şükela:  tümü | bugün
  • osmanlı mutfağının baş köşesinde oturan et yemeklerindendir. adını pişirilme şeklinden almıştır. bakır bir tas yardımıyla yapılan kebab türüdür. genellikle kuzu etinden yapılır. kuşbaşı denilen biçimde doğranmış etlerin bir kap içinde ince kıyılmış soğan, tuz, biber, tarçın, kakule, anoson, nane ve maydanoz eklenerek önce terbiye edilmesi yani serin bir yerde en az iki-üç saat bekletilmesi suretiyle yapımına başlanır. bakır ( ya da çelik ) bir tas yağlanarak, terbiye edilmiş etler içine doldurulur. tası elinizle destekleyerek bir tepsiye ya da derin olmayan bir kaba ters çevirmek suretiyle oturtup, etler suyunu çekene kadar pişirirsiniz. et kendi suyunu çekince üzerine ılık su ekleyerek yeniden pişirip, ateşten indiriniz.

    ayrıca, geleneksel olarak taskebabı ikram edilirken yanında sarmısaklı yoğurt da sunulurmuş.

    kaynak: tuğrul şavkay- osmanlı mutfağı
    (şekerbank yayınları, eylül 1999, sayfa 74)
  • minimum 2 saat pişmesi gereken yemektir, kuzu etinden başka bir şeyle bir halta benzemez. çıkan suyla pilav yapıp tasın etrafına dökmek gerekir, böylece hem görsel hem de lezzetsel olarak bir ziyafet yemeği çıkar karşınıza. biz girit yemeği sanıyorduk amma velakin değilmiş.
  • antalya manavgat'ta bir esnaf lokantasında (celal usta) muhteşem bir şekle bürünen bir yemektir.

    şiddetle tavsiye edilir.
  • manavgat'taki celal usta'nın lokantasında bu kebabı yemiş biri olarak gönül rahatlığıyla diyebilirim ki ben ömrü hayatımda oradaki tas kebabından daha lezzetli bir yemek yemedim.
  • anamın destansı biçimde yaptığı yemek. bu saatte neden aklıma geldi hiç bilmiyorum (bkz: çok açım be sözlük)
  • lokum gibi olması makbuldür. ekmeksiz tüketsek yeridir.
  • (bkz: gulaş)
  • erzincan tarafında bir köylü amca bana tas değil, taş kebabı o demişti. ve taşı kafama gömüp, beni etimi dinlendirmek için zeytinyağına batırmıştı. uyandığımda yanımda pilav vardı. ayran köpüklü ve soğuktu. toplayamadığım lime lime dağılmış etlerimle gülümsemeye çalıştım anadolunun bu misafirperver insanlarına. hımrıfff diye bi ses çıktı gibi oldu. suratıma ekmek bandılar dostlarım. sindire sindire eze eze yediler beni. yenmenin kederini ve zevkini anlayabileceğinizi sanmıyorum. teslimiyetin sindirimle son bulan o kendiliğindenliği... gururla söylemeliyim ki kimsenin midesine oturmadım, yağ gibi akıp gittim, ne bi midesini bozan, ne bi sabah en ufacık gazı olan... tabakta bıraksalar daha mı iyiydi... hayır. tabağınızda beni bırakmayın, sonra arkanızdan gelmeye çalışırım. bu işin doğası bu. o kış çok sık kebap yediler. kemiklerimi karabaş kıra kıra yedi. köpekleri seviyorum, kedileri de. erzincan çok güzel. anadolu lezzetler diyarı. şimdi ben biraz karabaş, biraz hüsnü dayı, biraz bok, biraz anı, biraz şükriye teyze, biraz çiçekim. tek şey olmaktansa çok şey olarak yok olmanın da ayrı bir karizması var. her yana dağılmayı göze almayan tanrı olamaz. yok olmayı göze alamayan zamanın taşak malzemesi olur. yokum diye yokluğa sarılıp da yokluk övüyor gibi olmayayım ama yokluk ya... yokluk bambaşka dostum. ceset üstündeki böceklerin eti yok ediş videosunu bulup izlediğinde duyduğun o tiksintili huzur gibi... kabul edelim. teslim olalım... sonuçta eridim. bu da bir nirvana.
  • şıkır şıkır yağlı olmalı içindeki et. yarısı yağ, yarısı et olan cinsinden... bol sulu olacak ve yanında da kocaman somun... çatal falan da istemez. benim hayvani arzularım böylesine meyletmektedir. en son ne zaman yumuldun böylesine dersen, kastamonu taraflarında bir kasaba lokantasında... en aşağı yirmi senesi vardır, belki daha fazla. şimdi herkes sosyete oldu anasını satayım. etin yağını kediye köpeğe veriyorlar...
  • en güzel yapılanı kesinlikle susuz olandır, tas kebabında su olmamalı, patates hiç olmamalı zira o şekilde, etli sulu patates oluyor sanki.
    ideal tas kebabı; susuz ve bol soğanlı olmalı.
    terbiye edilen etler lokum gibi pişmiş olmalı..