şükela:  tümü | bugün
  • --tanım vereyim--

    tefsir
    kur'an'ın surelerini açıklayarak, görüşler ileri sürme ve bunları yazma, yorumlama.

    tevil
    sözü çevirme,söylediği söze başka bir anlam vermeye kalkma

    tağut
    allah’ın koyduğu ölçüler dışında ölçüler koyan, insanı allah’a ibadetten alıkoyan, allah ve rasulüne tabi olmayı engelleyendir. bu insi ve cinni şeytan, nefis, hayvan, ağaç, para, taş, kadın, mezar olabileceği gibi; allah’ın hükümleri dışında hükümler koyan zalim bir diktatör, halkın seçtiği seçkin bir zümre, bir meclis, bir grup bilim adamı veya allah’ ın kitabın dan kaynaklanmayan adet, alışkanlık ve düşünce (ideoloji) de olabilir.

    şirk
    tanrı'nın birden çok olduğuna inanma, tanrı'ya ortak tanıma, eşkoşma.

    --örnek vereyim--
    allah (c.c) hırsızlık hakkında şöyle buyuruyor:
    “hırsızlık yapan erkek ve kadının allah’ tan bir ceza olmak üzere yaptıklarına karşılık olarak ellerini kesin.”
    allah (c.c) bu ayette hırsızlık yapanın elinin kesilmesi için emir veriyor. bir kişi çıkar da: “hırsızlık yapan kişinin elinin kesilmesi doğru değildir. hapse atılması gerekir.” veya “boynunun kesilmesi lazım.” derse bu kişi açık bir şekilde: “ben allah’ın koyduğu kanunları kabul etmiyorum, beğenmiyorum” demese bile allah’ın kanunlarından başka kanunlar çıkardığı için sadece ve sadece allah’a ait olan hüküm koyma yetkisini kendisine vermiş, ilahlık taslamış ve böylece tağut olmuş olur. her kim buna itaat ederse, desteklerse veya tekfir etmezse veya buna itaat edip destekleyenleri tekfir etmezse kafir olur. bu kişi müslüman olduğunu söylese, namaz kılsa, oruç tutsa, hacca gitse yine de kafirdir. çünkü bu kişi allah katında imanın geçerli olması için gerekli olan tağutu inkar şartını yerine getirmemiştir.
    http://www.hicretonline.com/…ste musluman/tagut.htm

    --ayet vereyim--
    “...allah hüküm koymada kendisine ortak kabul etmez.” [kehf: 26]
    “...hüküm vermek yalnızca allah’a aittir...” [yusuf: 40]

    --yorum yapayım--
    tefsir allah’ın dedikleri hakkında insanlara yorum yapmak, söz söylemektir. bir ayetin tefsirini alalım. 10 ayrı müfessir bu ayeti tefsir etmiş olsun. bu 10 tefsirden hangisi allah’ın bize söylemek istediği şeyleri aktarıyor acaba? allah biz insanlara söylemek istediklerini dilediği şekilde aktarmaktan aciz mi ki bazı insanlar onun söylediklerini bize açıklıyorlar? ya allah tefsircinin bize açıkladığını anlatmak istemiyorsa, başka bir şeyi kastetmişse biz bunu nereden bileceğiz? allah’ın söylediği sözün açıklanması gerekir mi?

    bir öğretmen düşünelim. öğrencilerine bir şeyler anlatıyor. her cümlesinin ardından öğrencinin biri diğer öğrencilere öğretmenin dediklerini açıklıyor. öğretmen kendi söylediklerinin açıklanmasına kızmaz mı? bu işgüzar öğrencinin diğerlerine yaptığı her açıklama öğretmenin demek istediği midir?

    kuran yalnızca tercüme edilebilir, tefsir ve tevil edilmesi en azından tağuttur daha şiddetlisi şirktir.
  • birilerinin tefsir veya teviline başvurularak yapılmış bir çıkarım ve tespittir. kuran ayetlerini açıklayarak üretilmiştir. kuran'da "tefsir ve tevil aslında tağut ve şirk demektir" şeklinde bir ayet yoktur.

    benzer şekilde mantık şeytandandır, "ilk mantığı şeytan yapmıştır" gibi aforizmalar, hadisler de,

    "ilk mantık yapan şeytan bu konudaki hatası nedeniyle tanrıya isyan etmiştir, bu nedenle mantığı temel alarak din hakkında konuşulamaz, aslolan nass'dır"

    gibi bir ifade de, mantıksal çıkarım ve akıl yürütme içermekte ve dolayısıyla kendi ile çelişme içermektedir.
  • bakara 99. andolsun ki sana apaçık âyetler indirdik. (ey muhammed!) onları ancak fasıklar inkâr eder.

