şükela:  tümü | bugün
  • elestiri niteligi onplanda olan edebi metin
  • imalat sektöründe demir,, çelik gibi malzemelerde yuksek yuzey kalitesi ve olcu hassaiyeti elde edilmesini saglayan operasyon ve bunu yapan makineye verilen ad..
  • taslama hatirladigim kadariyla kocaklama, agit, gibi bir muzikli bir seydi. edebi olma zorunlulugu oldugunu sanmiyorum
  • (bkz: yergi)
  • (bkz: hiciv)
  • ayar konusunu işleyen koşma tarzı halk şiirleridir.
  • (bkz: guzelleme)
    (bkz: okşama)
  • bireysel taşlama örnekleri

    a) taşlama (m.ş. 1)

    gerdan kır deseler çok halt işlersin
    vay bire omuzu palanlı bekir
    içi geçmiş kavakları dişlersin
    boynu örmeli beli kolanlı bekir

    su olsan engine akmayı bilmen
    iğneyi ipliği takmayı bilmen
    oturmayı bilmen, kalkmayı bilmen
    ne desem falanlı filanlı bekir

    güneş balçık ile sıvamaz imiş
    namert mert olana güvenmez imiş
    âşık imami’yi beğenmez imiş
    boşboğaz sözleri yalanlı bekir

    âşık imami

    b) muhtar emmi (m.ş. 2)

    bu sene erken tutulduk
    karakışa muhtar emmi
    nasıl oldu da satıldık
    üçe beşe muhtar emmi

    köyümün malı ganimet
    çalan diyor velinimet
    han hırsızlara emanet
    bak şu işe muhtar emmi

    kendime geçmiyor sözüm
    benden şikayetçi sazım
    tutmaz oldu iki dizim
    koşa koşa muhtar emmi

    akçay der ki derde düştük
    bal yerine zehir içtik
    pişmanız ya bizler seçtik
    seni başa muhtar emmi

    âşık akçay

    hasan emmi (m.ş. 3)

    bu ne biçim uyumaktır
    uyan hasan emmi uyan
    sana ne yapsalar haktır
    uyan hasan emmi uyan

    el yedikçe sen bakarsın
    açlıktan ağzın kokarsın
    bir gün yatağın yakarsın
    uyan hasan emmi uyan

    pencereden hırsız daldı
    tehlike kapını çaldı
    zaten ölmene az kaldı
    uyan hasan emmi uyan

    ölü müsün hasta mısın?
    beyinsizmiş kafatasın
    elli yıldır uykudasın
    uyan hasan emmi uyan.

    hacım hak bizi kayırsın
    şeytan şerrinden ayırsın
    mezarda bol bol uyursun
    uyan hasan emmi uyan

    âşık hacı karakılçık

    c. güleç hacı (m.ş. 4)

    bizim köyden güleç hacı
    hem geveze hem dalgacı
    çekirdekten palavracı
    çok konuşur bilmiş gibi

    güleç hacı, güleç hacı
    hem dalkavuk, hem de yağcı
    şeytana pabuç giydirir
    tilki gibi numaracı

    köy sallanır güldüğünde
    cin çarpılır değdiğinde
    beleş sofra gördüğünde
    yumuluyor ölmüş gibi

    yüzünde kalmamış perde
    köçek olur düğünlerde
    güler oturur olmaz yerde
    sanki bir şey görmüş gibi

    uyur gezer hayal kurar
    ölüden avanta umar
    gözü fener gibi yanar
    karanlıkta kalmış gibi

    kul mahmud’um sözüm ona
    şöyle bir baktım boyuna
    dağda kurt olur koyuna
    para verip almış gibi

