şükela:  tümü | bugün soru sor
  • taşkın tuna adını ilk defa bir arkadaşımdan aldığımı oku ama neyi isimli kitapta gördüm. gelin görün ki kendisinin tipini, boyunu posunu bilmez idim. taa ki, geçenlerde gecenin bir vakti uyumamak için direnip kanaldan kanala atlarken, zaten eninde sonunda tükenecek zamanımı boşa harcamak için çırpınırken "herkes bunu konuşuyor"un bir tekrarına rastgeldim.

    programın konusu "bilim ne süper, ne şurup bir şeydir" gibi bir şeydi. ben ntv'yi açtığımda, stüdyoda oturan yaşlı başlı amcalardan biri diğerine ben fizikçiyim, matematik bizim için araç araç mealinde bir şeyler söylemekteydi. ben de heyecanla akademikleri birbirlerine kırdıracaklar diye programı izlemeye başlamıştım. işte o anda ak pak saçlı amcanın hemen altında taşkın tuna-yüksek fizik mühendisi/araştırmacı gazeteci yazısının belirmesiyle benim şaşırmam bir oldu; programı iyice dikkatli izlemeye başladım.

    gelin görün ki taşkın amca hala bıraktığımız yerde, inançla bilimi karıştırıyor, önümüze bunlar bilim diyerek sürüyor. defalarca name dropping yaparak big bang eşittir yaratılış'ı bize yutturmaya çalışıyor. hatta gördüm ki, dimağlarda yanıltıcı bir şekilde ayarmatör imajı yaratacak kadar başarılı bir şekilde aymazlık yapıyor, muhattabını konuşturmuyor. hatta astronomi profesörüne mesleğinin içeriğini öğretiyor.(kozmoloji astronmiyi dövermiş, buraya çıkan bir bilgiyi de bize bahşediyor.)

    ben istemez miydim taşkın amca ne bilimdir ne inandır ayırd etsin, o parlak olduğu besbelli zihnini bizi kandırmak için değil, ikna etmek için kullansın. neyse ki foggy-cloudy'yi bulutsu olarak çevirmekte ısrar eden amca, biterayak(pek güzel olmadı sanki) bohr'un atom modelinden benzeri bir boş karşı atak gerçekleştirdi de şartlar eşitlendi. yalnız olan okan'a oldu, demek bilim de yanılabiliyormuş diye bitiyordu neredeyse program. merak etme okan'ım, bilimin öyle senin anlaşılmasından korktuğun şekilde yanılacak olursa bir gün, zaten dünya nasıl bir yer olur, tahayyül etmek bile güç.
  • ''adnan menderes'in günlüğü'' kitabıyla ilk defa ismini duydugum aynı zamanda fizik yüksek mühendisi olan bir yazar.1987-1991 yılları arasında ingiltere'de avrupa meteorolojik tahmin ve araştırma merkezinde uzman olarak bulunmusdur.

    bazı kitapları ;

    -yeryüzü dengesi
    -ol dedi oldu (1-2)
    -bir çarpı bir
    -bir elma iki ayna
    -adnan menderes'in günlügü
    -sonsuz uzaylar
    -uzayın sırları
    -oku ama neyi
    -güneş sistemi
    -etrafımızdaki hava
  • farklı duygular barındırabilir eğer derinleme incelemeye ve bilim tarihinde astro-fizik sahasına dair retro dönüşe meyleden muhakeme yeteneğimi zorlamazsam, taşkın tuna "fizik yüksek mühendisliği"nin berbat bir dini söylevcisidir. fakat biraz zorlarsam i.s. 2009 senesinde bay taşkın tuna'yı aristoteles'in de caelo'sundan öteye götürerek, boethius'un eucleides'ten anladığı (bkz: #14454997) şeyi ya da bir ortaçağ manastırında, kütüphanesinde ptolemaios'u scriptura'dan ötürü yüceltmek zorunda olan hıristiyan din adamının içler acısı olmayan halini anımsayarak söz konusu zatın yazmış olduğu eserleri mazur görebilirim. dışarıdan bakıldığı vakit gayet de bir "fizik yüksek mühendisi"ne yaraşan bir kapağa sahip güneş sistemi adlı eseri. ama sadece o kadar.

    retro dönüşe sığınmam gerektiğinde, "bilimin sahasına giren, eski usulde bir eser" diyerek hoş karşılayabileceğim bu eseri i.s. 2009 senesinde ciddiye almam mümkün olmuyor. çünkü benim yaşadığım çağda bilimin sahasına giren konuları, sui generis metotlarla inceleme zorunluluğu belli bir kurallar kılıcı oluşturmak durumunda; ve bu kılıç demokles'inkinden çok daha acımasızdır. çünkü siz bu kılıçla kelleyi kaybeder, bilimselliğinizin sorgulandığı noktada her an stephen hawking'in bile maruz kaldığı "valla adam kendini bozdu abi, science'tan science fiction'a kaydı... cık cık" eleştirileri böğrünüzü delik deşik eder. bilimadamlığından kurgu yazarlığına geçiş, carl sagan'da olduğu gibi pek muhterem bir azameti de içermeyebilir, eğer hikaye yaratım yetisi layıkıyla kendini gösteremiyorsa.

