• çemberlitaşta kuyumcu, özellikle bol miktarda gümüşçü, vitrin teşhir malzemelerinin, takı yapımı için gerekli malzemelerin satıldığı, dökümhanelerin bulundugu, kapalıçarşının dericilerin oldugu bölüme açılan kapısının oldugu yerin adı.
  • eskiden dışkapı’da (ankara) mevki hastanesi’nin karşısındaki, şimdilerde askeriyenin çevirip ağaçlandırdığı alandaydı. pazar günleri kurulurdu. pazar günleri orada toz duman havalanır, mide bulandıran tavuk ve tavuk pisliği kokularından geçilmezdi. tabi, kan kokusunu unutmamak lazım.

    daha sonra dışkapı köprüsünün oraya, bugün gidip baksanız, sarı bir okul göreceğiniz alana taşınmıştı. pazarda sadece tavuk satılmıyordu. tavuk, horoz, güvercin, bıldırcın, muhabbet kuşu, serçe, ördek, hindi vb.. satılırdı. ankara’nın muhtelif gecekondu semtlerinden gelen tavuk satıcıları, tavukları kamyonla, el arabasıyla, kutuya koyarak getirirdi. pazarda ağırlık tavuklardaydı. paçalı, kel, süs tavuğu, hint horozu, denizli horozu, ferik, civciv… çeşit çeşit.. horozlar birbiriyle ötme yarışına girerdi. birbirlerini kıskandırıp dururlardı. bazen birbirlerine saldırırlardı. özellikle hint horozları kavgada bir numaradır. uzun boyunlu, göğsü kabarık, savaşçı ruhlu ve tipine bakınca agresifliğini görebileceğiniz canlılardı bunlar. bazıları insana bile saldırır (tecrübe konuşuyor). bazen tavuk alınır satılırken, elden ele gezerken havada yumurtlar, yumurta oracıkta kırılırdı. kimisi satılmayı beklerken yumurtlardı. yılbaşına doğru ağırlık hindilere kayardı.

    taze tavuk almak isteyenler, yani ölmüş tavuğu almaktansa yaşayan bir tavuğu alıp kestirmek isteyenler gelir, kamyonlarda satılan, tüyleri dökülmüş, zavallı ama sağlıklı tavukları alırdı. tavuk kesicilerine parayla kestirirlerdi. tavuklar dışkapı köprüsünün altına doğru götürülür, orada kesilirdi. nice mercedes’li ve bmw’li adam gördüm, güneş gözlüklü, iyi giyimli. adam elini bile sürmüyor, seçiyor, kestiriyor, poşete koyduruyor evine götürüyor. taze tavuk için nerelerden gelmiş kim bilir.

    bu tüyleri dökülmüş zavallı tavuklar kamyonda parmaklıkların arkasında olurdu. tıka basa doldurulurdu zavallılar. acırdım. ama bunlarda döküntülük kalıcı değildi. bu tavukları alıp beslerseniz, parlak tüylü, kahverengi, üretken, gayet hoş tavuk olurlardı. ama nedense biraz kafasız olurlardı. insandan kaçmaz, olduğu yerde kanatlarını kaldırır, başını eğerdi. yani horozla çiftleşme pozisyonu.
    daha sonraki yıllarda dışkapı durağında ve o durağın karşısında birkaç tavukçu gördüm. sonra onlar da gitti. şimdi nerede ve ne şekilde kuruluyor, bilmiyorum.