    âşık kul mahmut

    toplumsal taşlama örnekleri

    a) hızlı gençliğim (m.ş. 5)

    gene eski günner aklıma düştü
    nerde kaldı benim hızlı gençliğim
    bir şey anlamadım ne çabuk geçti
    nerde kaldı benim hızlı gençliğim

    adın ney deseler bilmez şaşardım
    koşu yapsak en arkada koşardım
    ata binsem ilk adımda düşerdim
    nerde kaldı benim hızlı gençliğim

    hele çok korkardım yağmur yağmadan
    evden çıkamazdım güneş doğmadan
    sabah kalkamazdım anam dögmeden
    nerde kaldı benim hızlı gençliğim

    uzaklaşmaz hep yakında gezerdim
    güçlü idim domatisi ezerdim
    diz boyu göl bulsam iyi yüzerdim
    nerde kaldı benim hızlı gençliğim

    rüyamda kendimi dev gibi gördüm
    bir tenha bulursam cesurum derdim
    gördüğüme çatar çok sopa yerdim
    nerde kaldı benim hızlı gençliğim

    cuma gün kalkardım pazar gün yatsam
    dokuzu yiterdi on keçi gütsem
    kuşluk kovalardı bir işe gitsem
    nerde kaldı benim hızlı gençliğim

    bitti kara mehmet arzum muradım
    ömrüm geldi geçti neye yaradım
    geri gelmez o günleri aradım
    nerde kaldı benim hızlı gençliğim

    âşık kara mehmet

    b) taşlama (m.ş. 6)
    popçu cebini doldurdu
    altın koza festivali
    tam mirkelam’a yaradı
    altın koza festivali

    seni kınarım her yerde
    kültürü düşürdün derde
    hani âşıklar nerede
    altın koza festivali
    âşık eseri (1995)

    c) zamcı dayı (m.ş. 7)
    sabreyledik gık demedik
    etli sütlü istemedik
    arada bir çay içerdik
    o da gitti zamcı dayı

    bari ekmeği kaldırma
    yanık yüreği deldirme
    bizi büsbütün öldürme
    cana yetti zamcı dayı

    bu diyardan da gidemem
    bu deveyi de güdemem
    böylece geçim edemem
    aklım gitti zamcı dayı
    âşık fidani

    d) taşlama (m.ş. 8)
    dinleyin dostlarım başa geleni
    ekmek çama çıktı tuz firar etti
    artık siz düşünün geri kalanı
    çoğu bekliyorduk az firar etti

    bulgur pilavına ediyok niyaz
    yanında bulursak iki baş piyaz
    ağustos ayında her taraf ayaz
    kışa yakalandık yaz firar etti

    bir pabucum var dabanı delik
    avara geziyom yoktur metelik
    çoluk çocuk çıplak kaldı üstelik
    kumaş kayıp oldu bez firar etti

    bu kadar yapmadı bundan evvelki
    kurbandan kurbana et yeriz belki
    kümese dadandı kurnaz bir tilki
    tavuklar tükendi kaz firar etti

    geçen gece rüyamda gördüm parayı
    uyku arasında attım narayı
    garip kaçıran’la açtı arayı
    perdeler bozuldu saz firar etti
    âşık hüseyin kaçıran
    e) taşlama (m.ş. 9)

    kasabadan murat ağa
    gripten girdi yatağa
    tez duyuldu sağa sola
    her taraftan duyan geldi

    emmisiylen dayısıylan
    iki sepet kayısıylan
    belediye reisiylen
    hep meclisi ayan geldi

    iğne ilaç falan derken
    tedavi edildi erken
    iki erkek doktor varken
    bir de bayan doktor geldi

    kimi çiçek gül getirdi
    kimi kaymak bal getirdi
    postacılar tel getirdi
    geçmiş olsun diyen geldi

    kimi sağdan kimi soldan
    akın etti hep bir koldan
    araba bozulmuş yoldan
    kaymakam bey yayan geldi

    murat ağa iyileşti
    haber çarşıya ulaştı
    kaçıranım buna şaştı
    bak milleti soyan geldi