    şu söyleme bakar mısınız:

    "bütün bu zorluk ve güçlüklere rağmen, ilim bu soruların (güneş sistemimiz nasıl doğmuştur? doğmadan önce ne vardı? vs.) cevaplarını son yıllarda kesinliğe çok yakın sınırlar içinde verebilmiştir. başka bir ifade ile, kainatın yaşı, güneş sistemimizin yaşı ve yaratılışı, dünyamızın 'doğumu' ve geçirdiği çeşitli meteorolojik ve jeolojik değişimler hakkında, ilim adamları gerçekten çok güzel yaklaşımlarla güvenilir neticeler elde etmeyi başarmışlardır. ortaya çıkan ve bugün bütün uzmanların birleştikleri ortak sonuç şudur: kainat belirli bir müddet önce yaratılmıştır. yok iken var edilmiştir. yoktan meydana gelmiş, şekil ve vücut bulmuş, 'olmuştur'. 'bir şeyin olmasını isteyince ona 'ol' deriz. o da oluverir.' al-i imran. 47" (güneş sistemi, sf.9-10, yeni asya yayınları, istanbul 1983)

    bu konuda az biraz kafa yormuş, okuma yapmış herkes bilir ki taşkın tuna'nın burada vardığı sonuç yani "bütün uzmanların birleştiği" husus aslında olmayan şeydir. bir nevi olmayana övgü; ama öyle böyle değil, cahil olana küfür gibi. ben bu dünyayı yaradan olsam, böyle saçma bir çıkarımla yaradışımın propagandasını yapmış olmasından ötürü anında dünyayı taşkın tuna'nın sırtına yüklerdim, ki kitabının kapağına adını koyarken parantez içinde de "fizik y. mühendisi" demeyi akıl ettiği halde bu ünvanın gereğini yerine getirmeyip şark kurnazlığıyla durumu kurtarmaya çalışmış olmasının başka türlü bir cezası olamaz. zira akademide ve akademiden sonra, alınan eğitimle doğru orantılı olarak kazanılan ünvan dediğimiz şey, aslında insanın aynada kendisinde görmek istediği şeydir. ben aynaya bakınca klasik filolog değil de atom mühendisi görmek istesem, kendimle çelişirim, varlığıma küser, sonra yeniden varlığıma küfrederek klasik filologluğa dönerim. bu sefer kimliğimi kabullenerek, kabulum üzerine mana yüklemeye çalışırım. kendimi de kandırırım, aynamın ışıltısından gözleri kamaşan diğer acizleri de.

    şu ifadenin altını defaatle çizdiniz mi:

    "ortaya çıkan ve bugün bütün uzmanların birleştikleri ortak sonuç şudur: kainat belirli bir müddet önce yaratılmıştır. yok iken var edilmiştir."

    "hocaefendi buyuruyor ki" diye başlayıp sorgulamadan aktarımda bulunanların devri çoktan geçti sanıyorsunuz; salt pozitivizmin esir eden lanetinden sıyrılmaya çalıştıkça, karşı tarafta sizi kucağa oturtmayı düşleyen insanları gördükçe gidip a. comte'u öpmeye doyamıyorsunuz. bir taraftan diğer tarafa, mesafe o kadar dar ki, zihinler ancak ve ancak ilmi hiçbir yönü olmayan bir çıkarıma esir olmadan edemiyor.

    "peki, ya bütün güneş sistemini, yıldızları, gezegenleri, galaksileri, kısaca bütün kainatı yaratanı nasıl inkar edebiliriz." (a.g.e., sf.94)

    taşkın tuna'nın derdi güneş sistemi değil, allah'ın sistemi. bu tercihine lafım yok; ama buna yedirdiği akademik/bilim makyajı insanı fizik yüksek mühendisi olmaktan alıkoymuyor değil, bu da masum bir tercihten ziyade tacize giriyor. pespaye tuğyan!
  • saba tümer e konuk olup "dönülmez akşamın ufkundayım" şiirinin uzaylılara yazıldığını iddia etmiş anlam veremediğim acaip amca.

    bir de uzaylılara gönderilmek üzere bir çok sesin kaydedildiği bir kaset dinletti.
    içinde su sesi, bebek sesi, gök gürlemesi gibi bir çok ses var bir de değişik milletlerden insanlar kendi dilleriyle uzaylılara mesaj göndermiş. bizim türklerin mesajı şu "türkçe bilen varsa sabah şerifleriniz hayırlı olsun"...
    evet aynen böyle.
  • an itibariyle 14 milyar yıl yaşında olduğumu, bana öğreten şahıs.
    bilimi araştırırken, din ile ayrılamayacağı, ne kadar çok içiçe oldukları düşüncesini, her cümlesinde kestirebilmek mümkün. edebiyata olan ilgisi ve bilgisiyle, fizik, evren, felsefe, din bilgilerini, bu derece güzel harmanlaştıran başka birini daha önce hiç dinlememiştim.. bolca kitaplar da yazmış, okumak dileğiyle.
  • an itibariyle olaylı sansürsüz özel programında konuşmakta.
  • (bkz: aşkın tuna)
  • an itibariyle, habertürk'te yayınlanan öteki gündem programında konuktur.
  • kesinlikle uzaylı ve ufo'lara inanmayan bir tontiş amcadır:

    http://www.youtube.com/watch?v=cju4vqvkwrc yani kesin kanıt istiyor. hep açıklıcaklar ve hep bir şeyler olucak diyor ama ortada icraat yok diyor. yani o kadar safsatanın doğru olduğuna inanmak için öncelikle elle tutulur doğru düzgün bir kanıt istiyor. ve o kadar saf bir tepki ile hani nerde kanıt nerde gibisinden programı sunan kişiyi sorguluyor. kısaca açıklamaları ile ilginç bir fizikçidir ve kendisini konuştuğu zaman dinleten amcadır.
  • kesinlikle bilim adamı demek istemediğim adamdır. bilim adamı dediğin şüpheci, araştırmacı olur. önyargılardan arınmış olur. bu amcamız baştan her şeyi allah'la açıklamaya çalıştığı için bilim adamı sıfatını çok görüyorum kendisine.