şükela:  tümü | bugün
  • 87'de tayfun adiyla "agri dagi efsanesi-caz ve destan"i, birkac sene sonra da (galiba 92) "demir komur ve seker-caz ve nazim"i yapan muzisyenimiz.. bildigim kadariyla berlin'de ikamet eder, esasen piyano calar..
  • okay temiz, süleyman erguner ve genco erkal gibi sevdiğimiz türk sanatçilarin yanisira önemli avrupali cazcilarla da çalismis müzik adamı.
  • - öncelikle sizi tanıyalım? müzisyen tayfun kimdir? müziğe nasıl başladınız?

    istanbul'da büyüdüm. ablam önayak oldu ve 6 - 7 yaşlarındayken piyanoya başladım. lise sıralarında cemal reşit rey'in özel öğrencisi oldum. cemal bey'le beş yıl kadar piyano, armoni ve bestecilik çalıştık. yalnız müzikal açıdan değil, her açıdan zengin ve çok enteresan bir insandı. “istanbul beyefendisi” denen insanların belki son örneklerinden biriydi. çok önemli bir piyanist, çok önemli bir besteciydi. cemal bey'le çalışırken boğaziçi'ne başladım ve ekonomi okudum. ardından amerika'ya gittim. amerika'nın ünlü üniversitelerinden bloomington'da indiana üniversitesi'nde bestecilik bölümüne devam ettim ama bitirmeden, berlin'e geldim. yaklaşık yirmi seneden fazla bir süredir almanya'dayım. besteci ve piyanist olarak burada çalışıyorum.

    - boğaziçi'nde ekonomi okumak yerine bir konservatuara da girebilirdiniz? bunu hiç denediniz mi?

    sanıyorum cemal reşit rey, türkiye'de on konservatuara bedel bir insandı. onun özel öğrencisi olabilmek, gerçekten çok “özel” birşey ve herkese nasip olamayacak bir şeydi. bu büyük şansımdan dolayı konservatuara gerek duymadım. ayrıca türkiye'de konservatuarların hali malum: sınıflarda doğru dürüst piyano dahi bulunmaz. ayrıca o yıllar, boğaziçi'nde her şeyin bir arada olduğu yıllardı. sadece müzik yapmadım; yapılması gereken her tür “eşekliği” yaptım.

    - kaç yaşındaydınız o zamanlar?

    1975 ve 1980 yılları arasında boğaziçi'ndeydim. sadece politikanın değil, her şeyin çok yoğun yaşandığı bir dönemdi. büyük aşklar yaşadığım harika bir dönemdi. şimdiki gençler kadar akıllı değildim çok şükür ve bu sayede pek çok şey öğrendim. o yıllara pek çok güzel besteler de sığdırdım. yurtta kalıyordum: inanılmaz güzellikte bir boğaz manzarası… aşık bir adam olarak sabah altıda kalkıyor ve karlara bata çıka yürüyor; boğaz'ı seyrediyordum. kantinlerde sabaha kadar tartışıyor, konuşuyor, kavgalar ediyorduk. sonra bahar geldiğinde yasemin kokuları içinde kahvaltılar yapıyorduk. bunlar büyük nimetlerdi. zorunlu derslerimizin yanı sıra ilgimizi çeken kültür tarihi, felsefe gibi başka derslere de girip okuyabiliyorduk. o arada tabii çok ilginç insanlar da tanıdım. örneğin tansu (çiller'i kastediyor) bizim hocamızdı: başbakan oldu… emre gönensay, arman manukyan, ya da “bir numaralı harika uyanık: demir demirgil”, asıl adıyla yorgo yorgiadis… bu insanları, o zenginliği tanımış oldum. başka bir zenginliği, başka bir kaliteyi yaşamış oldum.

    - üniversite'de kalmayı düşünmediniz mi hiç?

    bir ara düşündüm… ama müziksiz yapamayacağımı anlayınca vazgeçtim. müzisyen olmasaydım kimseye bir faydam olmazdı. müzik her şeyin önündeydi. üstelik o günün şartlarında 1980 darbesi de bekleniyordu. o ağır dönemde türkiye'de olmak istemiyordum. bunlar bir araya geldi ve her şeyi son ana bırakma alışkanlığının sonucu olsa gerek, ilginçtir 12 eylül'de darbe oldu ve ben bir gün önce, 11 eylül 1980'de türkiye'yi terk ettim.