    âşık hüseyin kaçıran

    f. tozlu yol derdi (m.ş. 10)

    alemin dilinde gezer dolaşır
    azaplı köyünün bozuk yol derdi
    yığın yığın semavata ulaşır
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    kim alırsa mazlumların ahını
    başına devirir karargahını
    tahtından indirdi iran şahını
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    ben usandın karavaydan hay haydan
    bir köşeye dönemedik kolaydan
    regın’ı da attı beyaz saray’dan
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    humeyni’yi bela etti irak’a
    dünya barışını saldı merağa
    saddam’ı bağladı orta direğe
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    mao’nun beynini yedi çatlattı
    indire gandi’ye hendek atlattı
    rusya’daki çernobil’i patlattı
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    anlatarak pembe panter masalı
    ayılar çobandan çaldı kavalı
    inek şaban yaptı eşek sunal’ı
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    atom bombasını hiroşima’ya
    atıp ültimatom verdi dünyaya
    füzeyinen it gönderdi fezaya
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    birinci, ikinci dünya savaşı
    ha çıktı çıkacak deccal’ın başı
    karneye bağladı ekmeği aşı
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    gelene dek şu yirminci asıra
    nice sultanları sardı hasıra
    boş kağıdı saldı abdül nasır’a
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    zülfikar buddo’nun ol ziya ül hak
    hakkında düşündü darbeyi mutlak
    idam fermanını imzaladı bak
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    bin dokuz yüz altmış üçte şu üç can
    demokrat menderes, zorlu, polatkan
    bunlara da yazdı kanlı bir ferman
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    noksan çıktı almanlar’ın arşını
    faşizm çalarken nazi marşını
    hitler’in beynine sıktı kurşunu
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    karl marks bunların bilmem nelisi
    olmak için sosyalizmin velisi
    lenin’i eyledi hücre delisi
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    yıldırım’ı timurleng’i şaşıran
    döğüştürüp bir birine düşüren
    zehir verip ciğerini pişiren
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    türklere on altı devlet kurdurdu
    yıllar yılı demi devran sürdürdü
    gaflete dalınca sona erdirdi
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    yezit denen zalim, iman cahili
    al kana boyandı kerbela ili
    cehenneme saldı ebu cehil’i
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    şeddat’a yaptırdı maddeden cennet
    sinekle nemrud’a verdi eziyet
    isa’yı semaya saldı akıbet
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    ibrahim’i mancınıkla attırdı
    yusuf’u mısır’a saldı sattırdı
    medyen’den musa’ya koyun güttürdü
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    yunus’u kavmi ile küstürdü
    balığa yutturup geri kusturdu
    zekarya’yı testere ile kestirdi
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    ad kavmi aleme şer geldi gitti
    lut kavminin ömrü pislikte bitti
    semut kavmini de sor bak ne etti
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    israil kavmini yoldan saptırdı
    tanrı diye firavun’a taptırdı
    tufan’da nuh’a da gemi yaptırdı
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    yüz dört kitap hak emrini söyledi
    dinlemiyen belaları boyladı
    nice sarayları viran eyledi
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    feymani’yim cahilinen yarışmam
    namertlerle küsülüyüm barışmam
    kıyameti koparırsa karışmam
    azaplı köyü’nün bozuk yol derdi

    âşık feymani

    yalanlama - mübalağa örnekleri

    a) âşık kara mehmet - âşık şıhlıoğlu atışmalı yalanlama (m.ş. 11)

    şıhlıoğlu:

    yatsan bile gene girmez düşüne
    hiç aklım ermedi bunun işine
    halat atmış erciyes’in başına
    çeke çeke bölen gördüm ne dersin?

    kara mehmet:

    kuyruğundan tuttum bak kova kova
    öldürürüm onu ben döve döve
    altı koyun yutmuş iki de deve
    bir küçücük yılan gördüm ne dersin?

    şıhlıoğlu:

    acep ne dersin ki sen bu hususta
    bir yanı atlıya bir yanı posta
    bilmem mühendisti bilmem bir usta
    karıncada plan gördüm ne dersin?

    kara mehmet:

    karamehmet der de değilim cahil
    caniye caniyim ehile ehil
    yalan idim ama bu kadar değil
    seni benden yalan gördüm ne dersin?

    b) toktur be (m.ş. 12)

    verdiğin berize budur gayratım
    bundan başka uyamayon toktur be
    üç sepet yumurta sabah kayfaltım
    teker teker sayamayon toktur be

    iki lehen pilaf bir yannık ayran
    ister yağlı olsun isterse yavan
    yanına kesiyon beş kilo sovan
    yeyon yeyon doyamayon toktur be

