şükela:  tümü | bugün
8 entry daha
  • tam olarak içinde bulunduğum durum.

    gelecek hafta izinliyim ve hiçbir şey yapasım yok. oturduğum yerden olası tatil simülasyonları yaparak göreceğim yerleri ve sonrasında oluşacak "ee ne var deniz işte" "ee ne var yani yeşillik evet" "hımm mağara işte evet" şeklindeki nihilist hallerimi düşünerek vazgeçiyorum.

    biliyorum ki nereye gitsem kalabalık olacak. harala gürele bir yerlerden bir yerlere gideceğim o da daha çok yorucu olacak. sıcakta bunları yapmak hiç çekilmiyor. tatil beldelerini işgal eden kemirgen esnafların uçuk hizmetleri ve biçtiği fiyatlar dışında şaşıracak bir şeyim de olmayacak.

    geçen hafta kuzey ege turu aldım ama ertesi gün iptal ettim. aslında deniz tatilini de o kadar çok sevmediğimi fark ettim. suya girip çıktıktan sonra sepserin bir yerde oturmak tam istediğim şey ama o da her yerde olmuyor. güneşlenmek zinhar bana göre değil. şemsiyeyle bile olsa hiçbir şey yapmadan o güneşin altında saatlerce oturmak hiperaktif ruhuma ters. sürekli dönüp duruyorum o şezlong üzerinde, kumda vs.

    evde bacakları duvara dikip tavan izlemek,"üff tatile çıkmayarak salaklık ettin" deme pişmanlığı yaşayıp bir sonraki tatile gitmeye üşeneceğim günleri beklemek daha câzip geliyor şu an.

    keşke şu sanal gerçeklik çok ilerlese de evde öylece oturarak dünyayı gezsem.

    edit: baharda gezmeyi seviyorum, yazı sevmiyorum galiba.
  • (bkz: benim o)
    hele birde cocuk var ise..
    3 bavul hazırla
    dönüşte herşeyi yıka ütüle
    tatilde çocuk ne istiyorsa onu yap vb derken en çok anneler yoruluyor...
    gerçekten bekarsanız yada çocuğunuz yok ise simdi gidin
    çocuk olunca iyice gözünüzde büyüyor

    anneli babalı bebekli yurtdışı tatilli instagram resimlerine bakmayın tecrübe ile sabittir bildiğin yalan...

    bekarken yada yeni evliyken gezmek çok kolay bir bilete bakar birde otele yada arkadaş evine vb.
    sonra geri dönünce de hemen toplamam lazım derdine girmezsin bebek yok birşey yok.
    bu çocuğun pişik kremi nerde diye bavulu yere boşalttığımı bilirim eve girer girmez...
  • genelde 35 yaşından sonra olan hadise. senelerdir tatile gidip geri geleceğini bildiğin için hiç gitmemek daha mantıklı. tatile gitsen bile üşenerek gidiyorsun. çünkü geri dönüyorsun her zaman.
  • gitmek yine bir şekilde katlanılabilecek bir eylem de dönmek çok zor geliyor. dönüş yolu ayrı dert, istanbul'a alışmak ayrı dert. o yüzden otur evinde yavv.
  • en önemli depresyon belirtisi "isteksizlik" sonucu insana gelen üşenme halleri..
  • ortaya çıkması normal durum. artık tatil yapmak zorunlu bir ihtiyaçmış gibi hissettiriliyor insanlara, herkesin zihni tatile gitmeliyim, çok gezmeliyim, gezmeliyim de gezmeliyim düşünceleriyle dolu. bu şekilde rahatlamadan çok kendini zihnen daha çok yoruyor herkes farkında değil. kafacağızlar da napsın anlayana üşengeçlik hissettirerek sinyal gönderiyor işte, bakın bu bir işarettir hehe.
  • deniz denilince hiçbir şeye üşenmem o yüzden anlayamıyorum sizi
  • zaten bir tatil kültürünün olmadığı, deniz nedir bilmeyen kavruk bir köylü ailesinden geldiğim için sonraki zamanlarda sorun yaşadım. tatil bizim için okulun kapanması anlamındaki bir sözdü ve yaz memleketimde tarım üretiminin en yüksek noktasına denk gelir. yaz özellikle yakıcı, yoğun; insanın iflahını kesen bir çalışma programıydı. güneşin altında geberirdim, çalışmanın kendisi değil, güneşten nefretim sorundu. sonra yılla geçti ve biriyle alanya'ya gittim. ağır bir depresyona girdim. kafa derim pul pul dökülmeye başladı. bütün yaşam isteğim yerle bir oldu ve çöküntüye uğradım. keskin ışık gözümü köreltiyordu ve bedenin kavruluyordu sanki. dönünce doktora gittim, ağır bir travma mı geçirdiniz dedi. evet, tatile gittim dedim. adam şaka yaptığımı sandı. yani sevmiyorum yaz tatilini; yazı da sevmiyorum. o tuz tadı, berbat yosun kokusu; o nem, kum, krem, ter, tuz, çıplak insan bedenleri...off düşünürken bile mahvoluyorum.

    bana klimalı bir oda versinler, televizyon ve kitaplarım. orada üç dört ay yaşarım. ya da kış uykusu gibi bir yaz uykusu olsaydı da ben ona yatsaydım. yaz çılgınlığı geçip gittiğinde uyansaydım, ya da daha iyisi hiç uyanmasaydım
  • ne gerek var sendromu. yıkık
  • bizim gibi fakir piçlerin kendini avutmak için kullandığı bahane.*
8 entry daha