şükela:  tümü | bugün
  • alışkanlıklarımdan vazgeçip şimdi de başka bir şeye alışmaya çalışıyorum. az yalnızlıktan çok yalnızlığa evrilirken ufak tefek güneşler batıyor içimde. görmezden gelmenin yollarını deniyorum. kendime bir kahve daha yapıyorum mesela. sessizlik ve karanlık ürkütücü.

    sonra kendimi seni düşünürken yakalıyorum. yanında her şey siliniyor. seninle beraber olmaktan daha büyük bir keyif yok benim için. sevgi herkes için başka bir şeyi ifade etse de benim için her şey demek. sınırlı zamanlarda da olsa yanyana olmak, elini tutmak güzel. hayatın boyunca çok mutlu ol istiyorum. varlığımla mutluysan yanında olurum, yokluğumla daha mutlu olacaksan da uzağında dururum. bir insanı sevmek demek onun iyiliği için uzağında kalabilmeyi de göze almak demektir benim için. senin gerçeklerin benim hayallerimin çok uzağında olsa da kalbinde misafir olmak da güzel. bazen o kadar çok özlüyorum ki seni içimdeki kelebekler can çekişiyor. ölüyor bazıları, ağırlaşıyor içimde. kelebekleri öldürse de şartlar bazen, sevgi güzel şey tatlı yanak. şimdi uyu...
  • balkon kapısını açtım bu sabah sonuna kadar, yalnızlık çıkıp gitsin istedim ama o gitmediği gibi soğuk rüzgarlar girdi içeri. ne de olsa şubat, hep tehditkar bir rüzgar. bu gün sevgililer günü. anlamı uzun zamandır solmuş bir kavram bende artık. biraz da pastel. silik, dikkat çekmeyen ama yakışan bir renk gibi üzerimizde sevgi. dışardan bakan hiçkimse anlamaz birbirimizi sevdiğimizi, yanyana gizleyemeyiz ama uzakta güvendeyiz. keşke bazı şehirlerde özgür olsa sevgi, o şehre taşınsak. sevginin yasak olmadığı şehirler kursak, orda istediğimiz kadar yaşasak...
  • profilini değiştirmişsin instagramda. benim için çok özel bir fotoğraftır o. yüz yıl geçse de üzerinden o fotoğrafa duyduğum aşk başka. uzun ve sıcak yaz günlerinde önce uzun uzun seyrederdim seni sonra kalbime koyar derin nefesler alırdım. göğsümden öptüğün hissine kapılır kalbim ağzıma gelirdi. şimdilerde fotoğrafını büyütüp yanağından öpüyorum ya her sabah, bunu yapamazdım o zamanlar. bunu yaptığımı anlayacağını sanır, utanırdım. sabah uyanır, yüzümü yıkar, saate odaklanır dokuz olmasını beklerdim. sen cevap verdikten sonra başlardı hayat benim için. dokunamasam da sana, sesini duyamasam da sen hayattın benim için, aldığım nefestin. hala da öylesin...
  • aslında hayalim başkaydı. bir gün her şey bittiğinde ne yaşandığını oku burdan istemiştim. buna rağmen ara sıra “bitmesine gerek yok yaşarken öğrensin“ diye de geçirdiğim oluyordu içimden. böyle daha güzel oldu, her şey zamanında güzel, yaşanırken bilmek anlamlı.
    pazar günleri sevilmez pazartesi yakındır diye. ben başka nedenlerden sevmiyorum artık. yazamıyorum sana diye eskiden de sevmezdim hiç. geçmezdi o pazarlar, bir türlü pazartesi olmazdı.
    güneş şubata inat ılık ve parlak bu gün. iki kahvaltı teklifini geri çevirdim. tost yapıp şekersiz kahve içeceğim bu sabah da. dün kırmızı meyveli bir sürü çikolata yedim sana yazarken. değişiyorum. bu da korkutuyor beni. bir yılanın derisini değiştirdiği gibi terkediyorum eski alışkanlıklarımı. kolay olmuyor. yeni deri kendini bulana kadar bedeninde her türlü enfeksiyona açık yaşıyorsun. bu yüzden az insan olmalı hayatımda, eski bağışıklığım gelene kadar yerine her şeyden uzak durmalıyım. ve her şey yeni ve kullanılmamış olsun istiyorum artık. hayatın neresindeyim bir fikrim yok. yaptığım yanlışlıktan sonra bir kere daha sorguladım kendimi. bencilim. vazgeçmek yerine birinin hayatını mahvediyorum belki de. nerde mutluysam oradayım ben diye bir şey yok tatlı yanak. insan en çok mutlu olduğu yerde olur ve bunu kaybetmemek için de başka mutlulukları feda etmeli. zevklerimiz ve kalplerimiz aynı şey için çarpsa da dünya görüşümüz çok farklı. bunu önemsemiyorum çünkü seninle bir hayatı paylaşmayacağım. küçük zamanlara ve küçük mekanlara sığdırılmış ortamlarda dünya görüşünün bir önemi yok. an’lar var sadece bizim için. takvimlerde işaretlenmiş bir kaç gün.. almak ve bırakmak var aynı yere, navigasyonlar var ve geceler var en çok, dört duvarlar... bir kaç metrekareye sığdırılan olağanüstü zamanlar var, derin uykular, sallama çaylar. yüzlerce güçlü elin bizi tutmasına rağmen onlardan kurtulabilecek kadar güçlü bir sevgi var.
    hayatım boyunca iyi bir insan olmaya çalıştım. bir bir terkettim insanları yaralayan yanlarımı. hep değiştim, hırçınlıkları, kavgalarımı, öfkemi eritip yokettim kendi içimde. ve uzun zaman önce iyi bir insan olabilmenin yolunun herkesi olduğu gibi kabul etmekten geçtiğini öğrendim. değiştiremediğin şartları sevmeyi... sevemiyorsam da terketmeyi. ama her şeye rağmen bir insanı iyiye ya da kötüye indirgemeyecek kadar hayat tecrübem de var artık. insanlara iyi ya da kötü derken aslında bizden ne kadar farklı olduklarına bakıyoruz. bize benzeyenler iyi, benzemeyenler kötü diyecek kadar da benciliz.
    bu sabah aynı dünyaya uyandım gene. bizi tutan o milyonlarca el üzerimdeydi. yazılı kurallardan daha önemli yüz yıllardır süren gelenek. söz uçar yazı kalır diyenler yanılıyor. kuşaktan kuşağa aktarılan değerler asla değişmez, ama yazılı kurallar belki binlerce kez değişti bile. mutlu olmak istiyorsan toplumun ortak değerlerine inanmalısın sen de. inanmadığın değerlerde uzlaşırsan mutlusun, kavga edersen yalnız ve mutsuz olursun. vicdan ve erdem duygusu herkes için başka bir şeyi ifade etse de toplumsal hafıza olması gerekeni sana en acı şekilde hatırlatır.
    bir aydınlanma yaşamıyorum düşündüğün gibi, henüz yenilmiş değilim, hatta tam tersi kapadım içimdeki ışıkları, yeterince güneş var çünkü bu sabah... sen varsın çünkü, yaşamak var...