şükela:  tümü | bugün
  • sanatçı, yazar ve antropolog, istanbul ve bodrum’da yaşıyor. istanbul üniversitesi – sosyal antropoloji programından 2004 yılında mezun oldu. yıldız teknik üniversitesi – sanat ve tasarım fakültesi, disiplinlerarası sanat programındaki yüksek lisansını, ‘modernizm ve kültürel temsiliyet olguları bağlamında, istanbul’da fotoğraf ve azınlıklar’ konulu tez çalışması ile 2007 senesinde tamamladı. yurtiçi ve dışında birçok akademik proje ve çeşitli grup sergilerinde yer aldı. son katıldığı sergiler arasında becoming istanbul, the bitch is sleeping, aufwiedersehen berlin! (incompleteness of the narrative), relative positions and conclusions, unsound reason / adequate cause bulunmaktadır. çeşitli süreli yayınlar için uzun yıllar minorities konulu yazı dizileri hazırladı. çalışmakta olduğu konular arasında; toplumsal cinsiyet, azınlıklar, ötekinin kültürel mirası, kent antropolojisi, gündelik yaşam sosyolojisi, kentsel dönüşüm, sex işçiliği, göç & değişme, sosyo-politik stratejiler ve minör politika bulunmaktadır. halen agos gazetesinde yazıyor ve çalışmalarına galeri non ile (bkz: galeri non) devam ediyor.
  • bodrum lisesi mezunudur. hatta yanilmiyorsam super lise.
  • kullandığı çarpıcı mediumlar ile günümüz sanatının en fazla dikkat çeken isimlerindendir. dökümanter olarak her türlü malzemeyi yeniden dolaşıma sokma ve tartışma potansiyeli vardır. cerrah gibi çalışır, stüdyosu kimya laboratuvarina benzer. kültür bilimci olmanın verdiği avantajla günümüz sanatının gerçek anlamda disiplinlerarası bir perspektife taşınması konusunda umut vaad etmektedir. istanbul'u üs olarak kullanır ve buradaki hayatı küçük yürüme mesafelerinden ibarettir. canı istediği anlarda göz kamaştırır, sahici bohemdir.

    edit bazı özel detayları silme amacıyla yapılmıştır.
  • sanatçılar müzeler, arşivler, koleksiyonlar, belgeler üzerine her zaman kafa yormuş ve kimi zaman kendi arşivlerini oluşturmuş, kimi zaman bu medyumların kullanımıyla ilgili sorunsallara cevap aramışlardır.

    tayfun serttaş "nesne değil, özne olarak arşiv" isimli makalesinin bir bölümünde arşivlerle kurduğu ilişkiyi şöyle açıklıyor;

    "yapıtlarında rastlantısal olarak yan yana getirilmiş arşiv nesnelerini araçsallaştırmaktan hoşlanan, onları geçici süreliğine konseptlerinin bir köşesinde misafir eden, onlar aracılığı ile işlerine duyulan estetik arzulanımı arttıran, yer yer onları dekoratif birer anı objesine dönüştürerek birbirine eklemleyen ya da çalışmalarına tarihsel bir sorumluluk yüklemek maksadıyla arşiv kırıntılarına başvuran sanatçıların pratikleriyle, arşivin kendisini bir bütünlük olarak külliyen ayağa kaldırıp sonucu bir adım geriden izlemeyi tercih eden sanatçıların pratikleri arasında hayli derin bir kavramsal uçurum var. üstelik yalnızca kavramsal açıdan da değil, bambaşka üretim metodları. bu iki tezat eğilimi kesinlikle birbirine karıştırmamak gerekiyor. birinci durumun ürettiği sorular üzerinden, ikinci durumu sorgulamaya yeltenirken bu derin fark üzerine bir müddet düşünmek icab ediyor.

