şükela:  tümü | bugün
  • amerikan folk muzigi icra eden super bir grup.3 albumu var ve su an faaliyette degil.
    vokalistleri paula frazer solo calismalariyla devam ediyor..
  • anladigim kadariyla jonathan caouette'in kendi hayatini anlattigi bir belgesel. cannes'da cok ilgi cekmis.
  • bu seneki new york film festivalinin en iddiali filmlerinden biri. sizofren annesiyle yasamak zorunda kalan bir cocugun hayatinin 19 yili anlatiliyor. blair witch project gibi amator kameralarla cekilmis olmasi filmi daha da etkileyici yapiyor. tam 218 dolara malolmus bir film ((bkz: simdiki mac'ler nelere kadir))
  • gus van sant ve john cameron mitchell in yapimciligini ustlendigi, gay camianin destekledigi, ny bagimsiz sinema camiasinda 'i-movie'de film yapilip sundance 'e gidiliyorsa ben de sundance'e giderim' gibi bir gaz ortamina yol acmis, hezeyan belgesel. kayda deger bir ruh daralmasi.
  • if istanbul kapsamında kahrolası adıyla gösterilecek film.
  • izlerken sürekli, ben böyle bir şeyi nerede görmüştüm diye düşündürten film olmuştur bana öncelikle. daha sonra, hermaphrodite karakter boys dont crydan hatırlanılmıştır, filmin içlerinde bir yerlerde morrisseyin heat ve trash filmlerinden ufak sahneler görülmüş, david lynchi okulunda yeniden sahneye uyarlamış biri olarak jonathan caoutte bol bol lynchvari çekimler kullanmıştır. benimle birlikte izleyen arkadaşlarıma da nedense, çocuğun küçük olduğu sahneler sanki yönetmen tarafından yeniden çekilmiş gibi gelinmiş ve başka oyuncular oynatılmış hissine varılmıştır; fakat bilinen ve sonradan da anlaşılan odur ki bu görüntülerin hepsi, jonathan'ın sapık dedesi ve babaannesinin küçükken çektiği, ve jonathan'ın bilumum sapkın görüntülerini de barındıran eski kayıtların bu film ile birlikte gfün ışığına çıkmasıdır.

    filmin en etkileyici yerleri şüphesiz jonathan'ın 13 yaşlarında kadın kılığında çektirdiği sahneler (ki bunları da muhetemelen undergorund cinema ile tanışırken edindiği arkadaşları çekmiştir); ve en rahatısz edici sahnelerinden biri de, jonathan'ın annesinin 2002 sonlarında balkabağı ile yaptığı "smashing pumpkins" esprisini de barındıran delilikler silsilesi ve arkafondaki müziktir. film boyunca sorguladığım şeylerden biri, "ben böyle bir otobiyografi yapabilir miyim" olmuştur (tabii ki benimki böyle bir şey olmayacaktı ama). buradaki husus, çocuk bunu yaparken (çocuk dediğimiz adam olmuş 31 yaş) duygu sömürüsü de katmadı mı, ve bunu katmaktan da ziyade, "yahgu ben duygu sömürüsü yaptım diye gözükmedi mi acaba" diye düşündü mü? fakat, çocuğun, annesinin ve büyükebeveynlerin halini gördükçe, bulunduğu nevrotik halin ışığında zaten, "aslında belki de bunları paylaşacak birilerini arıyordu" dememe de vesile olmuştur. bilmiyorum, başlarda "konsantrasyon sorunu" yaşadığı söylenen çocuk bütün bu kurguyu ve montajı nasıl yapmıştır (belki de bu eksiklik sayesinde) ve kazandığı ödülü almaya gitmiş midir, nerelerdedir, şu anda neler hissediyordur.

