şükela:  tümü | bugün
  • eski kağıtlar yığınından küçük bir not seni ağlatabilir..

    içsel bir yolculukla o günlerin güzel yada kötü günleri çağrışımlarla gelir kafanda bir silah gibi patlar.
    filmlerde gördüğümüz flashbackler gibi..
    artık odayla bir vedalaşma başlar.... o oda o ev seni onca zaman korumuştur sokaklardaki pislikten.. o yüzden sıcaktır , gri betonları üstüne çıplak ayaklarınla bassan da...

    çoğu zaman tekbaşına zaman geçirmissindir orada... kapım hiç çalınmıyor diye zilin tellerini bile koparmışsındır... çoktan

    kapı çalındığında ürperirsin. acaba kim diye.. çünkü orada hiç beklenilen biri olmamıştır..
    gariptir.

    bir küçük not seni 5 yıl geriye götürür.. arkadaslarla oynadığınız bütün paranı kaybettiğin seni aç bırakan o kağıtları görürsün , yada parçalanmış içki şisesinden keskin bir kırık elini kesmez ama kalbini keser.. iz bırakır..

    ama olsun gittiğin yeni yerler seni kapıda karşılar.. o kapıdan içeri girersin olur biter.. geçer gider...
  • bir kenti arkanda bırakıp başka bir kente taşınmak için toparlandığın zaman daha da koyar bu durum insana. çocukluğunun, ilk gençliğinin, ilk aşkının, binlerce anının bir köşeye sıkışmış dipnotları çıkar birer birer karşına. bir siyah beyaz fotoğrafla dönersin geçmişine ya da sararmış bir mektupla. başka bir torbadan, çekmeceden ya da dolaptan hatıra defterin çıkar karşına mesela. ilk okul arkadaşlarının kargacık burgacık yazılarından yüzlerini hatırlamaya çalışırsın. kitaplarını kolilerken görürsün o kitabı. kendi paranla aldığın ilk kitaptır bu. annesinin verdiği cezayı yerine getirirken tesadüfen bulduğu resmin kim olduğunu soran küçük kızın tanımadığı adamın hayatını anlatan kitaptır bu. o kitabı bir gecede nasıl bitirdiğini düşünürsün ve iki damla gözyaşı oturur gözbebeklerine. gittiğin ilk maçlardan birinin saman kağıdına basılmış bileti çıkar arasından. bu kez ortaokul arkadaşlarınla gecenin köründe buluşup, senede bir defa şehrine gelen fenerbahçe nin maçını getirirsin gözlerinin önüne. aykut kocaman ın attığı gol hala dün gibi aklındadır. çünkü o gol kaleye değil senin zihninin ağlarına takılmıştır. pul defterlerine takılıp kalırsın. atmaya kıyamazsın yaşamının ilk kolleksiyonunu. o pullar seni yıllar öncesinin hüdaverdi dükkanına götürür. pulların, çizgi romanların, misketlerin, saatlerin, kalemlerin ve defterlerin dünyasıdır orası ama sen orayı alice harikalar diyarında masalının harikalar diyarı olarak mıhlamışsındır. ilk aşkının peçetesi gelir aklına bir anda. onu ararsın bu kez kutularda. çağrışımlar yönlendirir artık seni tesadüfler yerine. ve bu rüya bittiğinde realiteyle karşı karşıya gelirsin. toparlanıp çıkarsın evden. bir kentle birlikte geçmişini de bırakıp gidiyorsundur artık. evet bazen vazgeçmeyi bilmek lazım... senin için hayat başka bir düzlemde yeniden başlamıştır.
  • toplanmanın bir türlü bitmemesine neden olup, bir süre sonra kendini karma karışık kağıt yığınları arasında oturur bulma ve nerdeyim ben demeyle son bulan şey. bahar temizliği sırasında da benzer durumlar yaşanır.
  • sadece birkaç kilometre uzağa gidilecek de olsa kaçınılmaz olay. bavulları toplayıp geride bırakılan yığınla anı film şeridi gibi akar zihinde.. sadece odayı değil koca bir hayatı geride bırakıyormuş gibi hafif bir tedirginlik, garip bir hüzün hakimdir; korkutur da içten içe. ama herşeyin yerini alacak yepyeni anlar yepyeni anılar düşünülünce insanın içi kıpır kıpır olur. yeni odaya hangi posterlerin asılacağı kararlaştırılır, "şuraya bir iki minder atayım" gibi ufak düzenlemeler kafada yapılır, doğumgünleri yılbaşları ve bilimum parti hayalleri kurulur mutlu olunur. kafa bunlarla meşgulken geçen saatler farkedilince* toplanma işine geri dönülür.
  • bir evin , kişinin üzerinde büyük etkilerinin olduğunun anlaşıldığı anda gelişir.
    her köşenin , her eşyanın bir anısı olduğu düşünülür ise adama gerçekten koyan durumdur.
    ağlatır , yeri gelir güldürür...