    nur 46. andolsun biz (bilmediklerinizi size) açık seçik bildiren âyetler indirdik. allah, dilediğini doğru yola iletir.

    kıyamet 19. sonra şüphen olmasınki, onu açıklamak da bize aittir.

    al-i imran 118. ... eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.

    bir soru:
    hz. muhammed ve 4 halife devrinde tefsir var mıydı?
  • (bkz: kuran-ı kerim/#23411219)
    yaa, yaa.
    işte böyle. adam kendi kuranını yazmayı düşünüyor bu yolla. veya yazılmışı var, ona inanacakmış herkes. yine anlamadıysanız ipucu vereyim "nur" filan diyor.

    ek: bu arada nurcu arkadaşın enrtysi uçmuş gitmiş...
  • müslümanlar arasında, şu dünya en "özgüven manyağı" olan müslüman güruhuna sahip ülke bizim ülkemiz. hastasıyım aga ben bu milletteki "dini meselelerde tek akıllı benim" tribine.

    bu din geleli 1400 küsür yıl olmuş. bu kadar alimler, hayatını bu işe adayan insanlar gelip geçmiş. imam-ı rabbaniler , imam-ı gazali'ler, imam-ı azam'lar, imam-ı şafi'ler vs..hayatını bu işe hasretmek bir yana, din hayatını kendi hayat tarzı bellemiş, bu işin yolunda ömür çürütmüş ve dünya çapında yüzyıllardır bitmeyen bir şöhrete sahip olmuş insanlar var.

    bizim ülkemizin 2013 müslümanlarına bir bakıyorsun, bu yukarıda saydığım adamların hiçbirinin demediği, düşünmediği, keşfetmediği(!) süper keşifleri, gerçekleri bizim ülkemizdeki beş vakit namazı doğru dürüst kılamayan adamlar söyleyebiliyor. namaz yok diyeni mi ararsın, hayız halinde kadın namaz kılabilir diyen mi. tavuktan kurban yapanı var, çoraba mesh eden var, var oğlu var. ve ilginçtir, bütün islâm literatüründe olmayan bir dünya yenilik (!) bizim ülkemizdeki bu adamlarda var. teravih namazı'nın hz.ömer (r.a.) tarafından kılındığını kabul ediyor ama aynı zamanda onu eleştirip "yanlış yapmış, kendi uydurmuş" diyebiliyor. hz.ömer... ayet indiğinde orada olan insan. bu dinin peygamberinin en yakın iki arkadaşından biri, kur'an-ı kerim'de, içtihadını tasdikleyen on civarında ayet olduğu biliniyor. ama benim ülkemdeki ortalama bir ilahiyatçı, burun kıvırıp içtihadını eleştirebiliyor. benim ülkemde olabiliyor böyle şeyler.

    dayanak olan tek nokta var, o da diğer insanların cahilliği ve konuyla ciddi ilgilenmemesi. adamın biri çıkıp "kur'an'da namaz yok" dediğinde, başkalarının bunu gerçekten araştırma zahmetine katlanmayacağını biliyor çünkü. zaten fetva arayan insanlar "aaa, biliyor musun, aslında namaz yokmuş kur'an'da " diye sağda solda anlatıyor. aklına hiç gelmiyor ki bu dinin peygamberi, sahabe, halifeler ne demeye gece gündüz namaz kılıyorlardı. hadis-i şeriflere uydurma bulaştı diyelim. ulan bu konuda binlerce hadis var, hepsi mi uydurma... mekke medine, islâmiyet geldikten sonra tamamen kafirlerin eline geçti, islâm bir süre yasaklandı da o zaman mı çıktı bu uydurmalar. hiç kesinti olmadı ki nesiller arasında. bir öncekinde ne gördülerse aynen devam ettiler oysa ki..

    yok abi, bizim ülkemizin ilahiyatçısı, dincisi, google müftüleri, solcusu, komünisti, ateisti vs. müslümanlığı ebussuud efendi'den de, imam-ı azam'dan da, sahabeden de peygamberden de iyi bilir abicim. tabi ya, ne sandın, peygamberden de iyi bilir.