    peki, burada, amerika gerçekleri ve kültürü nerededir, var mıdır, gerekli midir? bunları bilememekle birlikte, tekrar bu filmle amerika'nın bana her daim ürkütücü gelen bazı yönlerini tekrardan görmüşümdür. boys dont crya referans göndermişken farkedilmelidir ki, bu hikayenin ana karakteri de, abd'nin güney çölsel eyaletlerinden biri olan texastan çıkmaktadır. film içerisinde de texas ve new york arasındaki uçurum gibi farkların, jonathan'ın nispeten iyileşen ruh hali üzerindeki etkileri de barizdir. evlerinin arasında bile millerce mesafe olan texastan coloradoya, delawareden iowaya, akıl almaz mesafelerin, kültürlerin ve yaşayışların arasındaki devasa uçurumları düşünmek bile ürkütücü. türkiyede de bariz örnekleri bulunan, "işine gelince muhafazakar" bir yandan da sapkınlıklarından geçilmeyen aile örneklerinden, 60 sonları özgürlükçülüğüyle yola çıkıp ortada kalan ve nevrotikleşen bir "state of mind"a kayan bir ailesiz kuşaktan, bu kuşaktan ortaya çıkan "nereye ait olduğunu bilemeyen" x kuşağını da temsili gözler önüne süren, inarritunun september 11daki kısasındaki gibi karakterler-gibi-nevrotik geçişlere sahip olan, eski-yeni görüntüler ve görsellik içerisinde kaybolabildiğiniz, jonathan'ın annesi gibi olmaktan korktuğu dakikalarda "bu insan hakikaten samimi galiba" dedirten (ehh artık), bol bol rahatsız edici, yer yer "gördüm ben bunu" de muhteva eden, görülesi film. ne de olsa çok fazla film yok ortalıka 250 dolarlara çekilip, binlerce dolar kazandıran!!

    edit: son anda uyanılan ani bir mevzu (!) ile birlikte farkedilmiştir ki, jonathan bir yerlerde nevrotik bağırırken "from my own private idaho to new york" gibi bir takım sözler sarfedip, sanırım filmin yapımcılarından gus van santa da ufak bir gönderme yapmıştır.
  • biri olmak istemekle biri gibi olmak istemek arasındaki farkı, o'nun yaşamına veya karakterine sahip olma arzularının farkı olarak gördüğümden ; jonathon caoutte olmak istemiyor, jonathon caoutte gibi olmak istiyor bir halde buldum kendimi. 30 cm uzaktan algılama yöntemiyle bir önceki cümle bir hiç ifade ediyor olsada, tarnation ardından ancak böylesine bir allaklık-bullaklık tercüme olabilirdi bana.
    ortalama insandan daha deneyimsel ve zor geçmiş bir hayatın otobiyografisi. içerdiği yoğun olumsuzluğa inat, umudu kaybetmeyen bir hayat hikayesi. ve kişisel parantezim ; 88 dakika boyunca etkileyici tercihlerle kulak kulağa kalınıyor. lazer beam ile yapılan giriş zaten filmin rengini vermişken devamında da hiçbir melodik gürültüye burun kıvıramıyorsunuz.
  • bir noktasında kalbi vuran film...annesine uygulanan şok tedavisinin nedenlerini öğrenmek amacıyla sorar jonathan dedesine ; ''..ne yani bizim aile yaşamımız bir hükümet deneyimiydi ?
  • filmin bir yerinde jonathan caouette lets get the hell out of here diyor. quaidle filmi izlerken bizim de sinemadan kaçmakla ilgili olarak bu cümleyi sık sık kullandığımız bir festival filmi.
  • efendim öncelikle yapanın* şaşalı kişiliğiyle gözlerimin kamaştığı, damarlarında sinema dolaşan sorunlu bir eşcinsel çocuğun yaptığı güzide bir belgesel! en başlarda fazla kişisel gelen film giderek daha sosyal bir kıvam almaya ve seyircinin de kendi kişiliğini, kişiselliğini sorgulamaya başlıyor. müzikler çok hoş. film alıntıları* ve -bazısı çok kullanılmış olsa da- efektler gayet iyi. filmdeki doğallık seyirciyi 12'den vuruyor. hikayenin ne kadar trajik olduğuyla alakalı bir duygu sömürüsü değil filmi başarılı yapan. eminim ki; özgün bir biyografinin gözlerimizin önünden geçerkenki öznel atıflarına vuruluyoruz. izleyin efendim, tavsiye ederiz.