şükela:  tümü | bugün
  • tr. vergi mükelleflerinin parası.
    amerikalılar sık sık kullanır. misal: *

    - celebrities paid £90,000 of taxpayers' money to front health campaigns. ***
    - sağlık kampanyasında yer almaları için ünlülere vergi mükelleflerinin 90 bin paund'u ödendi.

    - iraq war has already cost taxpayers $646 billion *
    - irak savaşı şimdiden vergi mükelleflerinin 646 milyar dolarına maloldu.

    adamlar devletin harcadığı her kuruşun vergi mükelleflerinin cebinden çıktığının farkında.
    bizde ise "devlet onu yapsın" "devlet şunu yapsın" "herkese ücretsiz üniversite" "herkese 1. sınıf sağlık güvencesi"
    adam sanıyor ki devlete para gökten sepetle iniyor.
  • tuyu bitmemis yetim hakki yerine kullanilan ingilizce laf obegi
  • vergi kaçırmanın çok yaygın ve pek normal olduğu bir ülkenin vatandaşlarının kafalarına tam olarak oturtmalarının hayli zor olduğu bir kavramdır.

    zaten kendisi vergisini tam ödemeyip türlü yollarla kaçıran veya bu yönde teşebbüsü olan insanların ödedikleri veya ödemedikleri vergilerin hesabını sormaları beklenemez. bu kimselerin nüfusun ciddi bir ekseriyetine ulaşmaları halinde de "vergi mükelleflerinin paraları" ve kullanımı üzerine toplumda bir argümanın yerleşmesi imkansız hale gelir.
    maalesef birçok uzman bizim nüfusumuzun da ciddi bir oranının vergi kaçırdığını teyid ediyor. ülkemizde vergi kaçırmamak makbul karşılanmıyor, kaçıranlar takdir edilip imreniliyor, vergisini tam, dürüstçe ödeyen mükelleflere -af buyurun- enayi gözüyle bakılıyor buralarda. dolayısıyla beytülmalın hesabını soran kimsenin referans olarak tüyü bitmedik yetim yerine -tekrar çok afedersiniz- enayi mükelleflerin paralarını alması biraz tuhaf ve dublaj türkçesi gibi kalabiliyor yurdumuzda.

    buradan, taşıdığı sosyal sorumluluk sebebiyle "enayi" de dahil her türlü yaftalamayı bir yana atıp, karşılaştıkları zorluklara rağmen prensiplerini koruyan, üzerine düşeni eksiksiz yapanlara selam olsun.
  • bu kavram bize de yerleştiği zaman her şey değişecek. bırak yolsuzluğu falan, bir devlet görevlisi boş yere meşgul edildiğinde bile "vergi mükelleflerinin parasını ziyan ediyorsun." demeyi biliyorlar. "devletin parası" diyorlar bizde, ulan devletin değil senin paran o.
  • cesitli ulkelerde cok kullanilan kavram. vatandas o ulkede yasamanin, guvenlik, saglik, egitim, ulasim, iletisim, kentsel isler gucler ve sair konularin bedeli olarak her bir kalem icin ayri ayri vergi oder. neye ne odedigini bilir ve takip eder.

    ayni vatandas oy kullanarak "public servant" diye isimlendirilen bir grup gorevliye "benim yerime soz soylemen, is ve islemleri yurutmen, haklarimi koruman, can ve mal guvenligimi temin etmen ve uzerine dusen sair gorevleri yerine getirmen icin sana yetki ve gorev verdim" der. yani onlari kendi adina bu isleri yurutmesi icin bir nevi istihdam eder.

    sonra da, parasini vergi olarak pesinen verdigi hizmeti, tipki parasini odeyip satin aldigi sair urunler ve islevler gibi, talep eder. bakti ki taxpayer's money duzgun harcanmiyor, hakkaniyetli kullanilmiyor, hesabini catir catir sorar. hakkini arama hakki vardir. "sen benim paramla bunu nasil yaparsin" der, goreve memur edilenler de cevap ve hesap vermekle yukumludur.

    verdiginiz paranin karsiligini alirsiniz, can ve mal guvenliginiz teminat altinda olur, vergilerinizin kullanimi da cesitli yasal duzenlemelerle yakinen gozetilir. oyle guzel bir kavramdir taxpayer's money. her yerde olsa keske.