şükela:  tümü | bugün soru sor
  • tarkan'ın belki de gelmiş geçmiş en güzel şarkısı. ne dön bebeğim ne inci tanem ne de ölürüm sana... ne tam slow ne de hareketli... çok içten yazmış adam lan belli. arka arkaya aralıksız 4 saat dinlemişliğim var bıkmadan o derece güzel amk.

    bu arada bu şarkıya ait tek canlı konser kaydı ise 20 ağustos 2001 marmaris konserinde 0,5 tombo ucla çekilen şu videodur. o tarihten sonra hiç bir konserde söylememiş ve bizleri canlı halinden mahrum bırakmıştır.
  • bir gün bir mekanda(iç anadolu) bir yerlerdeki mezarlığı gezerken, tanımadığım, yanıma yaklaşan ve sonradan aşık(ozan) olduğunu öğrendiğim bir adam yerden dikkatlice seçtiği bir taşı alıp, inceledikten sonra avcuma koymuştu; üzerindeki çizgileri, küçük çukurları ve taşın genel yapısını kısa kısa anlattıktan sonra "taşların da söyleyecekleri vardır, eğer dillerini anlayabilirsen" diyerek. film setinde sandım kendimi, baktım ben de uzun uzun o küçük taşa... o zamandan beridir hala bakıyorum taşlara, kimisinin üzerinde boydan boya bir çizgi oluyor, kimisi başka bir taşla birleşmiş ondan izler kalmış, kimisinin ortası göçmüş, kimisi tam ortadan ikiye ayrılmış, kaymak gibi pürüzsüz bir yüzeyi var, kimisinin üzerinde ufak ufak delikler... elimde tuttuğum haline gelene kadar kaç milyon yıl geçti acaba, benim ömrümün kaç yüz bin katı? o taş da hareketsiz kalmadı, bir oraya gitti bir buraya gitti, yuvarlandı, düştü, uçtu... baktığımız zaman hareketsiz gibi geliyor ama yüzbin yılı 10 dakikaya sıkıştırsak o taş da sürekli hareket etti aslında, bakmayın orada sert sert durduğuna... işte hala öğrenmeye çalışıyorum taşların dilini. deliriyor muyum acaba?
  • sanırım şimdiden 2015'in en güzel türkçe parçası diyebilirim. 70'lerin funk ruhunu deli gibi yaşatıyor. %95'i osuruktan parçalardan oluşan türk pop müziği piyasasında, gökhan türkmen'i hep sevmişimdir.
  • soner sarıkabadayı şarkısı için neredeyse hiç entry girilmemiş olmaması şaşırtan underrated güzellik. ilerleyen zamanlarda patlayacağını ümid ediyorum. dinlediğim her iki versiyonu da ayrı güzel. özellikle akustik orijinalinden daha daha iyi.

    orijinal

    akustik
  • tarkan'ın bu şarkısının başında sokak sesleri bulunur. bağıran işportacılar filan nedir, niye vardır hiç çözemedim.
  • şu şarkının girişindeki "abla ! abla yedi buçuk milyon abla yedi buçuk milyon tanesi abla ! "diye bağıran adamın arsızlığından, vurdumduymazlığından bi adet de ben istiyorum.

    (bkz: günde bir saat golf oynuyorum çok mu)
  • fingirdek bir tarkan $arkisi daha.. sozleri guzel kanimca. $oyle ki,

    oyle sakin durduguma bakma
    habersizce kopan firtinalara benzerim
    ne olur bile bile canimi yakma
    alet olur oyununa seni pisman ederim
    yar etmem elleri sana zehir ederim
    unuttun mu kurdugumuz o dusleri
    gozgoze dizdize o hos sohbetleri
    kac mevsim yolunu bekledim
    sarardim nazina hasretim
    [aman aman aman aman]
    ne hata ettim kabahatim ne soyle
    oyle pervasiz gidemezsin hic bir yere

    arar bulurum izini
    bilirsin zir deliyim ben
    yakarim yikarim ne var ne yok
    gelirim pesinden
    ta$ olurum yollarinda takilir duser ah yorulursun
    o uzaklar bize haram
    gel vazgec ziyan olursun

    unuttun mu kurdugumuz o dusleri
    gozgoze dizdize o hos sohbetleri
    kac mevsim yolunu bekledim
    sarardim nazina hasretim
    [aman aman aman aman]
    ne hata ettim kabahatim ne soyle
    oyle pervasiz gidemezsin hic bir yere
  • alanya kalesinden denize ulaştıramadığımız şey.
  • melodisinden mi sözlerinden mi kaynaklı bilemiyorum ama, hala en sevdiğim tarkan şarkısıdır. aradan on küsür yıl geçmiş, ben dinlemekten bıkmamışım...
  • evin önünde uzanan sokağın dışına çıkmamız yasak olduğundan ve pek çoğumuzun alengirli oyuncakları bulunmadığından sopalarla birlikte yegane oyun aracımızdı taşlar; sulh anlarında türlü uyduruk oyunlara kızgınlık anlarında da acımasız kavgalara malzeme olurlardı. benim hala alnımda izini taşıdığım ise bir kıskançlık hatırasıdır.

    benden büyük birkaç çocuğun, kaldırım üzerine tahterevalli gibi yerleştirilmiş kalas parçalarının bir ucuna koydukları taşı kalasın diğer ucuna sert bir hamleyle basarak mümkün olduğunca en yüksek noktaya fırlatmasından ibaret oyununu uzaktan seyrediyor, katılma isteğim reddedilir ya da daha kötüsü katılıp da olayı beceremezsem tedirginliğiyle ilgisiz görünmeye çalışıyordum. ilgimi cezbeden olayın kendisinden çok havaya fırlatılan taşların genellikle kısacık sokağın dışına fırlaması ve onu atan çocuğun bu kullanışlı taşı bir dahaki elde tekrar kullanmak için peşinden gidip getirmesi, sokağın dışına kaygısızca çıkıp dolaşabilmesiydi. bir şekilde oyuna girer ve taşı yeterince uzağa fırlatabilecek hamleyi yaparsam diye hesaplara girişiyor bir taraftan da bu başarı ihtimalinin beni büyük çocukların arkadaşı yapmaya yeteceğinden emin şekilde onlarla nasıl konuşacağımın taslağını çıkarmaya çalışıyordum. yazık ki diğer pek çokları gibi göğsümde büyüyen neşe de 'bana gülecekler' kaygısı ile son bulurdu hep, yine cesaret edememiştim. cesaret edememiştim ama korkaklık dalgası zihnimi basmadan önce onlara doğru birkaç adım attığımdan ve beni fark ettiklerinden ani bir dönüş yapmayı da gururuma yediremiyordum. süratli bir kararla sanki onlarla değil de oyunun kendisiyle ilgileniyormuş gibi davranmaya başladığımı hatırlıyorum. yanlarına kadar yaklaşıp tek kelime etmeden yerde duran oyun malzemleri arasından biçimsiz bir kalası ve elime ilk gelen taşı alıp onların oyun alanının biraz ötesinde kendi oyunumu kurmaya girişmiştim.

    kalası kaldırımın üzerine, taşı kalasın bir ucuna yerleştirdim ve hınçla, olanca gücümle diğer ucuna bastım. belki uygunsuz bir kalas seçtiğimden belki de gerçekten beceriksiz olduğumdan, havaya fırlamasını beklediğim taş şiddetle alnımın ortasına çarptı, ağlayarak eve koştum. bana yine de güldüler.