    şimdi gelelim tefsir meselesine. bildiğin haricilik zihniyetini alttan alta yutturmaya çalışan bir iç misyonerlik ile karşı karşıyayız. neymiş, tefsir allah'a ortak koşmakmış. al-i imran suresi 3.ayete gidelim bakalım ne yazıyor:

    "sana kitabı indiren o'dur. o'ndan kitabın anası (temeli) olan bir kısım âyetler muhkemdir; diğerleri ise müteşabihtir/benzeşenlerdir. kalplerinde bir eğrilik/kayma olanlar fitne çıkarmak ve olmadık te’vilini/yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. oysa onun te’vilini allah'tan başkası bilemez. ilimde râsih olanlar (derinleşenler) ise: ‘biz ona inandık, tümü rabbimizin katındandır’ derler. temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşün(e)mez."

    hımm, demek ki muhkem ve müteşabih, yani hükmü açık veya saklı ayetler var. demek ki bu ayetlerin bil ilmi, inceliği var ve bunları bilmek gerekiyor.

    kur'an'da birçok yerde "allah muhsinleri sever", "allah muttakileri sever" türü ayetler var. bu muhsinler, muttakiler kimler acaba? ismi muhsin olanlar mı? kapsamı nedir, nasıl insanlardır?

    uyanık ya bizimkiler, soruyor "dört halife devrinde tefsir var mıydı?" adamlar soracaklarını doğrudan resulullah'a (s.a.v.) sormuşlar, neyin tefsirini yapacaklar. bütün soruların cevabını almışlar zaten. ayetler geldiğinde kendilerine okunuyordu ve onlar da sohbetlerde soruyorlardı "kimdir onlar ya resulallah" diye. veya bazı ayetlerde "biz buna takât getiremeyiz" diyorlardı, o da onlara açıklıyordu. eğer hadisleri karıştırırsan görürsün. ha, onları yalan sayan bir zihniyetteysen o başka tabi. o zaman, dört halife döneminde tefsir vardı desek, yine yalan sayarsın, ne anlamı kaldı bu soruyu sormanın?

    tefsir başka, meal başka şeydir. insanları şirke düşüren şey, mealdir. kuru kuru tercüme yapan insanlardır, birbirinden farklı yazılmış ayet görüntüsünü sergileyen. olayı anlatmaz, arapça'daki inceliği vermez, kelimenin işaret edebileceği manaları vermez, konuyu açıklayıcı hadisleri görmezden gelir ve insanları yarım yamalak çevrilmiş allah kelamıyla başbaşa bırakırsan, adam da kendi nefsine göre uydurur durur. her istediği iş için bir fetva bulur. mis. oturur elinize adam gibi bir tefsir alırsanız, o ayette ne anlatılmak istendiğini, ayetin hangi olaya ilişkin indiğini gayet rahat ve doğru şekilde anlarsınız. hiç olmayan arapçanızla, hangi arapça bilgisiyle çevrildiği meçhul mealleri elinize alıp sağa sola ahkâm kesecek kadar kolay olsaydı bu işler, emin olun o eski insanlar da böyle yaparlar, boş yere ömürlerini heba etmezlerdi.

    "kur'an'da namaz geçmiyor, salah geçiyor, salah da arapça'da dua demektir, kur'an'da namaz yok yanieee" bu safsatayı yutabilecek kadar enayi olan arkadaşlar, başlığın tuttuğu yoldan gitmeye devam edebilirler, içerik aynı. bildiğin haricilik propagandası.
  • bugün dincilerden yeni bir şey öğrendim:
    - allah'ın söylediği iddia edilen sözlerin birebir -en yakın- tercümesi demek olan meal şirkmiş,
    - bir takım insanların kuranı okuyup kendi kafasına göre yorum yapması, insanlara "kuran böyle emrediyor" demesi şirk değilmiş.

    bir şey merak ediyorum. bu hadislerin, tefsirlerin hepsi arapça. onlar da arapça asıllarından türkçeye çevrilerek meal ediliyorlar. bunların da birebir doğru olduğunu nereden bileceğiz?
  • allah sana bir şey söylüyor ama senin anlayacağın şekilde söylemekten aciz.
    ama neyse ki bu tefsirci arkadaşlar hemen yardıma koşuyor da allahın derdini biz insanlara anlatmasını sağlıyorlar.

    hayır madem derdini anlatmaktan acizsin niye kitabın içinde sağa sola bu kitap apacıktır, her şeyi açık seçik yazar, biz her şeyi açıklarız diye yazıp kendinle çelişiyorsun?

    gerçi tefsircilere sormak lazım, acaba kuran apaçık olduğunu iddia ederken aslında ne demek istemiş olabilir? belki de tefsirciler için apacık demek istemiştir ama bunu apaçık bir şekilde demeye ilmi yetmemiştir.