şükela:  tümü | bugün
  • başlık bomboş kalmış ben bir iki kelam edeyim. ağırlıklı müslüman ve milliyetçi olan ve üj bej seçkin üniversite dışındaki üniversitelerde görev yapmakta olan akademisyenlerimizi "memur akademisyen" olarak tanımlamak daha faydalı olacaktır. zira akademisyenlik kısa ve orta vadede bok gibi para kazandıran bir meslek olmadığından özellikle iki büyük şehirde bulunan üniversiteler dışında pek çok üniversitede zorunluluktan akademisyenlik yolunu seçmiş pek çok şanssız talihli bulunmaktadır. bu adamın üst yönetimi de, dersine girdiği öğrenci de genelde aynı mantıkta olduğundan(mesleğim olsun, güzel para kazanayım) akademisyenlik akademik formattan çıkıp en kısa yoldan yar. doç. olup yatış pozisyonu aramanın bir yolu oluvermiştir. olayın kilit noktası akademik gelişim sağlamak için akademisyen olmakla, akademisyen olunduğu için akademik gelişim sağlamak zorunda olmak arasındaki vizyon farkıdır. konu biraz dağıldı, istediğim şeyi tam anlatamadım ama kırk yılda bir kafa yorup birkaç satır bir şey yazdığımdan silmiyorum anasını satayım.
  • bir çoğu derin devlet ve ümmetçilik marifeti ile ünvan alır, iş başına getirilir. açıp dosyasını baksan, uluslararası bir tane yayın bile göremeyeceğin gibi, varmış gibi gösterilenlerinin çoğunun oradan buradan copy paste olduğunu hemen fark edebilirsin. ülkedeki adaletsiz gelir dağılımının en çarpıcı örnekleri taşra akademisyenleri arasından çıkar.
  • tam tanımı pabucumun akademisyenidir. çoğu eziğin önde gideni bayrak sallayanıdır. çünkü kapasiteleri o kadardır. tek dertleri ek ders koyup para kazanmaktır. hafta içi akşam, hafta sonu hiç farketmez, gelsin paralar, tek olayları budur. iş yapanı da, yapmayı da sevmezler. sittin sene evvel, sikindirik bir dergide, daha da sikindirik bir makale ile akademik pozisyonlarını almışlardır.

    (bkz: psikopat asistanlar/#15080086)

    edit: hatta öyle ki, mastera kabul edilme şartları oluşmadan*, asistan ünvanını almış bir kişiyi de görmüştür gönül. torpildeki güce bakın, hey ki hey. sonra bilim yapıyoruz biz derler, siktir lan afedersin
  • aralarından nadiren de olsa büyük şehir akademisyenlerini sollayanlar da çıkar. lakin bu gibi akademik meselelerde, hele hele sosyal bilimler değil de fen bilimleri alanında profesör oldularsa, akademik çevreler, alanlarıyla ilgili sanayi kuruluşları ve şirketler dışında kimse bu adamlardan haberdar olmaz. o yüzden diğer çoğunluğun içinde bunları da harcarlar atıp tutarken.
    taşranın nerenin taşrası olduğu da önemli. iç anadolu taşrasında müslüman türk kimliğine bağlanmışlar çoğunluktayken doğu ve güney doğuya gidildikçe sola kayma yaşanır. ege taşrasında yatış pozisyonunu hiçbir yöne çevimeye gayret etmeyen adamlar vardır, karadeniz civarında da koyu milliyetçiler.
    bu üniversitelerin hiç bir zaman gelişemeyecek olmasının temel sebebi zaten hangi görüşü benimserse benimsesin, kısa yoldan maaşımı ders ücretimi alayım yan gelip yatayım diyen memur zihniyetli teyzeler ve amcalar. bunlar kaytarabildikleri ilk yerde derse bile girmez, öğrencilere yok ödev verdim yok konferansa gönderdim diye kılıf uydurup ders ücretini yerken vicdani bir rahatsızlık asla duymaz. bir gün, yapıştıkları koltukları terk edebilirlerse, bunların gevşekliğinden rahatsız olup doğru yolu bulmaya and içen genç akademisyenler bir şeyleri değiştirebilir buralarda. ama iş başa düşünce genellikle değişen pek bir nane olmaz.
    o yüzdendir ki türkiye'de her zaman adları bir çırpıda sayılabilen bir kaç ünlü üniversite olacaktır.
    gerisi hava and the civa.
  • bir lise hocası kadar emek harcar. sadece derslere girip çıkmaktır derdi. hatta yaz okulu icat edileliden beri bir ekmek kapısı daha açılmıştır kendisine. bilgisayar ile kavuşması akabinde odasından hiç çıkmadıkları ve sürekli olarak bilgisayar başında tez-proje (!!) okudukları görülür. sittin sene evvel gittikleri ve 1-2 ay kaldıkları ingiltere/amerika/isviçre gibi ülkelerdeki anılarını öğrencilerine bol bol anlatırlar. sanırsın ki tübitak büyük ödülüyle oralara gitti ve nobel'i kılpayı alamadan geri döndü. bunlar akademik olarak yükseldikçe (işlenen konu süresi)/(toplam ders süresi) oranı azalma eğilimi gösterir. misal bir öğretim görevlisi 3 saatlik bir dersin sadece 15 dakikasında ders dışı konuşurken bir prof 3 saatte sadece 15 dakika ders işler.