    üç çencere bamya yerin bişince
    yirmi tas su içip birez koşunca
    her yanı sökülür karnım şişince
    sağlam göynek geyemeyon toktur be

    hindiye acımdan çoktan ölürdüm
    sağ olsun konşular ediyo yardım
    bir koyundan fazla yemem söz verdim
    ayıp olur cayamayon toktur be

    günde iki çuval unum gediyo
    avradım her sabah ekmek ediyo
    bir kazan fasille gönül ye deyo
    artırmaya kıyamayon toktur be

    bazı az geliyo beş kasa fırma
    yedi ilahnadan yapıyoz sarma
    onu da mı yedin deye hiç sorma
    utanıyon deyemeyon toktur be

    senede kırk dönüm bostan ekerin
    benden başka kimse yemesin derin
    kavını karpızı kabıklı yerin
    acelemden soyamayon toktur be

    bilmem kara mehmet nereye geder
    buyumuş kısmetim buyumuş gader
    bir günde yediğim işte bu kadar
    taha fazla yeyemeyon toktur be

    âşık kara mehmet

    hindi: şimdi
    fırma: hurma

    c) karpuz (m.ş. 13)

    bu sene bir karpuz ekdim ceyhan’a
    satmak için her tarafa bildirdim
    acep daha ham mı yetti mi diye
    bir yanını matkap ile deldirdim

    kabak dalı gibi çiçekler açtı
    salladım birinden bin arı uçtu
    kökeni beş tarla öteye geçti
    irgat tuttum uçlarını yoldurdum

    güzel karpuz verir bizim burası
    inanmayan gelsin karpuz sırası
    birisi yarılmış aktı şiresi
    suyu ile dokuz varil doldurdum

    satın almak için çok tüccar geldi
    kırkı ortak olup beş karpuz aldı
    birisini oyduk bir cami oldu
    içinde bir hafta namaz kıldırdım

    birisini kesdik yetti bir köye
    bir dilim hediye gönderdim beye
    çok korkdum yerinde kalacak diye
    vinç getirdim teker teker kaldırdım

    sattım kara mehmet ikili birli
    gene zarar ettim çıkmadım karlı
    doksan bekçi tuttum eli mavzerli
    ne fayda ki bir tanesin çaldırdım

    âşık kara mehmet

    d) pamuk (m.ş. 14)

    bir pamuk büyüdü bizim tarlada
    dallarına ben de şaştım duydun mu?
    çıktım da üstüne toplayım derken
    kırk metre yerden düştüm duydun mu?

    görenler zanneder üstünü karlı
    topluyor ırgatlar eli hararlı
    yüz amele tuttum balta hızarlı
    elli yedi günde biçtim duydun mu?

    bu nasıl hikmettir bilmek istedim
    her tarafa methin salmak istedim
    kökünü ucunu bulmak istedim
    beş yüz metre kuyu deştim duydun mu?

    odun için yaprağını kırdırdım
    yüz kişiye kabuğunu soydurdum
    bina için gövdesini oydurdum
    alt katını bir han açtım duydun mu?

    otuz kendir dolanmıyor belinden
    halat yaptım pamuğunun telinden
    akdeniz’e köprü çattım dalından
    üzerinden ben de geçtim duydun mu?

    kara mehmet söze yalan mı kattım
    dalları kereste hep ihraç ettim
    şiflerinden koca bir gemi çattım
    üç günde okyanus aşdım duydun mu?

    âşık kara mehmet

    e) karagücük eşşegim (m.ş. 15)

    kınamayın dostlar derdim çok büyük
    öldü benim karagücük eşşegim
    karada taksiydi denizde kayık
    öldü benim karagücük eşşegim

    bazen oynar güldürürdü herkesi
    çok bağırır kesilmezdi nefesi
    yüz kilometreden gelirdi sesi
    öldü benim karagücük eşşegim

    kayıp olsa yana yana arardım
    her kimi görsem ona sorardım
    beşli köten takar tarla sürerdim
    öldü benim karagücük eşşegim

    bağlasam sökerdi çamın kökünü
    yalnız yerdi otuz dönüm ekini
    götürürdü bir trenin yükünü
    öldü benim karagücük eşşegim

    yola sürsem hep giderdi harınan
    çalışırdı yağmurunan karınan
    değişmezdim yedi tane tırınan
    öldü benim karagücük eşşegim

    hep onu aradı kira taşıdan
    aşağı binmezdi altmış kişiden
    beş altun madalya aldı koşudan
    öldü benim karagücük eşşegim

    kara mehmet ondan yüzüm gülmedi
    üç aydır ağlarım halim kalmadı
    yüz baytar getirdim çare bulmadı
    öldü benim karagücük eşşegim

