şükela:  tümü | bugün
  • şöyle argümanlar geldi:

    "evet tabi ki de işe yarıyor / ilham veriyor" (x10)

    nasıl işe yarıyor bir dayanağı belirsiz "çok iyi be" duygu çalkalanması yaratmak dışında? bunu açıklayan olmadı. mesela "bu videoyu izledim ve 1 hafta sonra kapıma 2284 euro'luk bir çek geldi" ya da "videoda öğrendiğim şu bilgiyi hayatımda şu noktada uyguladım ve o sayede şuradayım..." diyen çıkmıyor. videonun "hoşlarına gittiğini" söylüyorlar. edindikleri bilgi ve tecrübenin neye yaradığını söylemiyorlar.

    ben ted'de bu problemi gözlüyorum. izlediğim videoları izlemekten çok memnun oluyorum. ama hayatımda hiçbir noktaya etki ettikleri yok. herhangi bir karar anımda sözkonusu videoyu referanslayarak kararımı değiştirdiğim, daha doğru karar verdiğim de yok. sadece bir hayranlık. "postmodern sanat eseri" argümanım da buradan geliyor zaten.

    "her videoyu izlemek zorunda değilsin, sadece en iyilerini izle"

    en iyileri hangileri? en çok paylaşılanlar en iyi kabul edilecekse çoğunluğun bizim şahsi menfaatimizi düşünerek hareket ettiği gibi yanlış bir algıya kapılıyoruz. ayrıca "hoşa gidecek beğenilecek" video ile en iyi video ya da bize en faydalı olacağını düşündüğümüz videolar arasında da uçurumlar olabilir. körlemesine bir popülarite üzerinden takip de aynen sanat eserlerinin izlediği tüketim desenlerini gösteriyor.

    "(buraya herhangi bir dandik olduğunu düşündüğünüz video tipi koyun) izlemekten iyidir"

    neden daha iyi olduğunu sadece ve sadece ted'in kenarından eklendiği "entelektüelliğin iyi bir şey olması" üzerinden belirliyorsak, entelektüel dimağımızın "dandik video"ların sosyal ya da psikolojik menfaatleri üzerine hiç kafa yormamış olmasına da biraz içerlenmek gerekmez mi?

    neticede ted videoları çıtır çerez tarzı giderlikleri, iyi hissettiriyor olmaları, "entelektüel bişeyler yapıyorum" sanrısı yaratmalarıyla her videoyu izledikten sonra "bir şey daha öğrendim" yanılgısına yol açıyorlar. bir fikri özümsemek için gerekli ara köprüler ve bağlantılar 18 dakikaya sığdırma operasyonunda elenmek zorunda kalıyor. çıkarımlara çok hızlı gidildiğinden ara noktaları sorgulama imkanı da olmuyor. açlığımızı abur cuburla giderir gibi entelektüel açlığımızı ted videolarıyla gideriyoruz.

    öte yandan benzer eleştirileri sanat eserleri için de üretebiliyor olmamızdan kelli sanat eseri argümanım daha da güçleniyor. yani müzikten, resimden aldığımız keyfi anında kazanım hanesine yazıyorken, faydasını somutlaştıramıyor, dillendiremiyoruz. sadece o esere maruz kalarak içimizde bir şeylerin iyileştiği, tedavi olduğu, güzelleştiği hissiyatına sahip oluyoruz. ted videolarının verdiği "yeni fikirler, yeni ufuklar" hissiyatı sanki sanat eserlerinde hissettiğimizle aynı.

    böyle düşününce ted videolarını entelektüel teatral performans sanatı olarak değerlendirmek de garip durmuyor. hatta elif şafak'ın ted konuşmasını başka kalıba koymak da imkansız. tüketirken bu perspektifle tüketmek, bilgiyi özümsemenin kısayolu olmadığıyla ilgili önemli bir bakış açısını korumamızı sağlayacaktır.
  • kendini hafta sonları da dahil her gün düzenli 1 saat ted videosu izlemeye adasan hepsini bitirmesi 1.5 yıl sürüyor. merak ediyorum bu hap boyutunda kolay tüketilen ilham verici videolar gerçekte bir fayda (fayda göreceli ise, gözlenebilir fark diyelim) sağlıyor mu? yoksa aslında sadece postmodern sanat eserleri mi?

    bence akademi bu işe eğilsin. aynı ekonomik sınıftan bir deney grubu bir kontrol grubu. biri baya bi ted videosu izlesin. 10 yıl sonra neredeler bakalım. böyle araştırmaların zamanı geldi artık. vakit baya kıymetli, haliyle vaktin değeri üzerine araştırmaların da ek önemi var.
  • yurdum insanının her türlü ürünü metalaştırmaya çalışan mantalitesine yakalanmış organizasyon. yok bu ne işe yarıyormuş, yok şimdiye kadar kimse bu videoları izledi diye bir para bir şey kazanmış mı yok bilmem ne. arkadaş dünya üzerindeki her bilgi/fikir parçası sen üzerinden kar edesin diye orda yok ki. elinde kapitalist manifesto ile mi doğdun bi kendine gel. sırf senin bakış açını, dünya görüşünü genişlettiği için, sana yeni bir fikir tanıttığı veya kazandırdığı için memnun ve mutlu olman gerek. ha değilsen oturup izlemezsin zaten.