    bunlardan bazılarının kendi yazdığı, takriben 20 sene öncesine ait bir bilim kitapları vardır. ders kitabı niyetine sınıfta para toplatıp aldıranları ve hatta mecbur tutanları da vardır. o daktilo ile yazılmış ve şekilleri elle çizilmiş fizik kitabını aldığım zaman anlamıştım işlerin nasıl döndüğünü.
  • yüce hükümetimizin her ile bir üniversite ilkesiyle olur olmaz her yerlere üniversite açma gayretinin sonucunda ortaya çıkmış hoca tipidir. büyükşehirdekilerin ne olduğu, aynı hükümetin politikalarını överek devlet kanallarında dillendirme gayretlerini dikkate aldığımızda çok da kızamayacaımız tiplerdir. büyükşehirlerdeki muadillerinden farklıdırlar elbet; onlar kadar yol yöntem bilmezler, dilleri o kadar dönmez, eve girerken çıkarttıkları ayakkabıların altında unutmaya çabaladıkları köylerinin tozları saklıdır. çoğunun bilim ile zerre kadar ilgisi yoktur.

    büyükşehirlerdekilerin de çoğunun bilim ile yakından uzaktan alakası yoktur. ama çoğu yol yöntem bilir. anaları babaları modernizmin nimetlerini ilk yaşayan kuşaktandır. ama çocukları bu zamanda ayakta kalmak için aydınlanma değerlerine saldırmak gerektiğini güzelce kavramışlardır. arkalarında koskoca post modern öğreti vardır. kimse onlara dokunamaz.

    kimseyi suçlamamalı aslında.

    üniversite gibi bir kurum bizim islamla zedelenmiş bünyemize aykırı hala. evrensel bilim, aydınlanma, aklın öncülüğü... daha bunları hazmedememişiz...

    oturup ciddi ciddi "kurban bedelini bağış olarak yapsam kabul olur mu" diye merak eden zihniyetin sorularına yanıt arıyoruz. sonra aynı ciddiyetle dinci bir iktidarın açtığı "üniversite"lerin "hoca"larından bilim bekliyoruz.

