şükela:  tümü | bugün
  • hayatı bir kadın tarafından tamamen istila edilen bir adamın öyküsü. kadın bir ara yok olur sonra birden yine ortaya çıkar. bu süreçte kahramanımızın aklı iyice karışır. film alışageldiğimiz formatın oldukça dışında (bkz: amelie) çekilmiş keyifli bir norveç filmidir.

    ayrıca istanbul film festivali kapsamında gösterilecek filmlerden bir tanesidir.
  • ferah ülke norveçin balık yiyen , can sıkıntısından ota boka takan, işleri güçleri birbirlerinin iç dünyalarını çözmek olan insanlarının filmi. fazla komik olmaya çalışmayan bi komedi filmi, keyifli detayları ve masalsı bi anlatımı olan. kitap uyarlaması. yapımcısı kitabı okuyunca ben bunun filmini yapıcam demiş, yapmış. iyi etmiş.

    --- spoiler ---
    marianne daha sık gelmeye başladı ve hep yatmaya yakın geliyordu..
    --- spoiler ---
  • bol kartpostallı, bol balıklı, metaforlu sevişmeler içeren bir kuzey avrupa ironisi. gerek sauna kıraathanesinde tavan yapan gönül abla sohbetleri, gerek kartalları, gerek yumurta pişirme cihazıyla absürd mü absürd elling filmiyle tanınan petter naess filmi. filmde prison break dizisindeki bay john abruzzi yani peter stormare siyah mayosuyla öyle bir arz-ı endam ediyorki perdede o ifadesiyle bile gülümsetmeye yetiyor. marianne adlı antipatik kadın ve türevleri tüm erkeklerden uzak kala, tüm film boyunca marianne ve sarı komodini şişirdi adeta...
  • yasadıgı ılıskıyı "kadınca" sezgılere mahkum eden bır adamın trajı komık! seyrı...
  • 2008 istanbul film festivali kapsamında izleme şerefine nail olduğum ve izlerken çok zevk aldığım, absürd marrianne'a nefret beslediğm ve yazık değil mi bu çocuğa diye kendi kendime üzülmeme sebebiyet veren şirin norveç filmidir. trond fausa aurvag'ın gözlerine ve o şirin, şapşal hallerine bittim, o da ayrı tabii...
  • kadınların bir erkeğin hayatında yol açabileceği hasarın tahminî boyutuna dair bir film. çok eğlenerek izliyorsunuz ama bir yandan da beyninizin bir köşesi aşkın kadınlar tarafından kurgulanmış bir oyun olduğunu anlamanız için çalışıyor. bu filmin ardından kesinlikle buna inandım. kadınlar erkeklerin hayatına giriyor, etrafı diledikleri gibi dağıtıp/toparlayıp kendi hayatlarına geri çekiliyorlar. arada ağlayıp sızlanıyor, mutlu olup gülümsüyor, muhakkak ki keyif de alıyorlar. ama aslında ipler daima kadınların ellerinde. gitme vaktinin geldiğini fark ettiklerinde erkeklerden çok daha kolay dönüp gidebiliyorlar. çünkü bir kadın daima kendini sevecek birini bulacağından emindir. oysa bir erkek her zaman bunun tereddütü ile yaşar. sevmek kadınlar için ne kadar kolaysa, ayrılmak da erkekler için o kadar zordur. işte kadın-erkek arasındaki "bağlanma anlayışı"ndaki bu farklılık üzerine bir film bu. kız olmaktan tiksindiğim anlardan bol bol barındırıyor içinde. o kadar ki, kendimden utandım filmi izlerken. kromozonlarımın beynime bu kadar hunharca kazıdığı, bir hayata böylesine hükmetme içgüdüsünü söküp atmak istedim içimden. ama sonra biz kadınları bu kadar iktidar hırsıyla dolduranların da yine erkeklerin ta kendileri olduğunu düşünerek su serptim yüreciğime.
  • festivalin* en keyifli filmlerinden. kadıköydeki seansını sabahın 11’e koyduklarında ilk başlarda pek bi küfür yediler benden ama gidince gerçekten çok keyif verdi. öncelikle şunu söylemeyi belirtelim ki dagur kari filmleri sevenler kesinlikle bunu da severler. ben voksne mennesker’in mizahına çok benzettim. giderek iskandinav filmleri tutkunu olmaya başladım.

    --- spoiler ---
    peter stormare faktörü ve saunadaki adamların hep birlikte kadınlar hakkında yaptığı yorumlar en komik yerlerindendi. zaten stormare’nin oynadığı hiç bir rol kötü olmuyor.

    sarı dolabın esas adamın oturma odasına duruşu bir nevi metafor olsa gerek. sıradan, özelliksiz odaya bir anda renkli bir dolap konur. adamın hayatına marianne isimli eğlenceli bir kız girer gibi bir şey demek istemiş yönetmen. kavga ettiklerinde dolabı atmaya çalışır ama gücü yetmez. tıpkı marianne’yi hayatından çıkarmaya gücü yetmediği gibi.
    bir de bu iskandinavların paris tutkusunun sebebi nedir gerçekten çok merak etmekteyim. sürekli hikayelerinde illa bir yerden paris çıkıyor. romantizmi orda buluyor olsalar gerek.
    son olarak birşey daha söyleyecem ki filme dair yaptığım en ilginç gözlem olabilir: filmin başlarında marianne adamımıza hediye olarak frank zappa cd’si alır. frank zappa'nın müziği eğlenceli, hayat dolu olarak bilinir. tıpkı filmin işleyişi gibi. yani yönetmen filminin gidişatının nasıl olacağını zappa ile açıklamıştır.*
    --- spoiler ---
  • norvecli ve genel olarak kuzey avrupali insanlarin en ekstrem hallerde ne denli medeni olabileceginin ornekleri ile dolu olan film.

    --- spoiler ---
    marianne adada ogretmenlik yapma bahanesiyle bizimkini boynuzlamaktadir. bizimki olaya el koymaya gider. marianne tor'la yemek yemektedir. normalde bu durumda (kavat olmadigini savunan) yurdum insanindan ne beklenir? rezalet cikartmasi, ortaligi dagitmasi, tor'la, marianne'la veya her ikisi ile kavgaya tutuşması. hayir, gayet kibar sekilde:

    bizimki: merhaba tor.
    tor: merhaba.
    b: tor, burada ne yapiyorsun?
    t: kartallari inceliyorum.
    b: tor, marianne ile başbaşa konuşabilir miyiz?
    t: tabi

    medeniyet budur iste!
    --- spoiler ---

    not: filmde esas oglanin ismi gecmiyor. oylesine silik ki, isminin bile bir onemi yok.
  • geçen salı izleme fırsatı bulduğum ve çok beğendim keyifli bir film.en çok dikkatimi çeken şey esas oğlanın adının filmde hiç anılmamasıydı.