    eğer o evden kırgın bir şekilde ayrılıyor iseniz ( örneğin ; kavga edilen ev arkadaşını göt gibi bırakıp siktir olup gitmek gibi ) daha bir acıdır bu yolculuk kişi için.
    evde beraber geçirilen acı tatlı olaylar akla gelir , sikindirik konular üzerine yapılan muhabbetleri hatırlarsınız vs.vs.
    çok fecidir çok !
    kalbinizin ortasında koca bir delik açmışlar gibi gelir adama. hele bir de neden o evden ayrıldığınızı taşınmanıza yardım için gelen ailenize anlatamaz iseniz , yaralarınız daha da bir deşilir. sonu gelmeyen açıklamalar , kafa siken tartışmalar , ortamdaki büyük gerginlik , kel alaka konular için 40 saat kafa yormalar...
    sonra yapılan bu yolculuk sizi öyle bir çarpar ki , feleğinizi şaşırırsınız. huzurun kalmadığı evden ayrılmanın verdiği mutluluk ile , anıları ve çoğu şeyi yaşadığınız evi terk etmenin verdiği hüzün birbirine karışır. bağırmak istersiniz , anılar boğar adamı ama sesiniz çıkmaz.
    hele evde geçirilen son gece vardır ki of of!
    eşyalar toplanmış , koliler kapıya dizilmiştir. evdekilerin uykuya dalması için sabırsızlıkla beklersiniz ; ki onca şeyi yaşadığınız anılarınızın canlı tanığı eviniz ile vedalaşabilesiniz, sessizlik ve karanlık içinde düşüncelerinizle konuşursunuz evinizle...özür dilersiniz , belki sessizce gözyaşı dökersiniz ama ne olursa olsun kapıyı vurup çekip gideceğinizi bilirsiniz. o ise mahsun , kırgın ve çaresiz sizin bu vedanıza karşılık verir huzuruyla...
    koyuyor be adama bu durum. hele bir de yalnızlığı seven , hep evde olan bir insan iseniz gerçekten çok büyük bir etkisi oluyor. içmeden sarhoş gibi oluyorsunuz bu düşünce ve duygu yoğunluğundan dolayı. anılar derya olmuş , beyninizin içinde akıyor bu yolculuk esnasında...
    ama huzurunuz yok ise , başka çıkar yol da yok demektir. gel zaman git zaman pişmanlık hüzün duyarsınız belki , ama zaman ne gösterir bilinmez ki kardeşim...
  • sadece tasınma olarak değil de genel anlamda toplanma anlarında maruz kalınan anı yogunlasmalarıdır. aldığınız hediyelerin, gönderdiğiniz kargoların, gittiğiniz sinemaların biletlerinin oldugu eski kutucuklar buldurur bu konsept adama. zaten hazır arka fonda toplanırken koydugunuz playlistin shuffle i sizi anlarmış gibi o gunlerin sarkılarını calmaya baslar.. her şeyi bırakır oturursunuz oldugunuz yere. fon kadrajı "acı acı gülümsemek"tir.
  • istemsiz olarak ya gözlerimizden yaşların süzüldüğü ya da eski bir fotoğrafta giyilen bir elbiseye bakarak " ne kadar da tuhaf giyinmişim " denip dakikalarca gülmemize neden olan anları kapsar bu yolculuk.. evin önce en onemlı esyaları toplanırken bu esyalar genellıkle her gun kullanıldıgı ıcın bir etki bırakmazlar ustumuzde. en son tavan arasında ki esyaları toplamaya gelince sıra, iste o zaman , "zaman" kavramı ortadan kalkar.. saatlerce, elimizi uzun zamandır surmedıgımız o kutuları merakla karıstırırız.. bazen iclerinden kucukken annenizden almasını ıstedıgınız fakat istegınız reddedılınce ugruna kendınızı carsının ortasına atarak aglayıp sonunda annenıze aldırtmayı basardıgınız bır canta, babanızın sizinle "bir zamanlar" nasılda gurur duydugunu gosteren bır dolma kalem bazen de ortaokulda ismini bile hatırlamadıgınız bırınden bır yılbası cekılısı sonucunda aldıgınız hatıra defteri çıkar.. sonra tum bu zamanları beynınızde tekrar tekrar canlandırır ve o anları tekrar tekrar yaşarsınız.. gözleriniz dolar, bogazınıza huzun ve mutlulukla harmanlanmıs bır yumru oturur.. simdi burada olsaydı dediginiz pek cok dostunuzu anarsınız.. "her seyı" toplarken "her seyı" yenıden yasarsınız.. en sonunda da odadan çıkarken dönüp geçmişe bir gülücük fırlatırsınız..
  • insanı hem derin üzüntülere hem de ufak mutluluklara sürükleyen yolculuktur. bazen eşyalar arasına saklanmış ufak bir nesne, bazense kitaplar arasından çıkan ufak bir not. hepsi yetiyor eski zamanları yad etmeye.
  • zaten eşyaları bırakacağım,üç beş parça eşyamı alayım diye başladığım toparlanma işlemi sırasında hıçkırıklara boğulma krizlerimden sonra beni; sadece çantamı alıp çıksam ne olur ki ? düşüncelerine sürükleyen yolculuk.