şükela:  tümü | bugün
  • başıma bu da geldi ama nasıl?
    türk polisi emir kulu'dur. emrin demiri kestiği bu coğrafyada emrin kölesidir hatta.

    dün gece yaşadığım ve istanbul emniyet müdürü hüseyin çapkın'la alakasız bir şekilde yollarımızı kesiştiren hadiseyi anlatmasam olmaz.

    saat 02.00 civarı, mecidiyeköy'den köprü yolu'na doğru gitmekteyim. arkadaşı üsküdar'daki evine bırakıp geri döneceğim. cumartesi gecesi köprü trafiği başladı. akmasa da damlıyor kabilinden, birinci viteste ilerlenen bir trafik. zincirlikuyu'yu geçtikten sonra 4 şerit olan yol daralıp ileri kısımda üç şeride düşüyor. en sağ şeritteydim. şerit daralırken sinyalimi verip bu kez en sağ şerit haline gelen soldan üçüncü şeride girdim. bu arada şerit bitiminde emniyet şeridi olarak bir aracın tam olarak geçemeyeceği bir alan kalmış oldu.

    ambulans filan geçmek istediğinde, en sağdaki şeridi kullanan araçların kendilerini biraz sola kaydırmaları gerektirecek türden.

    o sırada dikiz aynasından ön tarafında mavi kırmızı ışıklar yanan sivil ve 'tepe lambası'z bir araç belirdi. "ulan gecenin bu saatinde özel göreve mi gidiyorsun, nedir bu yahu" diyerek kızdım gene. gene de yol verdim.

    fakat hemen arkasından, bu kez ışıkları olmayan bir başka sivil araç, yol verdiğimiz aracın açtığı yoldan geçmek üzere hemen kıçına yapışınca ben de önünü kestim. kendi şeridimi ihlal etmeden, az evvel kendimi sola kaydırarak bir kısmını yukarıda sözünü ettiğim araca bıraktığım şeridimin sağından gitmeye başladım.

    dediğim gibi, ben sağa yanaşık gittiğimde emniyet şeridi bile sayılamayacak boşluktan bir araç geçmesi olanaksız.

    arkamda kalan sivil araç sürekli selektör yapmaya başladı. aldırmadım. o sırada onun önünde olan sivil polis aracının arka koltuğundaki iki kişinin heyecan ve kızgınlıkla bana doğru baktıklarını gördüm. ben de aynı şekilde onlara baktım. sonrasında, selektör yapan aracın arkasında bir başka mavi kırmızı ışıklı sivil polis (olduğunu sandığım) aracını görünce az önceki gibi yol verdim içimden "allah belanızı versin" diyerek.

    onlar sağ şeridi yara yara uykularına yetişmek üzere hızla yol alırken ben sıkışık trafikte ilerlemeye devam ettim.

    arkadaşa "az ileride hep bir ekip durur. bizi durduracaklar, yüzde yüz eminim. bunlar kesinlikle 'ispiyon'lamışlardır.

    biraz ilerledikten sonra, beşiktaş'tan katılan yolun bitimindeki ekipten bir polisin arabaların arasında bir şey aradığını görünce haklılığım ortaya çıktı. tam benim önümde durdu ve sağa çekmemi işaret etti.

    ekip otosunun önüne çektim ve durdum.
    polis: evrakları alalım.
    ben: peki memur bey. (torpidodan ruhsatı, cüzdandan ehliyeti çıkarıp uzatarak) buyrun.
    aradan biraz süre geçince arkadaşıma "dur bakalım bi' inelim, ne oluyormuş" diyerek araçtan inip ekip otosunun yanına gittim.

    iki polis memurundan birinde ehliyetim vardı. polis otosunun kaputunun üzerine bir de ceza tutanağı koçanı çıkarmış yazmaya başlamak üzereyken çıkıştım:
    -pardon memur bey, cezayı neden ötürü keseceksiniz?
    polis: tehlikeli şerit değiştirmekten ötürü.

    bu sefer artık dayanamadım:
    -az evvel geçen kişiler her kimse onların emri üzerine bunu yapıyorsunuz. üç tane araç vardı. ışıklı olanına yol verdim fakat arkasından gelenin ışığı olmadığı için her zamanki uyanıklardan biri olduğunu düşünerek zaten benim olan şeridin bu kez sağ tarafından gitmeye başladım. şerit değiştirmedim. ben gecenin 2'sinde bu trafiği çekiyorsam, o da çekmeli diye düşünmek en doğal hakkım.

    polis: anlıyorum beyfendi ama araçta hüseyin çapkın vardı, il emniyet müdürü.

    ben: kim olduğu beni ilgilendirmiyor.
    polis: anlıyorum ama telsiz anonsu üzerine biz bu tutanağı tutmak durumundayız.
    ben: ben de sizi anlıyorum. yapacak bir şeyiniz yok ama bu yapılan haksızlık. bana şimdi keseceğiniz 50 liralık ceza için mahkemeye başvurup uğraşmam gerekecek.

