şükela:  tümü | bugün
  • düşünmek manasına gelen bu kelam, eski dilde, yani osmanlıca denen arapça - farsça - türkçe karışımı lisanda kullanılırdı.
    tekfur ile karıştırmayınız, o derebeyi cinsinden, küfr kökünden gelmekte olan bir kelime..

    arada bir hece oyunu yapıp tefekkürü tekeffür olarak yazarım. böylece teşekkür edilip düşünülecek bir hadiseye, ben kalayı basarım.
  • derin düşünce
  • eski türkçede düşünce anlamına gelir..
    aynı zamanda, recaizade mahmut ekremin 1886'da yayınlanan şiir kitabının adıdır..
  • dini anlamda da allahin amacini cozmeye kasmak ya da onu anlamaya alismak,onun bu evrendeki izlerini gormeye calismak icin dusunmek olarak da aciklanabilir.
  • ayrica " bir saat tefekkur bin senelik namazdan hayirlidir" diye bi hadis hatirliyorum bununla ilgili.
    hatta hz muhammedinhz aliye soylemis olmasi lazim.
    din kitaplarinda gecerdi bu.
    islamiyet ve dusunmekle alakali konularda ornek olaraktan sunulurdu.
  • bir saat tefekkür, bin sene nafile ibadetten hayırlıdır.
    (bkz: hadis)
  • (bkz: mütefekkir)
  • insana tefekkür yapabilsin diye "neden?" sorusunu sorabilme gücü verilmiştir.
  • zahir dekorundan, batın kulisine geçmeye teşebbüstür. gözün gördüğü şeyler belki yeterlidir gündelik hayatta. ama içinde bir yerde bir eksiklik hisseder insan. elini uzatır perdeye. şöyle bir aralar usulca.

    bir aynaya bakmak gibidir. ama bu seferki bakış dikkatli bakmanın da fevkindedir. akıl kalpten yardım ister, kalbin himmeti ile baktığı şeyi sanki ilk defa görüyormuşçasına inceler. bir müddet sabredince farkeder ki, tanıyorum dediği şeyi tanımamaktadır. hiç "o"nun yerine koymamıştır kendini. hep kendi gözleriyle bakmıştır mevcudatın ayan yüzüne. bir iz görür, düşünedururken. hayrete düşer, takibe başlar. şaşkınlığı kendisine de yönelir, gözünün önünde duranı bunca zaman görememenin tuhaflığını anlar.

    hayal'in kanatlarına tutunmuştur şimdi. idrak eder ki, hayalin yönü yoktur. zaman ve mekan denkleminin denizci düğümü ile bedenine bağladığı ve "sebep-sonuç zinciri"ne mıhladığı aklı çeker alır, varlık aleminden. tıpkı binbir gece masallarındaki aynalı dolabı açıp içine giren çocuğun, dolabın arkasına açılan bir kapı görmesi ve büyülü bir aleme yol alması gibi.

    bir zerreyi düşünür. yokluk ile varlık arasında asılı kalan, bölünmeye kalkışılsa "iki yokluk" haline gelebilecek gibi duran küçük'lerin dünyasına nüfuz eder. öyle küçük ki, küçüklük sıfatını sığdırmak mümkün değil kendisine.. hayali sığar ama o ufak zerrenin içine.

    mikroyu bırakır, makroyu tahayyül eder. neresidir şu zerreler kümesinin sonu. hudutlarının sınırında gezinir ve sınır ihlali de yapar arada bir. kuşatır çepeçevre. hayali tüm mevcudatı sarabilmektedir.

    duyguları anlamaya çalışır. kaynakları nasıl bir'dir anlamaz. hayr ve şerr kol koladır belki, o an gözünün önünde. sonra kalbine bakar. kendi içinde bir aradadır halbuki, iyi ile kötü. yine aynı iz..

    her yan denklemlerle doludur, her yanda akar durur mevcudat. tavaf eder kainat. neyin etrafında döner durur bulamaz.. somut ile soyut, madde ile mana erir parmaklarının uçlarında. dili değil şuuru tutulur adeta. her şeyin kalbinde atan nabzın aynı olduğunu farkeder.

    küçük hesaplarını görür insanların. vesvese çukurlarını görür. düşenleri, yalpalayanları, ağır aksak yürüyenleri, doludizgin koşanları görür, takva'nın yolunda.

    sonra nefes alıp verdiğini farkeder. bir anda olduğu mekana döner. hayatı dondurduğu yerden devam etmektedir. şükür bir damla olur gözünde ve bir mırıltı dilinde.