    âşık kara mehmet

    f) duydun mu? (m.ş. 16)

    kel ali’nin dört boynuzlu danası
    kanatlanmış göğe uçtu duydun mu?
    çift sürerken halime’nin ninesi
    heybesinden öküz düştü, duydun mu?

    yumurtlamış horozların tümüsü
    suya düşmüş tavukların namusu
    erzurum’dan gelen peynir gemisi
    ankara’dan öte geçti, duydun mu?

    üvez uçtu yer oynadı yerinden
    salyangozlar buz bağlamış terinden
    fırın yaptık erciyes’in karından
    kayseri’ye ekmek pişti duydun mu?

    hacım çok mu bu yalanın gerisi
    bir kovan bal yapmış yaban arısı
    şaşı ibiş’in gözü ama karısı
    on çuval pirinci seçti duydun mu?

    âşık hacı karakılçık

    g) memiş emmi (m.ş. 17)
    bizim köyün meteliksiz memiş’i
    yoksulluktan yiyemezdi yemişi
    kader ile ters giderdi her işi
    adamcağız çekti çekti ölmedi

    duttan düştü bel kemiği kırıldı
    gafatası yedi yerden yarıldı
    sınıkçılar geldi tek tek sarıldı
    memiş gene çekti çekti ölmedi

    kanser oldu ankara’ya saldılar
    ölür diye ağıdını çaldılar
    böbrek ile ciğerini aldılar
    memiş gene çekti çekti ölmedi

    yazın karpuz yüklü kamyondan düştü
    tekerin ikisi üstünden geçti
    bir gün ilaç diye ddt içti
    memiş emmi, kustu kustu ölmedi

    it daladı kırk gün yaptılar aşı
    sanırsın azrail bunun kardaşı
    üstüne devrildi değirmen taşı
    bizim memiş çekti çekti ölmedi

    hacım memişini dile getirdi
    ecel bir gün vadesini yetirdi
    bir gün nezle geldi aldı götürdü
    vay memişim çeke çeke zor öldü
    âşık hacı karakılçık

    atışmalarda taşlama-takılma örnekleri

    a) âşık kul mustafa - âşık posoflu müdami (m.ş. 18)

    âşık müdami:

    senin ile bir nazire oynayak
    amma söz içinden söz çıkartırım
    zahiri sıfatta dönüp dolaşma
    girer öz içinden öz çıkartırım

    âşık kul mustafa:

    mevlam emretmese yağmur yağar mı?
    lök dengin bulursa gider ağar mı?
    kamil kuldan ham bir kelam doğar mı?
    kamil sözlerine naz çıkartırım.
    âşık müdami:

    hangi daldan uçtun hangi dala konarsın
    akşam olur hangi dalda dönersin
    yaklaşma üstüme sonra yanarsın
    ateş püskürürüm köz çıkartırım

    âşık kul mustafa:

    hiç düştün mü sen bu aşkın bendine
    akıl almaz ilimine fendine
    seni alırsam kol kemendine
    vurur yerden yere toz çıkartırım

    âşık müdami:

    baba müdami’yim cahil zannetme
    haddine kadim ol ileri gitme
    emen tıfıl âşık acele etme
    bu işin sonunu düz çıkartırım

    âşık kul mustafa:

    söyler kul mustafa geçmiş amcandan
    ondan sonra bin ders aldım cerenden
    doksandokuz âşık kovdum meydandan
    bir de sen gelirsen yüz çıkartırım

    b) âşık hacı karakılçık - âşık hilmi şahballı

    âşık şahballı:

    gençliğinde doğru yola gidiyon
    korkarım sonradan azarsın âşık
    istikamet yolun doğru şimdilik
    korkarım yolunu bozarsın âşık