    özetliyorum: tutanak hazırlandı. imzadan imtina etmedim. çünkü adrese yollayacaklar öteki türlü. benim orada tutanağı imzalamam trafik suçunu kabul anlamına değil sadece ceza tutanağını tebliğ aldığım anlamına geleceği için imzaladım.

    o sırada alkolmetre çıkardılar. üflettiler. içtiğim bir kadeh şarap maalesef işlerine yaramadı. sonra bir de:
    -gbt kontrolü de yapılacak. asayiş'i bekleyeceğiz.
    deyince:
    -bana gbt uygulayamazsınız, avukatım. ben asayiş'i beklemek zorunda değilim. tc kimlik numaram zaten sizde mevcut, ekip gelince sorgularsınız dilerseniz.

    yeni bir tartışma konusu açılmaktayken, beşiktaş tarafından, tepe lambalarını yakmış ve trafiği yararak gelen bir polis otosu göründü.

    -asayiş geldi, dedi polis memuru. beklemenize gerek kalmadı.
    ben gene de araya:
    -beklemeyecektim zaten'i sıkıştırdım :)

    kendi hakkımı savunduğum için neredeyse terörist muamelesi de gördüm.

    ama bunu bunların yanına bırakırsam kendimi yerim.
    hemen bu hafta ceza tutanağına itiraz edeceğim sulh ceza mahkemesi'nde. kuru gürültüye pabuç yok.
  • süresi içinde bu olayla ilgili yazdığım itiraz dilekçesinin 'açıklamalar' başlıklı kısmını burada yayımlıyorum. sonuçlandığı zaman sonucu da bildireceğim:

    "yukarıda tarih, seri ve sıra numarası yazılı trafik idari para cezası karar tutanağında bahsi geçen ceza hukuka aykırı olup iptali gerekmektedir. şöyle ki:

    1- tutanağın ‘tespit edilen trafik kural ihlali’ bölümündeki şablonda, karayolları trafik kanunu’nun 46. maddesinin ‘2-c’ bendinin olaya uygulandığı görülmektedir.

    bahsi geçen kanun maddesi “trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştirmemek” hükmünü içermektedir.

    2- söz konusu cezanın kesildiği 27.05.2012 tarihi sat 01.30 civarı zincirlikuyu istikametinden boğaziçi köprüsü yolunda en sağdaki şeritte seyir halindeydim. emniyet şeridi olarak ayrılan alan bir aracın geçebileceği kadar geniş olmadığından geçiş üstünlüğü bulunan (örneğin ambulans, itfaiye aracı gibi) bir vasıta geldiğinde, en sağdaki aracın şerit içerisinde sola doğru kayması yahut bir soldaki şeride geçmesi gerekecekti. geçiş üstünlüğü bulunmayan ve fakat plaka kısmında mavi-kırmızı yanar söner ışık takılmış ve sivil polis aracı görünümlü bir otomobilin geçmesini sağlamak için kendi şeridimde kalacak biçimde sola hamle yaptım. söz konusu araç geçtikten sonra tekrar şeridimi ortaladım ve seyrime devam ettim. bu kez arkasından yine sivil ve plakasında bahsi geçen ışık da bulunmayan bir araç geçmek için selektörlerini açıp kapamasına rağmen yol vermedim.

    3- beşiktaş tarafından köprü yoluna katılan yol ile üzerinde seyrettiğim anayolun kesiştiği noktada bulunan trafik ekibinden bir memur aracımı işaret ederek sağa çekmemi isteyince aracı sağa çektim; araca ait evrak ile sürücü belgemi istediğinde uzattım ve beklemeye başladım.

    4- bir süre memurlardan kimse gelmeyince araçtan inip ekip otosunun bulunduğu yere gittiğimde, ehliyetimi ve ceza tutanak koçanını kaputun üzerine koymuş vaziyette ceza yazmaya hazırlandıklarını görünce cezayı hangi ihlale dayandırdıklarını sordum. şifahen “tehlikeli şerit değiştirme” olduğunu söyleyince, az önceki olayda geçiş üstünlüğünün kullandığım araçta olduğunu ve şerit dahi değiştirmediğimi, dolayısıyla tehlikeli ‘şerit değiştirme’ eyleminin gerçekleşmemiş olduğunu izah etmeye çalıştım.