    ted'i eleştirenlerin mantalitenin anlayamadığı da bu. sloganından da anlaşılacağı gibi 'ideas worth sharing' ne eksiği ne fazlası. sen yeni bi fikirle karşılaşmanın bişilsen dünyana kattığı zenginlikle tatmin olamıyorsan zaten oturup izlemenin bi anlamı yok. ayrıca fikir dediğin şey öyle senin sandığı gibi pazardan 1 elma aldım, sattım, o parayla 2 elma aldım onları da sattım düzlüğünde ilerlemiyor. yeni bir düşüncenin sana sağlıyacağı yararı öyle patates tartar gibi nasıl ölçmeyi bekliyorsun? her türlü olguyu 'bana ne zaman, ne kadar para kazandırır bu' diye değerlendiricek sığlıkta bir organizmanın ted talks izlemesi abest kaçar zaten. ted'in amacını anlayabilmek için önce o sığlıktan kurtulmak gerek.

    sırf iş bulıyım çok kazanıyım diye bir takım eğitim kurumlarına hücum eden, ne kadar kullandığı/kullanacağı meçhul olan x adet dili hatmeden bir profilden çok şey bekliyorum belki de?
  • 1984 yılında teknoloji*(t), eğlence*(e) ve dizayn*(d) dünyasından insanların katıldığı bir konferansla başlayan ve misyonunu dünyayı değiştirecek fikirleri yaymak olarak belirlemiş komunitenin adı. sloganları da "ideas worth spreading"

    http://www.ted.com/ adresinden muhteşem içeriğe ulaşabilir, kimi konuşmalara "vayananıskiii hagaten lan" diyerekten şaşırabilir, kimilerine ise "olm aslında bişeyler yapmak lazım" diyerek gazla dolabilirsiniz. ben bütün videolara sıradan daldığım için arada tek tük sıkıcı olanlarına da rastladım ancak konu bazlı ya da konuşmacı bazlı kategorizasyon sayesinde yalnızca ilgilendiğiniz konularla ilgili içeriğe ulaşabilirsiniz. izleyin izletin.
  • "ideas worth spreading" mottosuna sahip fikir carpistirma mekani.
    ahanda adresi: http://www.ted.com/
    hans rosling' in sunumunu izlemenizi oneririm.
  • ani hislerden cok uzun vadeli algilar yaratan video izleme sitesi.

    bir suru arguman tartisilabilir, ama “bundan sonra hayatinda ne degisti?” seklindeki sorular cok tutarsiz kaliyor.

    ted’in katkisi anlik bir ilhamdan ziyade dusundurmeye sevk etmesi. eger youtube izler gibi izlemiyorsan videolari, videoyu izledikten sonraki saatlerde konferanstaki ayrintilari dusunursun, sorgularsin. hayatta karsina cikan bu gibi “algi yaratan” diger herseyle birlestiginde, iste o zaman hayatinda birseyler degisir.

    cok basit bir ornek vereyim. mesela acayip isinde mutsuzsun, ama sirf belli bir miktar gelir getiriyor diye bir sure devam ediyorsun isine. ecnebilerin comfort zone dedikleri olay iste. sonra diyelim ki bir ted video’su izliyorsun. hayatina comfort zone diye bir kavram giriyor. bu neymis la diyorsun. sonra kitapcida bununla ilgili ilgini ceken bir kitap gorup aliyorsun bir kitap okuyorsun. kafanda algi olusmaya basliyor, kendini sorguluyorsun. arkadaslarinla konusuyorsun birseyleri nasil degistirebilecegini. belki 2-3 yil geciyor ama sonunda bir karar aliyorsun.

    iste ted’in katkisi hayati degistirecek algiya katki yapabilecek birkac seyden biri olmasi. kisiye gore bu katkinin skaladaki yeri daha yuksektir veya alcaktir, ama algini gelistirmeye onem veren bir kisiysen ted video’larini gangnam style ile karsilastirmazsin.
  • çoğu zaman eğlendiren, zaman zaman iyi güldüren filmdir. lance armstrong esprisine salonda hiç kimsenin tepki vermemesi ise spor kültürümüzün ne düzeyde olduğunun ciddi anlamda göstergesidir.
    --- spoiler ---

    yumoş'un muhasebecisi gibi oldum

    --- spoiler ---
  • insanın ufkunu genişleten konuşmalar. youtube da video izlemek yerine bunları izleyelim hep beraber öğrenelim, şaşıralım, mutlu olalım...
  • bu videoları altyazılandırıp, belirli yaşlardan itibaren okullarda öğrencilere izlettirsek, bir kuşak içerisinde ülkenin çehresi değişir. gitgide boka batan dünyada kişi için ayakları son derece yere basan bir umut kaynağı; türkiye' deki kafayı düşününce de kıskançlık ve öfke kaynağı. izleyin, izlettirin..
  • gayet eğlenceli ve komik. bazıları gerçekçi değil yazmış filan, filmden daha çok bu dangalakların ruh haline güldüm.

    peki star wars'a dilenirken neyi gerçekçi buluyordun ey dilenci ? ha doğru anan yoda'ya benziyordu. kusura bakma.