    - ve soluğu abd'de aldınız.

    evet. orada yine çok enteresan bir insanla karşılaştım: şili'li juan orrego-salas. aynı zamanda latin amerika'nın önemli bestecilerinden biri. o da ilginç bir sentezin ürünüydü. o da: hem latin amerikalı hem de yahudi kökenliydi. dolayısıyla bütün o latin amerika'nın zenginlikleri, çılgınlıkları, güzellikleriyle o binlerce yıllık yahudi geleneğinin sentezini yapmış bir insandı. ve abd`de yaşıyordu. indiana üniversitesi'nde bölüm başkanıydı. onunla bestecilik çalıştım. orada iki sene kadar kaldım ve belli bir yere gelince de şöyle bir durumla karşılaştık: ya orada kalıp “amerikalı” olacaktım, yahut da gidecektim.

    - böyle bir dayatma mı oldu?

    hayır, ama bunlar gizlice işleyen ince mekanizmalar. hocamın tavsiyesi de bu doğrultudaydı. hocam juan orrego-salas bana, “ eğer bu akademik kariyere girersen, senin bu renklerin; bütün o taşıdığın çiçekler ezilir gider, yok olur, onun için o akademik kariyere girmeni tavsiye etmem” dedi.

    - hocanızın tavsiyesi üzerine o renkli çiçeklerinizi ezdirmemek için de avrupa'ya geldiniz…

    evet ama, yağmurdan kaçarken doluya tutulduk. burada bize ve türkiye'ye yönelik eksik bilgilenme, yanlış algılama ve önyargılarla karşılaştım: özellikle de entelektüel kesimde…

    - ama müzikal anlamda ilk meyvelerinizi verdiğiniz yer almanya. burada müziğinizi türk edebiyatının seçkin örnekleriyle bütünleştirip yayımladınız.

    o tür çalışmalara almanya'ya gelmeden başlamıştım. buraya 1982'de geldim ve 1993'e kadar bu tür çalışmaları sürdürdüm. bu çerçevede ortaya çıkardığım en önemli eserlerden biri, yaşar kemal'in “ağrı dağı efsanesi” romanı oldu. metni, anlatıcı için yeniden yazdım ve müzik eşliğinde sundum. daha sonra “ateşin süvarileri” adı altında türk edebiyatından adalet ağaoğlu, sabahattin ali, izzet yaşar ve attila ilhan gibi çeşitli yazarların eserlerini de aynı tarzda yorumladım. ardından almanya'nın en önemli oyuncularından otto sander'le birlikte nazım hikmet'in şiirleri'ni yeniden yorumladık. dediğim gibi; bunlar 92-93'e kadar süren çalışmalardı.

    - sonra ne oldu?

    bu dönemde metinli müzikten tamamen uzaklaştım. bu dönemde birkaç yüz beste yaptım ve hemen hemen hiçbirinde metin yoktu. üçüncü plağım “sessiz bir kelebeğin rüyaları ve dansları” da bu türden bir çalışmadır.

    - ne oldu da böylesine köklü bir değişiklik yaşadınız?

