zamanda daha anlaşılır bir dille edit yapacağım.
  • *dir.evet yanlış duymadınız.marksist felsefe tarımı kurtarabilir.hatta tarımda en ileri ülkeler marksist sistemi dolayısıyla uygulayan memleketlerdir.
    şimdi efendim ekonomistlerin ortaya attığı bir teori var.adı *pek çoğunuz duymamış olabilirsiniz.çünkü önemli bir bilgi değil.özet geçecek olursak bu teoriye göre çiftçiler karlarını maksimize etmek için bir önceki yıl en pahalı olan ürünü veya gelecek yıl en pahalı olması beklenen ürünü yetiştirmek isterler.örneğin bu sene patates zamlandı diyelim,domates ise ucuzladı.dolayısıyla bir ciftçi öncelikle daha çok kar(artık değer) elde etmek icin var gucuyle imkanları dahilinde patates yetiştirmek isteyecektir.bu piyasa düzeni içinde gayet makul bir davranıştır.çünkü herkes kârını maksimize etmek ister.
    şimdi bu hareket toprağı afedersiniz siker.çunku sulama,gübreleme, toprağın içinde yerleşmiş organizma gibi önemli değerler fiyat denen katil sayesinde sürekli değişir ve toprağın verimi günden güne azalır.o kadar ki en verimli ovalar bile çölleşme tehlikesi yaşar.(bkz: harran ovası)
    buna da bir misal getirelim.turkiyenin ve dünyanın sayılı sarımsağı taşköprü de yetişir.incir ise ege de.simdi salt fiyat hareketleri ile taşköprü de incir veya ege de sarımsak yetiştirmek toprağın üzerine sıçmak demektir.
    gelişmiş memleketlerde öyle elini kolunu sallayarak istediğiniz ürünü yetiştirmezsin,istediğin gübreyi atamazsın.urun kotası vardır.yani bir bölgede çilek,kivi yetiştiriciliği varsa prim yaptı diye patates ektirmezler.
    ama bizde nasıldır? tam da tahmin ettiğiniz gibi.yillarca köylüden iki tane daha oy almak için dağda bayırda pancar yetiştirdik.koyluyu yatmaya alistirdik.dunyanin en pahalı şekerini yiyoruz aman köylümüz aç kalmasın diye.topraklarimiz verimini kaybetti.tarimcilik üç beş üründen ibaret.profosyonel bir tarım firmamız bile yok denecek kadar az.tarima verilen ürün desteği ile ülkenin ciddi ihtiyacı karşılanabilir.yani özetle türkiye'de tarım yokki lan.koylu aç kalmasın sonra bizi siker mantığıyla tarımcılık oynuyoruz.sonra vay efendim konya kadar hollanda nasıl bizden daha çok tarım ihracatı yapıyor bla bla bla bla.hollanda kadar taş düşsün kafaniza.adamlar okumuş kitabı en verimli şekliyle toprağı kullanıyor.bir gün öğreniriz bunları ama ekilecek toprak kalirmı elde bilmem.su an harran ovasını tuz bastı aşırı sulamadan ötürü.hakeza konya ovasinada su getirdiler.kontrolsuz biçimde sulama yapılırsa tuzlanma ve çölleşme başlar.bunu ben demiyorum bilim diyor.sen bulgur yetiştirecek toprakta suyu verip erik yetiştirmeye kalkarsan eğer toprakta sana 15-20 sene sonra bilek sallar.
    edit:siyaset yapmadım la,mesaj atmayın.açın okuyun amk bana çemkirmeyin.yüzlerce sempozyum yapılıyor,binlerce makale yazılıyor bu konuda.ateistte ,müslüman da chplide, akplide olsan hakikat değişmiyor.bu kadar yeter.
    büdüt:imla
  • iki madde halinde yazacağım reçetedir.

    1. seçim öncesi herkes çiftçiye destekten bahsediyorken yazayım. desteği gerçekten üreten ve ekonomiye sunan bunu da fatura vs ile begelendiren genç çiftçiye yapacaksın. şu anki destekler sosyal yardımlaşma vakfı gibi çalışıyor..

    2. kırsal kesimin (köylerin) yol-ulaşım-altyapı sorunu öncelikle ve temelli olarak halledilmeli. her sene aktarılan ödeneklerle yolları yamama ve günü kurtarma sevdasından vazgeçilmeli.. ulaşım sorunu olmayan köye doktor da gider, öğretmen de..

    şimdilik....