    âşık hacı:

    bundan önce benim sadık dostumdun
    niçin yavaş yavaş yazarsın âşık
    öğüt versem öğüdümden almazsın
    niçin doğru söze kızarsın âşık

    âşık şahballı:

    varsak türkmenlerdenmiş senin soyun
    ölçtüm biçtim gayet güzelmiş huyun
    iki metreyi geçiyor bak boyun
    çam ağacı gibi uzarsın artık

    âşık hacı:

    haklı haksız demez bana çatarsın
    yalan pazarında mavra satarsın
    ahlakın kurusun gündüz yatarsın
    karanlık basınca gezersin âşık

    âşık şahballı:

    çoban olup seni ben az mı güttüm
    tükendi bu ömrüm eridim bittim
    bilmem ki arkadaş sana ne ettim
    sen bizim darıyı bozarsın âşık

    âşık hacı:

    söylemeyim kalsın sözün kalanı
    bugün bulamadım sözden alanı
    bu uçsuz bucaksız yalan, palanı
    alışkın diline dizersin âşık

    âşık şahballı:

    dur şahballım dertlerine dert katma
    ok olup bu dertli sineme batma
    ben yalan söylemem iftira etme
    alışkın diline dizersin âşık

    âşık hacı:

    âşık hacı der ki bilirsin beni
    latife yaparak severim seni
    gelenler gidiyor bu dünya fani
    ecel rüzgarında tozarsın âşık

    c) âşık kul mustafa - âşık feymani (m.ş. 21)

    kul mustafa:
    feymani seninle cenge girelim
    amma sözlerime darılmayasın
    gücün ne kadarsa o kadar yüklen
    yokuşun dibinde yorulmayasın

    feymani:
    muhabbet cenginde söz silahını
    giyinip kuşanıp kurulmayasın
    dikkat eyle ileride deniz var
    düşünce yılana sarılmayasın

    kul mustafa:
    kim olduğun gidip sormam elinden
    ayarın ne ölçeceğim dilinden
    malın mülkün alacağım elinden
    hırsından ikiye yarılmayasın

    feymani:
    kenarda dolaşma gel deryaya gir
    muhabbet cenginde gönül aşkla bir
    irfan meclisinde kalın incelir
    haddini aşıp da kırılmayasın

    kul mustafa:
    senede bir gidermişsin konya’ya
    bir de âşık yazdırmışsın künyeye
    babasız tecelli edip dünyaya
    is’olup çarmıha gerilmeyesin

    feymani:
    nasrettin hoca’nın heybesi gibi
    nüktedan sözlerin söbesi gibi
    gayrımüslümlerin kabesi gibi
    efes’e tavafa varılmayasın

    kul mustafa:
    söylenen sözlerden üstüm diyorsun
    hal ehli olana dostum diyorsun
    mürşit dergahına postum diyorsun
    beynamaz evine serilmeyesin

    feymani:
    sabır etmek ilimlerin başıdır
    bu benim yaptığım aşk savaşıdır
    insan şerefiyle köşe taşıdır
    kilise damına örülmeyesin

    kul mustafa:
    aşk göze görünse sema sandırır
    uğrayanı gizli gizli yandırır
    bu böyle erkeği dişi kandırır
    cennetten dünyaya sürülmeyesin

    feymani:
    insana evvela olgunluk gerek
    temelsiz binaya verilmez direk
    aklınca cennetlik kulum diyerek
    sonra cehennemde görülmeyesin

    kul mustafa:
    kul mustafa’m kemlik namert işidir
    kamil işi etrafını ışıtır
    karın yeri yüce dağlar başıdır
    engine yağıp da kürülmeyesin

    feymani:
    feymani içinde kötü his tutma
    sadık dosta darılıp da küs tutma
    altın isen altınlık yap pas tutma
    sonra çar çamura garılmayasın

    kaynak : http://turkoloji.cu.edu.tr/…makaleler/16.asp#_edn12