şükela:  tümü | bugün
  • uzun zamandan beri gözlemlediğim durum.tartışmaların çoğu ak kara kivaminda aradaki gri alanda neden buluşamıyoruz? neden birbirimizi dinleyip anlamak yerine, dinlemeden anlamadan yargılamayı tercih ediyoruz? neden empati kuramaz olduk? her tartışmanın bir kazananı bir kaybedeni olmak zorunda mı? (bkz: kafamda deli sorular) neden objektif ve tarafsız sağlıklı düşünen bir toplum olamadık? (bkz: sadece soruyorum)

    edit:imla
  • sıcak kanlı bir toplumuz. sevincimiz de nefretimiz de uçlarda her zaman. ortası yok. bir gün birbirimizi boğazlarız ertesi gün kucaklaşırız.

    enteresan bir milletiz.
  • kesinlikle katıldığım tespit. tartışmanın hiçbir şartını yerine getirmiyoruz. karşımızdakinin düşüncesine asla saygı duymayı bilmiyoruz. fikrimizi söyleyip karşımızdakine bu fikri dayatıyoruz. sizce de öyle değil mi? öyle öyle kesin öyle. dayatmak gibi olmasın da var mı itirazı olan?
  • yaşamımın her alanında eksikliğini hissettiğim durum. sadece internet, arkadaş, dost ortamlarında değil bu sorun her yerde...

    kendi inancımızdan, siyasi görüşümüzden, tuttuğumuz takımdan, şehrimizden, kendi yaş grubumuzdan, kendi cinsiyetimizden hatta bazen ırkımızdan olmayanı;
    dışlamak, kaale almamak, düşman görmek, iğnelemek, dinlemeye dahi tenezzül etmemek, empati kuramamak, saygı duymamak gibi ciddi problemlerimiz var

    biz her hangi bir platformda yandaşımızı bulup karşıt görüşü susturmayı kar biliyoruz fakat en yakın zamanda bir başkası da bizi ötekileştiriyor

    çözümü nasıl olur, nasıl orta yol bulunur bilmiyorum tek bildiğim çözüm için ilk yapmamız gerekenin bizim gibi düşünmeyene saygı duymak olduğunu düşünüyorum
  • tartışma kültürümüz olmadığı doğrudur sen kimsin ile başlar yumruk tekme tokat ve civardakilerin katılımıyla son bulur.
  • o yüzden en iyisi hiç tartışmamak.
  • son 17 yılda bu kültür zirve yapmıştır.
  • tartışmak kişinin kendi fikrinin olması, fikrinin dayanaklı olması, kendini ifade edebilmesi, tutarlı bir biçimde fikrini savunabilmesi ve farklı perspektiflerden duruma bakabilmesini gerektirir.

    tartışma kültürümüzün olmaması aslında bireyselliğin öğrenilmemesinden kaynaklanmaktadır. türk toplumu birey oluşturmak değil, topluluklar kurgulamak üzerine gelişmiştir. aileler, geniş aileler, siyasi kamplar, gelenek bağlılıkları, cinsiyet kamplaşmaları ile yaratılan komüniteler gibi gruplar bireyin ayrılmaz parçalarıdır. dolayısıyla grubun zarar görmesi bireyin zarar görmesi anlamına gelir. dolayısyla kişinin kendi fikrinin olması çok da tercih edilen bir şey değildir, ortak fikir vardır, kişinin de komünitede yer almak için kabullendiği bu fikri geliştirmek için bir altyapı oluşturmasına gerek kalmamıştır.

    dolayısıyla kişi tartışacağı konuyu kendi doğru ve yanlışları üzerinden değil, ait olduğu grupların doğru ve yanlışları üzerinden tartışmak durumunda hisseder. hal böyle olunca da, kendi kafasına yatmayan bir konuyu bile ait olduğu topluluk adına savunmak zorunda kalır ve mümkün olduğunca hızlı bir şekilde kestirip atacak yöntemlere yönelir. (bu durum kişide iç çelişki yaratsa bile zaten kendi iç çelişkileri ile kavga halinde olan bir insanla o çelişkileri yaratan konuyu tartışmak mümkün değildir, tartışabilmek için kişinin kendi iç çelişkileri ile hesaplaşması gereklidir.) dolayısıyla tutarlılık risk altındadır.

    ayrıca kişinin ait olduğu gruptaki diğer bireylerin eylemleri onu da bağlar. ait olduğu grupta birinin tepki çekmesi gereken eylemi tartışılmaz, bu eylem konuyu anında grubun meşruiyetinin diğer gruplar tarafından sorgulanmasına çekeceği için bu eylem grup içinde dışarıya açık olarak mevzu bahis yapılmaz (kol kırılır yen içinde kalır), grup dışından eyleme gelen tepki ise grubun meşru eylemlerin meşruiyetini tartışmaya açacağı için büyük bir düşmanlıkla karşılanır. kişi ait olduğu komünitenin perspektifinde kalmak zorundadır.

    tartışmanın kaçınılmaz olması halinde ise ya grubu aklayacak bir yengi ile çıkılmalıdır ki burada devreye güç gösterileri ve sindirme yöntemleri girer, ya da tartışma hükümsüz noktaya taşınmalıdır ki burada da dalga geçme, umursamama, geçiştirme gibi davranışlar sergilenir.

    ayrıca bkz: türk aile yapısı
    türk aile yapısı tartışma adabının öğrenildiği yer değildir. bireyselliğe kesinlikle yer vermeyen bu yapıda, büyük bireyler küçük bireylere veya erkek bireyler kadın bireylere hükmeder. özgürlük sahip olunan değil verilen bir şeydir. özgürlük ve sorumluluk el ele gitmez. bu denge örğenilmez, çünkü bu denge öğrenilirse birey aile tarafından istendiği şekilde idare edilmez. daha dün bir başlık vardı: anneyi üzmek vs kendi istediğin hayat diye. bu ikilem tam da aile içinde bireysel özgürlüklerin tahsis edilemediği ve isteklerin tartışılamadığı şartlara işaret eder. aile kişiyi birey olmak veya ait olmak arasında seçim yapmaya zorlar.
  • okuma kültürünün gelişmemesinden ötürü bırakın var olmayı ortaya dahi çıkmamıştır. işine, görüşüne ters gelen konuda köpüren toplum fevkalade tartışma, münazara etme niteliklerine epey uzak kalmıştır, kalmaya devam edecektir.
  • insan olmak ile alakalı bir durumdur. düşünen canlılar olarak, hep haklı olmak isteriz.

    eğer biri size karşıt olan bir şey söylerse savunma mekanizmaları devreye girer ve bu, karakterinizle ilişkili olarak hafif ya da şiddetli bir karşıt tepki vermenize neden olur.

    esas olay, o karşıt tepkiyi nasıl yönetebildiğinizdir aslında.