    bunu ben zaten üçüncü albümün kitapçığında anlatıyorum. ben çok büyük bir hesaplaşma dönemi yaşadım. bu hesaplaşmanın izlerini taşıyor bu albüm. birkaç yüz bestenin sadece çok ufak bir kısmı burada yeralıyor. 1989'da kız arkadaşım margit bugüne kadar süren, ama diğer hastalar genelinde bu denli şiddetli olmayan, ama kendisinde çok şiddetli bir hali görülen “multiple sclerose” adında bir hastalığa yakalandı. o zamanlar üniversiteyi bitirmeye hazırlanan margit'in 1,5 - 2 yıl gibi bir süre içinde bütün vücudu felç oldu. bütün hayatımız değişti. 1994'ten sonra ise konuşamamaya başladı. böyle korkunç bir değişim yaşandı. ev, hastabakıcılarla ve arkadaşlarla dolmuştu. evde 24 saat tanıdığım ya da tanımadığım bir sürü insan vardı; çok gergin bir ortamdı… 92'de ben artık bitmiş bir durumdaydım. o arada portekizli bir kadınla büyük bir aşk macerası yaşamaya başladım. ve o yolla da hayatıma latin müziği girdi. birdenbire berlin'deki bütün latin diskolarının bir numaralı uzmanı oldum. danslar öğrendim ve güney amerika'nın o zengin dünyasına girdim. içine girdiğim bu süreç, hayatım ve hatalarımla hesaplaşmamı da sağladı. bu doğrultuda bir süre sonra portekizli kadınla yaşadığım “çılgınlığa” son verdim. ardından margit'le olan ilişkim gittikçe düzelmeye başladı. yaptığım “eşeklikler”i anladım ve 18 aralık 1993'den beri margit'i her gün ziyaret etmeye başladım. bu ziyaretlerin yanı sıra onun bakımıyla ilgili olarak bütün yapılması gereken işlerle uğraşıyorum. 1995'ten beri yaptığım bestelerin hemen hemen hepsi de zaten margit için.

    - ondan aldığınız enerji çok büyük olsa gerek.

    margit'in bu hastalığı 15 seneyi doldurdu. bacakları ve kolları felçli… konuşamıyor… ama bu durumuna rağmen tekerlekli sandalyesiyle konserlere, okumalara, tiyatroya gidiyor. inanılmaz bir yaşama sevinci var. müthiş bir sevgiyle hayata bağlı. çok az bulunur bir insan.

    - o zaman, hem yaşam biçimini hem de müziğinizi belirleyen bir unsur margit. albümün oluşumunu etkileyen başka şeyler de var mı?

    margit benim için hayattaki en önemli bir iki insandan biri. o her şeyimi değiştirdi. öyle olmasaydı zaten bu üçüncü cd çıkmazdı. bazı pratik şeyler de rol oynadı. dünyanın en önemli kontrbas virtüözlerinden biri fransız renaud garcia-fons'la stüdyoya girdik. albümde onun da büyük emeği ve katkısı oldu.

    albümden "magrit'in gözlerinden içerken..." adlı eseri dinlemek için tıklayınız...

    - ilerisi için neler düşünüyorsunuz?

    80'li yıllardan beri kafamda olan bir beste projesi vardı. 90'ların enstrümantal dönemi sonrası şu günlerde eski aşkımıza yeniden dönmek gibi, yeniden metinli müziğe dönüyorum. bu metinler dünyadaki dinler ve onların getirdiği metinlerle ilgili bir proje. burada iki anlatıcının yanı sıra büyük bir senfonik orkestra ve koro var. bunun prodüksiyonuyla ilgili koşuşturuyorum şu sıralarda.

    (bümed dergisi)
  • iki cicegin dansi adli eserinin adinin, feci bicimde lakme' nin flower duet inden esinlenerek konulmus bi ad oldugu dusuncesindeyim... soft, asil, dinlendirici ve huzur veren insan...
  • bulamadığım bir plağını almanyadan bana imzalı olarak göndermiş çok sevdiğim bir müzisyendir.
  • 1982 tarihinden bu yana berlin'de yaşayan -çok sevdiğimiz- başarılı müzisyen. piyanist ve besteci kimliğiyle tanınmaktadır ve
    ağrı dağı efsanesi - caz ve destan *(1987)
    demir, kömür ve şeker (1995)
    sessiz bir kelebeğin rüyaları ve dansları (2001) isimli üç albümü bulunmaktadır.
    bestelediği mavi kelebeklerin marşı * berlin filarmoni orkestrası viyolonselcilerinden oluşan “12 cellisten” tarafından 43. istanbul müzik festivali kapsamında 1 haziran 2015 tarihinde seslendirilmiştir.
    ayrıca 3 büyük tek tanrılı dinin kutsal kitapları kuran-ı kerim, incil ve tevrat’ı bir araya getirerek oluşturduğu el-worldopera bir eseri de bulunmaktadır.
    keşke uzun süren bu sessizliğini * bozar da yeni bir albümle ruhlarımıza konuk olur.

    edit: imla