    aile albümünde bulduğu bir kare fotoğrafı tuvaline yansıtan ya da heykelini 70'li yıllardan kalma gazete küpürleriyle kapyalan sanatçının arşive yaklaşım biçimiyle osep minasoğlu, maryam şahinyan gibi açık arşiv projelerinin arşivi ele alış biçimleri arasında köklü bir amaç farkı var. her ikisinin de hafızadan beslendiği doğrudur. ancak birisi arşivi itina ile manipüle etmek ve kendi yorumuyla görselleştirmek üzerine çalışırken, bir diğeri arşivi itina ile manipüle etmemek ve kendi rolünü zayıflatmanın peşinden gider. bu iki farklı yaklaşımın sonuca ne yönde etki ettiğinin ayırdına varmak için, üçüncü bir ayırıcı gözün dipnotuna ihtiyaç olmaması gerekir. daha fazla açıklama getirmeye gerek dahi duymam".
  • kanımca kendisi hayatı boyunca yurt dışına çıkmamıştır, çünkü o ülkeler hakkında atıp tuttuğu şeyler tamamen gerçek dışıdır. yok efendim hiçbir uygar ülkede sokağa masa konmazmış da bıdı bıdı da, dünya üzerinde bir tek beyoğlu'nda masalar yüzünden sokaklar daralıyormuş da.

    italya'da kimi sokaklara bu masalar yüzünden girmek mümkün değildir, hollanda'da bazı meydanlar* geceleri masalarla dolmaktadır.

    bir de kendi rahatı için beyoğlu kültürüne tamamen sırtını dönmüştür kendisi, aşağıda iki (bak bak bak) kişi içki içecek diye o rahatsız oluyormuş, çok entel olduğundan kitabını bitiremiyormuş. tavşan kadar kafan çalışsa taksim'in gece hayatının sen doğmadan önce de olduğunu, kemiklerin yok olduktan sonra da devam edeceğini bilip oturacağın yeri ona göre seçerdin. 3 metrekare evin olduğu için beyoğlu başkalarından çok senin mi sanıyorsun ha? beğenmiyorsan yürü git başka semtte otur, kimse bayılmıyor sana.
  • kendisi facebook'ta asmalımescit'i yok edemezler adlı etkinliği açan kadına orospu diyecek kadar düşmüş bir insandır, kayıtlara geçsin.
  • kendisiyle ilgili paragraflar dolusu yazilar yazilabilir, elestrilerde de bulunulabilir. buradaki tanimlarin ve elestirilerin ne denli havada kaldigini ve anlamsizligini, kendi yazilariyla curutmektedir. aramaya inanalim;

    http://tayfunserttas.blogspot.com/
  • bugünkü the new york times'da kendisi ve son projeleriyle ilgili gayet açıklayıcı bir haber var.

    yazı için; http://www.nytimes.com/…le.html?_r=1&pagewanted=all

    galeri için; http://www.nytimes.com/…nbul-art-boom-bubble-3.html
  • bir başka sanatçı erinç seymen'e attığı itiraflara seymen'den yanıt gelmiş: http://fakfukfon.wordpress.com/…runlu-bir-aciklama/

    şurası dikkat çekici:

    "paul auster’ın bile “ergenekoncu” olarak yaftalanabildiği siyaset sirkiyle, tsk’nın “bizzat bana para verdiği” safsatasını ortaya atan tayfun serttaş arasındaki mesafeyi ölçmek için cetvel gerekmiyor. devir, deli saçması komplo teorileriyle dostunu düşmanını, komşunu hasmını kriminalize edip hedef gösterme, insanları sorgu odalarına kapayıp işlemediği suçları itiraf etmeye zorlama devri; bugünlerde kendi halinde, yuvarlanıp giden birini bile “terörist”, “ergenekoncu”, “örgüt üyesi” diye ihbar edip hayatını karartabilirsiniz. bu satırları yazmak zorunda kaldığım günün sabahı yüze yakın kişi daha kck operasyonu denen cadı avı kapsamında evlerinde ve iş yerlerinde gözaltına alındı. serttaş’ın da söylediği gibi gerçekten de ortam çok şizoid, üstelik şartlar, kariyerizm zehirlenmesinden muzdarip biri için pek elverişli."

    haklı mı? haklı...