şükela:  tümü | bugün
  • bizdeki esnaf lokantalarındaki, afilli garsonların "ahmet abi, çek bi kuru, soğanlı olsun" tarzındaki çağırışının, newjersey türk cafelerindeki versiyonu
  • parça çoğunlukla jimmy page'in hakimiyetiyle geçer.robert plant'e fazla söz etme imkânı vermez.soloların, rifflerin arasında kendisine yer bulmaya çalışır.
  • zeppelin tarafından hiç bir konserde tamamı icra edilmeyen şarkıdır. bazı kısımlarının since i've been loving you'nun içine doğaçlama katıldığı olmuştur. page and plant ilk kez 1996'da bir turnede tamamını orkestra ile birlikte çalmışlardır. robert plant fazla iş yapmasa da şarkıya ismini ve anlamını yüklemiştir. konserler sırasında bir gece tek başına çay içerken içine düştüğü sıla özlemini ve bütün bu kalabalık ve hayran sevgisine rağmen hissettiği yalnızlığı* anlatmaktadır. zeppelinin en uzun parçalarından biridir.
  • nedense hep daha iyi bir ünü hakettiğini düşündüğüm led zeppelin parçası. ya da daha ünlü olmasın, az biraz keşfedilmemiş, aramızda kalmış olsun.
  • you & me albümünde joe bonamassanın coverladığı zeppelin şarkısı...
  • ruhumu satılığa çıkarmamın nedeni; içine karışıp gökyüzüne yükselmek istediğim şarkı. hatta ruhum içinde o kadar erisin ki ben bir daha asla yalnızca ben olmayayım..

    tea for one'ın ta kendisi olmak istiyorum, böyle bir büyü yapabilene de ruhumu satıyorum..
  • kapanış şarkılarından biridir... pek nefis, kopuk bir tezgah gecesi imzasıdır... erken ayrılanlar şahit olamaz maalesef bu şarkıya; bir nevi "kapattık ama devam ediyoruz aramızda" sözüdür.

    diğerleri için: (bkz: #16108367) ve (bkz: #16109339)
  • led zeppelin'in en kötü albümünün en iyi iki parçasından biridir. diğeri için;
    (bkz: achilles last stand)
  • “elini veren kolunu alamaz” tarzında bir led zeppelin tıngırdaması.

    şöyle ki; diyelim ki bu şarkıyı dinlemeye başladınız ve sadece bir kez dinlemeyi istiyorken her nasıl olduysa şarkıyı “loop”a aldınız. hah, üzgünüm, çünkü tam o anda “günde 20 bardak çay içen yaratık”a benzer bir şey olup çıktınız... zira çay da böyledir; ilk yudumun yoğun aroması damağınızı o denli uyarır ki çivilenmiş hissedersiniz kendinizi. bardağın geri kalanı hep bu ilk tadın etkisi altında akıp gider. biri gelip bardağınızı sorgusuz yenilediğindeyse tazelenmiş çayınızdan alacağınız ilk yudum damaktaki çivilenme hissiyatını da tazeleyecektir.

    “tea for one”a dönersek, söyleyebiliriz ki, bu şarkının girişi de tıpkı çaydan alınan ilk yudum gibi, o denli kavrar ki kulakları, o dokuz buçuk dakika nasıl geçti gitti hatırlamazsınız dahi. belki şarkının sonunda yeniden dinlemek istemezsiniz, şarkıyı sevmediğinizden değil de, ne bileyim, başka işleriniz/başka dinleyecekleriniz olduğundan orada kalsın istersiniz. fakat şarkı loop'tadır ve şarkının sonu aynı zamanda şarkının başıdır. şarkı biter ve yeniden başlar: girişteki o gitar melodisi bir kez daha kavrayıverir kulakları; davulun olaya müdahalesi ile şarkı bir kez daha çivilenir damağa ve böyle böyle bir de bakmışsınız, “tea for one” yirminci kez yuvarlanmış ve yirmi birinci kez yeniden başlamış...

    ~~

    bendeniz üzerinde bu gibi bir etki bırakan bir diğer müzik eseri için ayrıca (bkz: the beautiful occupation)
  • sözleri şu şekildedir:

    how come twenty four hours, baby sometimes seem to slip into days?
    oh twenty-four hours, baby sometimes seem to slip into days
    a minute seems like a lifetime, baby when ı feel this way
    sittin, lookin at the clock, time moves so slow
    ı've been watchin for the hands to move
    until ı just can't look no more
    how come twenty four hours, baby sometimes seems to slip into days?
    a minute seems like a lifetime, baby when ı feel this way.

    to sing a song for you, ı recall you used to say
    "oh baby this one's for we two", which in the end is you anyway

    how come twenty four hours, baby sometimes slip into days?
    a minute seems like a lifetime, baby when ı feel this way.

    there was a time that ı stood tall, ın the eyes of other men
    but by my own choice ı left you woman, and now ı can't get back again

    how come twenty-four hours, sometimes slip into days?
    a minute seems like a lifetime, baby when ı feel this way
    a minute seems like a lifetime
    when ı feel this way...ı feel this way