    daha çok bekleriz dostlar. hem bu yol batıya değil, doğuya çıkıyor.
  • "-hocam red bull içiyonmuşun, boşver onu, bende on numara pekmez var, getirem pazartesi." vb. cümleler duyabilendir fakülte personelinden.
  • makaleden anladıkları sci index, hakemli, a sınıfı, b sınıfı olan akademisyen tipidir (buna göre para alacak ya şerefsiz, bilime katkı, impact factor, hot topic, yenilik de neymiş). denildiği üzere taşra akademisyeni bir tanımdır, büyük şehirlerde de olur elbet lakin bu vasıfsızlar genelde taşra üniversitelerini mesken tutmuştur. başta fen edebiyatlar (her yerde bulunur ya, kadro kapacak), eğitim (ikinci öğretim diye umut sömürecekler ya, gelsin paralar) fakültelerinde bulunur. haa sanmayın ki diğerleri farklı, zaten iyi bir mühendislik öğrencisinin devlette ne işi var, vasıfsızlar da, kadro peşinde, mühendislik fakültelerini mesken tutar.

    merak ettiğim insanın vicdanı hiç mi sızlamaz, gerçi bırak vicdanı, pek çoğu kendisini dev aynasında görür, erişilmez sanır. büyük üniversitelere bakın, hoca-öğrenci ilişkisi çok gevşektir, lakin bu vasıfsızların odasına destur çekmeden giremezsiniz bile. ona rağmen binbir tavır atar şerefsizler. sci-index diye övünür, impacti sıfıra yakınsayan bir dolu makalesi vardır, bir de hiç hakemsiz ne sike yaradığı belli olmayan makaleleri de vardı. maksat rakam olsun, çok görünsün. konferanslara gider, götünü gezdirir, para alacak ya. öğrencisinin işlerine çöreklenir.

    makale çetesi kurmayı da iyi bilir bu tipler genelde. zaten sözlükte bir çoğu örnek olarak sunuldu, arasan daha da bulursun, hani genelleme yapmayayım diyorsun ama, genellenmiyecek gibi değiller ki. ha yök bursuyla gitmiştir okumuştur falan diyenler var, yahu yurt dışından bileğinin hakkıyla kabul edilen bir sürü başarılı öğrenci var, bursu türkiye'den aldıktan sonra emin olun princeton'a da rahat kabul edilirsin (tabi başarılı olanlar). bu vasıfsızların bursu nasıl aldıkları da malum, başarılı olan bursiyerler zaten kolay kolay yurda dönmez, bir şekilde senedini öder tüyer (çok idealist adamı yıldırdılar memleketime döneyim diye heves eden), diğer bazı vasıfsızlar yurt dışı görmüş taşra akademisyeni olarak görevini icra ederler, rahat olun yani. ayrıca diğerlerinden iki misli daha kompleksli olurlar, malum yurt dışı gördü ya, artık kafasındaki yeri düşün, geldiği yeri düşün.

    sözün özü ben türkiye'de yüksek öğretim de dahil, eğitim sistemine olan inancımı komple yitirdim, önceleri birşeyleri değiştirebiliriz, kendimizden başlayalım, başarabiliriz diyordum ama türk eğitim çevresine bu miskinlik, bu kompleks, bu tuhaf tavır öyle bir yerleşmiş ki, kurtulmak artık mümkün değil. bence insan akıl sağlığı açısından da bu eğitim işinden her seviyede uzak durmalı, yoksa ya marjinelleşiyor, ya da deliriyor.

    (bkz: kifayetsiz muhteris)
  • sanırım taşra akademisyeni başlı başına olumsuz bir sıfat olarak kullanılmış burada. bir çeşit küfür gibi hatta. akademisyenin taşrada olmasından yani mekandan bağımsız bir ruh hali, bir duruş, bir davranış kalıbı olarak. görülüyor ki memleketimin akademisi bir ayna gibi memleketimin bütün defolarını taşıyor. ama sormadan da edemiyorum. hiç mi iyi örnek yoktur bu koca camiada? bir istisna maddesi koymak bu kadar zor mudur?
  • hepsi de yukarı da belirtile şekilde olmayanlardır.