şükela:  tümü | bugün
  • kütahya'nın tavşanlı ilçesine iki yıl önce yapılmış bir avuç dolusu leblebi heykelidir.
    çok eleştirisi yapılsa da aslında gayet postmodern bir çalışma olmuş.
    işte o heykel;
    1
    2
    3
  • hemen her gün önünden geçtiğim heykel. tavşanlı'nın kütahya girişinde bulunur. öte yandan şehrin diğer çıkışlarında şehirle çok alakasız şeyler vardır. harmancık-balıkesir çıkışında comic sans' tan bile daha berbat gir fontla yazılmış kocaman bir tavşanlı yazısı vardır. lakin yine de leblebi güzeldir. o koca leblebileri çalmasalar daha da iyiydi.
  • "şu haney gazi'de okurken gördüğümüz iki eli havada adam heykeli vardı ya haney hüsnü * işte ondan bizim memlekete de yapıştırıverek eline de tutturuveririk leblebi yemiş, vallah on numara olur." kaymakam necmettin
  • sanılanın aksine leblebi random ya da samimiyet olsun diye değil, tavşanlı leblebisi meşhur olduğundan dolayı. ne kadar doğru bilmem ama leblebinin asıl memleketinin çorum değil, tavşanlı olduğunu savunanlar var. bir bilene sormak lazım bunu. ama neredeyse emin olduğum tek şey bugün marketlerden alıp da tükettiğiniz leblebinin çoğunun tavşanlı'da üretildiği.

    fecati bir flashback yaşamama vesile olan başlık. buraya sıkıcı anılarımdan bir kuple yazma ihtiyacı duydum, umarım kimse okumaz.

    mezun olduğum lisenin (şimdiki adıyla 15 temmuz fen lisesi) yeri değişmeden önce yapılmıştı bu heykel. her gün önünden geçiyordum, geçiyorduk, bazen dolmuş bekliyorduk, bazen ben bekliyordum falan filan.

    sonra birkaç sene daha öncesini yaşattı. emre, talha ve ben; tam üç kişi bu yolda, öğle yemeği için eve gitmek gibi bir dangalaklık yapıyorduk. buradaki söz konusu dangalaklık ev ile okul arasında yürüyerek ortalama otuz dakika, koşarak ise yirmi dakika süren yolu gidip gelmemizdi. okula vardığımızda kan ter içinde kalıyorduk ve uğruna onca yol yürüdüğümüz yemeği çoktan yakmış oluyorduk. arada annem "bak sırtına havlu vereyim ben, terlersin" derdi ve bir noktadan sonra bu öneri bana çok cazip gelmeye başladı.

    talha ve ben sabahın bir saatine kadar skyrim oynamaktan zombi gibi yürürdük. emre ise tam tersine bizi taşıyordu resmen. zaten dağ gibiydi, yolumuzu kesen olsa bizi himayesine alıp o yol kesenleri de benzetecek potansiyeldeydi herif. kaya gibiydi. pek bizim kafadan da değildi. tek tutkusu motorlar, hız yapmak, iyi para kazanmak gibi şeylerdi.

    sokaklar miss gibi leblebi kokuyordu. leblebiyi çok sevmeyen biri olmama rağmen o kokuya bayılırdım.

    o zamanlar tam bir maldım. okula sonradan gelmemden kaynaklıydı bu biraz da hep "ya beni kabul etmedilerse?" "ya ben rahatsızlık veriyorsam?" gibi gereksiz sorular beynimi kemirir dururdu. sırf bu endişelerimden ötürü bir ara şey yapmaya başlamıştım, ortaokullu kız grupları gibi bizimkilerin attığı adımlarla senkronize yürümüştüm.

    bazen akşam üzeri, batan güneşin son hüzmeleri altında; bazen bacaklarımıza kadar battığımız karlı yollarda, bazen üçümüzden birinin şemsiyesi altında o yolu tam 3 sene boyunca teptik.

    sonra biz başka mahalleye taşındık, benim önümdeki güzergah değişti; emre ehliyet aldı; o sabahlara kadar bilgisayar oynayan talha da sonunda bilkent'e girmesini sağlayacak kadar derslere gömdü kendini. hepimiz ayrı yollardan ve ayrı vasıtalarla devam ettik. ben dolmuş bekliyordum, emre motoruyla ghost rider gibi püfür püfür hava estiriyordu, talha'yı gördüğüm iki yer ise tuvalet ve deneme sınavlarındaki birinci bilgisiydi.

    sonra yaz kursları başladı. leblebi heykeli yapıldı. heykelin orada dolmuş bekledim bir ay boyunca. konuşacak insan da olmadığından kulaklıkları takıyor, öyle gidip geliyordum. bu süreç ilerleyen yıllarda tshirtünü alacak kadar seveceğim, hayatımı kurtarmış bir albümle tanışmama vesile oldu aslında (bkz: sound of perseverance)

    derken okul moymul mahallesine taşındı, yerine meslek lisesi mi ne geldi. mezun olduk. emre ile de, talha ile de epeydir (son sınıftan beri hatta) görüşmüyoruz. buralara uğrayacağını zannetmiyorum ama talha bir gün bu entrye denk gelirsen bana ulaş.

    heykel ile karşılaşmam da hepi topu bir ay sürmüştür herhalde. bu altı üstü bir ay bana tam 4 senemi birden tekrar yaşattı.