şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: tecvid)
  • kelimelerin söylenişinde, seslerin çıkaklarına, uzunluk ve kısalıklarına göre okunması.
  • kuran-ı kerim'i uygun telaffuzla ve harflerinin söylenişine dikkat ederek okuma.
  • tecvit telaffuzu tecvide uymaz.
  • yaşlılar tarafından "tevcit" diye telaffüz edilen kelime.
    tecvid; belirli kurallar doğrultusunda kur'an-ı kerim'i güzel okumaktır. en bilinenleri; ihfa, izhar, kalkale...
  • tecvid in de en meşhur ve ehven olanı karabaş tecvididir.işbu kitap osmanlıca yazılmıştır.edebiyat bölümünde osmanlıca görmüş bünyeler bu kitabı rahatlıkla okuyup,öğrenip,öğrendiğiyle amel edebilirler.veya etmeyedebilirler.

    (bkz: öğrendiğiyle amel etmek)
  • bazı kimseler tecvidi kur'anı güzelleştirmek için yapıldığını söyler.. islam alimlerine göre kur'an'ı tecvitli okumanın asıl amacı kur'an'ın güzelliğini ortaya çıkarmaktır.

    tecvid bir bakıma da okunuşu kolaylaştırmak için veyahut kelimelerin anlamlarının karışmaması için kullanılır.

    meddi tabii, meddi muttasıl, zamir, ihfa ve iklab bu kalıpların bazılarındandır.

    en ünlü tecvid kitabı rivayet-i hafs ile birlikte imam-ı asım'ın yazdığı karabaş tecvididir.
  • "+ nedir tecvid? ahmed, sen söyle bakalım.

    - ıımm, tecvid, lügatte bir nesneyi güzel etmek ve hoşça yapmak manasınadır. ıstılahta ise;

    've huve i'tâü'l-hurûfi hakkahâ min külli sıfetin ve müstehakkahâ ve raddü külli vâhıdin li-aslihî'dir. yani, her bir sıfat cihetinden harflerin hakkını ve müstehakkını vermek ve her bir harfi aslına tevdi etmek demektir. haktan maksat, sıfat-ı lâzimedir. müstehaktan maksat, sıfat-ı ârizadır. asıl'dan maksat ise mahreçtir.

    + aliyyul a'la! peki dibace, hıfzolundu mu? hadi, isa bunu da sen oku bakalım.

    - allahu teâlaya hamd ü senadan ve rasûlüne ve dahî âline salât u selam'dan sonra, malum ola ki, harf-i med üçtür: vâv-yâ-elif. amma vâv ne zaman harf-i med olur? vâv sakin olsa ma kabli mazmûm olsa ol zaman harf-i med olur. amma yâ ne zaman harf-i med olur? yâ sakin olsa ma kabli meksûr olsa ol zaman harf-i med olur. amma elif ise daima sâkin olup, ma kabli meftûh olmakla cemî zamanda harf-i med olur. "û-tî-nâ" gibi.

    ve dahî sebeb-i med ikidir; hemze, sükûn. amma hemze, harekesi olan elif'e dirler...."

    ne günlerdi diye iç geçirdi derinden. ilk ezberini yaptığı günü hele hiç unutamıyordu. hocasının hediye ettiği misvağı akşam çakıyla bir güzel açmış ve uçları yumuşasın diye zeytinyağıyla doldurup üzerine bir tutam tuz attığı bardağın içine baş aşağı bırakıvermişti. dedesi, tecvide başlayacağını öğrendiğinde pek bi sevinmiş ve ona kendi karabaş tecvidini hediye etmişti. hatta ilk sayfayı da beraberce okumuşlardı. dedesi o yaşına rağmen yatsı namazlarının ardından camide amene'r-rasûlü'yü ne de içli okurdu. yanık yanık. hep onun makamını, namelerini almaya, beynine nakşetmeye çalışırdı. bakalım yapabilecek miyim diye düşündü. ve gözlerini yumup e'ûzü'ye başladı. top sesleri sanki kaybolmuş, tek tük kurşun sesleri ise secavent duraklarında boy gösterir olmuştu.

    aylardır devam eden harp yüzünden iyice yıpranmış üniformasının örtmekten aciz kaldığı zayıf bedenini bir anne şefkatiyle sarmalayan müşfik gece bile hazırola geçmiş, adeta kelam-ı ilahi'ye teslim olmuştu. hicaz'da nazil olan kelam, çanakkale içinde arşı selamlıyordu.

    erât, cephe içinde diz çökmüş bu yanık tilavete âmîn'lerle mukabele ediyorlardı.

    "rabbenâ ve lâ tühammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih."*

    âmîîn... amiin...

    "va'fu annâ vağfir lenâ verhamnâ*, ente mevlânâ fe'nsurnâ ale'l-kavmi'l-kâfirîn * *"

    amiiin...

    içli bir sadakallahu'l-azîm yankılandı karanlık gecede en son.

    misvaklar, günde sadece bir tayına mahkum ağızlarla buluştu ve görev hasretiyle yanan dişleri usul usul teselli etti.

    îsa, çoktan, ağzında misvakla uykunun kollarına kendini bırakmıştı.

    yüzündeki tatsız ifadeye bakılırsa, hep zorlandığı hükmü'r-râ* babına gelmişti.

    "kaçan râ meftuh veya mazmûm olsa kalın okunur.
    misali, er-rahmâni'r-rahîm, ve'r-rûhu, nasrullâh gibi.
    ve eğer meksûr olsa ..."
  • kuran ziyafetlerinde ( ziyafet ne oluyorsa artık ) en afili okuyunlar tercih edilir. mısır'dan bilmem nerenin bilmem ne efendi müftüsü davet edilir .
    salonlar veyahut camiler tıklım tıklım doldurulur maksat kuran'ı anlamak değil , o şiirsel dokunusu duyup , kendinden geçen müminler tecvitli kuran ziyafetlerinde mest olurlar .

    oysa dili yabancı bir metni ( her ne kadar tanrı kelamı olduğu varsayılsa da ) o dili bilmeyen topluma , mealini değil de orjinal dilinden tecvitli okunması gariptir.

    düşünsenize elinizde kutsal kitabınız var . kitap türkçe . örneğin bir avustralyalı inanırların ,topluluğun karşısına geçip cümleleri uzata uzata okuyorsunuz ;

    '' eyyyyyyyyyyy tanrı'nıııııınnnnnnnnn kuuuuuulll llllaaaaaaaarıııııııııııııııııı , şüppppbb heeeii sizzzz ( 2-3 saniye bekleyip ) kiiiiiiiiiiiiiiiii.....
    siiiiiizzz deeeeyyy nnnn evvv veeeyyylllll..... ''

    ne kadar saçma duruyor değil mi .

    işte kuran'ı türkçe bilen anlayan konuşan bir toplumun karşısında tecvitli okumak , o kadar abesle iştigal bir durumdur .

    tanrı kelamı olduğunu iddaa ettiğiniz metinle dalga geçmektir.
hesabın var mı? giriş yap