    5- bu kez memurlar, yukarıda bahsi geçen plakası ışıksız aracın içinde il emniyet müdürü hüseyin çapkın’ın bulunduğunu, telsizle emir verdiği için bu cezayı yazmak zorunda olduklarını söyledi.

    6- binlerce aracın seyir halinde olduğu trafikte sadece benim kullandığım aracın uygulamada en az ceza sebebi olan bir kanun maddesine dayanılarak durdurulması; üstelik alkolmetre ölçümü yapılması; bununla da kalınmayarak, beşiktaş ilçe emniyet müdürlüğü’nde görevli asayiş biriminden bir ekibin ‘olay mahalli’ne sevkedilerek gbt uygulamasına maruz bırakılmam hukuki dayanaktan yoksunluğun ya da görevlilerin kişisel hırslarını göstermesinin yanı sıra son derece vicdan yaralayıcıdır. hukuka uygun davranılmasını gözetmekle muvazzaf polis memurlarının hem hukuka aykırı davranmasını, hem de hukuka uygun davranan kişileri bu tür yalan beyanlarla cezaya maruz bırakmalarını sineye çekmem söz konusu olamaz. olayda görevinin gereklerini yerine getirmek bir yana görevini kötüye kullanan polis teşkilatı, işbu ceza ile karşı karşıya kalmama sebep olmuştur. olay gecesi yaşadığım manevi sıkıntı bir yana, yapılan bu açık hukuksuzluk karşısında meblağı ne olursa olsun para cezası ödemek zorunda kalmam hukuk sistemimiz adına ayrıca utanç verici olacaktır. zira isnat edilen trafik suçunu işlediğime dair emirle yazılan tutanak haricinde tek bir görsel, belgesel kayıt bulunmamaktadır.

    7- yukarıda belirttiğim vakitlerde, olayın vuku bulduğu yoldaki –varsa- kamera kayıtlarının celbedilerek incelenmesi durumunda ‘trafiği tehlikeye sokacak biçimde şerit değiştiren’, ‘emniyet şeridini ihlal eden’, ‘öndeki aracı taciz edecek şekilde selektör kullanan’ aracın, huzurdaki itirazın doğumuna sebep olanın bahsi geçen ‘sivil’ vasıta şoförü olduğu apaçık ortaya çıkacaktır.

    8- ceza tutanağına itiraz ederken, bu suçu işlemediğime dair tek delilim yanımda bulunan tanıktır. bu sebeple, öncelikle hiçbir somut vakıaya dayanmayan, telsizle verilen emir üzerine yazıldığı tutanakta da yer alan bu cezanın kaldırılmasını; gerek görüldüğü takdirde bu itiraz dosyasının duruşmalı olarak incelenmek suretiyle tanığımın sayın mahkemenizce dinlenmesini talep zorunluluğu doğmuştur."
  • sonucu merak edip ara sıra mesaj atan arkadaşlar oldu, bu entry ile bu hukuksuzluğun ve buna karşı başvurduğum yasal yolun nasıl sonuçlandığını aktarmak isterim:

    mahkeme, 3 ay sonraya inceleme günü verdi. bu sırada istanbul il emniyet müdürlüğü'ne bir yazı göndererek ceza tutanağını ve tebliğ belgesini, varsa başkaca belgeleri göndermelerini istedi.

    inceleme dosya üzerinden yapıldı. bu sırada şehir dışındaydım. döndüğümde dosyanın durumu ne diye bakmaya gittiğimde bir de ne göreyim: itirazım reddedilmiş.

    gerekçe yok. matbu, yani önceden basılmış red kararında sadece benim itirazımla ilgili bilgiler kısmı sonradan doldurulmuş, belli. kararda, iddiamı ispatlamaya yarayacak belge ve delil sunamadığım yönünde bir ibare vardı.

    nevrim döndü. hakim duruşma salonundaydı. salona girdim. hakim kürsüde. duruşma arasıydı. "hakim bey birkaç dakikanız var mı" diye sordum. "buyrun" deyince başladım:

    "bir ceza tutanağına itiraz dosyam vardı. matbu red kararı ile sonuçlanmış. hiçbir belge ve delil sunmadığım yazılı. oysa tanık bildirmiştim. gerekirse kamera kayıtları istensin ya da cezayı yazan memurlar duruşma yapılıp dinlensin demiştim. bunun haricinde, tamamiyle keyfi ve hukuksuz biçimde hakkımda uygulanan bu ceza işlemine karşı ne gibi bir belge veya delil sunabilirim? bu demektir ki, isteyen polis memuru, istediği vatandaşa istediği şekilde ceza uygulayabilir ve vatandaş da bunu ortadan kaldırmak için hiçbir şey yapamaz. bu beni hem bir vatandaş olarak hem de hukukçu olarak çok rahatsız etti. olayın diğer tarafı il emniyet müdürü olduğu için böyle oldu biliyorum" deyince, hakim alınmış olsa gerek:

    "ben olayı hatırlıyorum. dilekçenizden, o aracın geçişini engellerken sizin de emniyet şeridini ihlal ettiğiniz kanısına vardım. yoksa il emniyet müdürüymüş valiymiş beni ilgilendirmez. haksız görürsem gereğini yaparım. ben de istanbul'da araç kullanıyorum ve ben de çok sinirleniyorum böyle durumlara. hatta ben de emniyet şeridini yarım biçimde kapatıp geçmeye çalışan bu kişileri engelliyorum bazan. ben de ceza yiyorum ara sıra." gibi saçmalıkları sıralamaya başladı.

    bunlardan bana ne? okuduğunu anlamayan bir hakim olmasının yanı sıra, kanunu uygulayacağı yerde kalkmış trafik sosyolojisiyle ilgili bana ders vermeye kalkıyor. burada mesele o mu? ben emniyet şeridini kapatırsam ceza yemeyi de göze alırım. ki daha önce emniyet şeridi ihlalinden ötürü ceza yemişliğim var.

    bu arada polisin yaptığı bir diğer çakallık da şu: emniyete yazılan yazıya verilen cevaba, benim trafik sicilim de eklenmiş. telefonla konuşmaktan, radara girmekten (birkaç kez) emniyet şeridi ihlalinden, farlardan birinin tam çalışmaması yüzünden yediğim cezaların listesi eklenmiş ve "bakın bu insan zaten bu yolun yolcusu, bizim yazdığımız ceza haklıdır" intibaı yaratma çabaları.

    özetle, böyle bir ülkede yaşamanın bundan çok daha korkunç bedelleri var, biliyorum. ve bu bilgi ışığında, elimden geleni yapmış olmanın verdiği rahatlıkla, "sebep olanların gözü kör olsun" diyorum.
  • yıllar sonra okudum ve gerçekten vaziyet için, ülkenin bu durumu için çok üzüldüm.
    geçmiş olsun hocam bu arada.
  • zamanında fetöcülerin yediği haltlardan biri. artık temizlendiklerine göre böyle olaylar geçmişte kalmış oluyor.

    şu anda ülkede hukukun kesin üstünlüğü var çünkü. (bkz: yerseniz)
  • boşuna yemediğin cezadır. az bile yapmışlar sana..
  • fahri trafik müfettişi emekli albay amcaların sıklıkla kestiği cezalardan birisidir.
  • 'bana gbt uygulayamazsınız, avukatım'dan sonrasını okumadım. eleştirdiğin çarpık sistemin güzide bir parçası olduğun için yaşadığın her şey sana müstahak. sadece senden yükseklerde oturan birisi denk gelmiş, muhtemelen senin diğer insanlara yaptığın şeyi sana yapmış diye ağlıyorsun. benzer zihniyetteki insanlarla birlikte beter olun.

    iğneyi kendisine batıramayanların, çuvaldızı sağa sola sallamasıdır.

    # ayrıca gbt ile üst araması arasındaki farkı bilmeyen yazarları da görmemizi sağlamıştır. aynı yazar ohal döneminde ülke genelinde mahkemelerden ilçe genelinde önleme araması kararı alındığını da bilmez.
  • "bana gbt uygulayamazsınız, avukatım" sözü şahsi bir şımarıklık ya da üstün görme hali değildir. avukatların ağır cezalık bir suç üstü hali haricinde mahkeme kararı olmadan aranamaması bir kanun hükmüdür.

    edit: öncelikle bakılan gbt bile kanunun gbt için koyduğu şartları taşımıyor, rastgele ya da talimat üzerine gbt yapılması kanunsuzdur. ikincisi adamı bekletiyorsunuz ki bu alıkonulma anlamına geliyor bu da mahkeme kararı olmadan yapılamaz.
    ohal konusuna hiç girmiyorum tamamen kanunsuzluk örneği zaten...