şükela:  tümü | bugün
  • istanbul'da evde tek başına kalmaktan korkanlar varken gece ormanda yatmaktır. bu ne etkileyici cesaret böyle! "adam gece ormanda kalıyor - kafayı yedi ormanda yatıyor... orman mı; ne yapıyor ormanda?" bugün iyi bir hafta sonuna denk gelmiş ve zaman da cömertlik için izin vermişken, tek başına kamp yapmak isteyenler için bazı taktikler vermeye çalışacağım. öncelikle bkz: #69620532

    ben şanslıydım ki benim en az bir arkadaşım doğaya benim gibi bakan birisiydi ve daha çocukken birlikte; evden izin almadan ormanlara giderdik. aynı çocukluk arkadaşlarımdan birisi ise tam bir salon erkeği idi ve bize "ormanda kalınır mı olm manyak mısınız, gece ormanda ne yapıyorsunuz" diyordu. yolda rastgele tanıştığımız bazı gruplar haricinde, her zaman iki kişi olarak kamp yaptık. kimseyi ikna etmedik; çünkü, sizinle kamp yapacak olan size benzemek zorunda. bunun nedeni, başınıza gelebilecek bir durumda; ikna edilen taraf, ikna eden tarafı suçlayacaktır. ormandasınız, ondan aldığınız bir keyif var ama; ters giden bazı şeyler de meydana gelebilir. en iyi arkadaşınızla bile yola çıktığınızda tartışabilirsiniz. biraz macera, biraz da hafif çapta survivor ilizyonu varsa bu rahat koltuk otobüs yolculuğuna benzemez. ormanda teker değil, ayak kullanacaksınız. zaten de amacınız bu, buraya da bunun için geldiniz, piknik yapmaya gelmediniz. one way in, no way out!

    korumalı kamp alanları ve sahil kamplarını bu konu dışında tutuyorum; çünkü, bu tip aktiviteler bir tür piknik / parti etkinliklerine giriyor. sizin amacınız bu değil, siz bıçakla geyik avlamaya bile hazırsınız! sizdeki kafanın çarkı geriye doğru, paleolitik çağa doğru dönüyor... hatta çadır da ne? suyu dereden içer, isterseniz ağacı oyar, kavuğunda yaşarsınız. siz ormanda tek başınıza bir gece geçireceksiniz; ama bunu ilk kez yapacaksanız elbette bazı bilmeniz gereken şeyler var demektir. yorum; teorik hesaplamalar üzerinden değil, tek başına bir gece geçirmenin ne demek olduğunu deneyimleyen biri tarafından yazıldı. ormanın derinliklerinde ve telefon sinyalinin alınmadığı bir yerdi bu. başıma bir şey gelmiş olsaydı; arama kurtarma ekiplerinin biraz uğraşması gereken bir noktada idim. ancak bunu göze almadan önce zaten aynı yerde arkadaşımla kaldım / bölgeyi iyi tanıyor ve artık doğanın da tepkisini ölçebilecek kadar deneyim sahibiydim. yine bir yaralanma durumunda diş sıkabilecek bazı küçük şeyler de atlatmış biriydim. eşek arısı bile soktu. bu arada eşek arısı deyip de geçmeyin; çok usta sokucudur, vızzz diye uçarken tokat atar gibi vurup geçer... (saygı duyduğunuzu söyleyin selam verin uzaklaşın, öldürürseniz etrafınız arı kovanına dönebilir)

    1 - psikolojinizi hazırlayın

    yalnızlığın ne demek olduğunu şimdi anlayacaksınız. şehirdeki yalnızlık romantiktir... ormandaki yalnızlık, bütün yalnızlıklarınızın önemini silecek. evde iken yalnız değilsiniz; televizyon, internet, telefon; bunlar bağlantılarınızı kesmez. yalnızca -televizyon sesi bile- kişiye dışarısı ile bağlantıda olduğunu hissettir. evde iken, dışarıda tek başınıza yolda yürürken de yalnız değilsiniz; gürültüler kendinizi duymaya asla izin vermez. ormanda iken kendinizi duymakta bir baskı hissedeceksiniz. duyduğunuz korkunun nedeni sizsiniz. kendinize alışın, kendinizle bir yabancı gibi tanışacaksınız. artık gerçekten yalnızsınız. geriye dönemez, telefon açamazsınız ve size benzer ses duyamazsınız. sizi oyalayan şeyler de ortadan kalkar. duyduğunuz her ses de artık çok ilkel. o alışkın olduğunuz araba sesleri, insan sesleri artık yok. bu gece çok uzun geçebilir; korkmayın, içiyorsanız bir sigara yakın ve sabah kuşlar ötüşe geçtiğinde duyacağınız gurur ve öz güvene hazırlanın. huzur budur...

    2 - bölgenizi hazırlayın

    zeminler düz ya da eğri olabilir; eğri bir zemine de çadır kurabilirsiniz, ancak eğri bir zemine çadır kuracaksanız; yarasa gibi ayaklarınız yukarı doğru bakmamalıdır. zaten muhtemelen yatmazsınız da (sabaha doğru biraz kestirebilirsiniz) yattığınız zaman, ayaklarınızı aşağıda görmelisiniz. yani, kan akışı her zaman aşağıya doğru olmalıdır. deli gibi yukarı doğru yatmayın... göl kenarına çadır kurmayın, hayvanlar muhtemelen su içmeye gelecektir, (bir şey olmaz gerçi) ama aksiyonlarınızı azaltın. patika kenarlarına da çadır kurmayın, çünkü patikalardan geceleri bazı hayvan geçebilir. hem siz rahatsız olursunuz ve hem onlar; birbirinize saygı gösterin, artık komşu sayılırsınız. fazla otla kaplanmış olan, yolları çok tıkalı olan ve neredeyse yürüyüşü engelleyen noktalara da çadır kurmayın. yaprakla kaplanmış olan bir zemin de mümkün mertebe tercih etmeyin; gece gereksiz seslere neden olur ve bunu ayırt edemeyeceğiniz için size fazladan bir aksiyon salgısı yaratabilir. örnek olarak nasıl bir zemin tercih edilmesi gerektiğine buradan bakın... bu çadır kurduğunuz noktanın çevresini gündüz gözden geçirin: patika nerede, arkanızda ne var ve hangi yönler açık? (hareket alanınızı bilin, çadırı kurduktan sonra put gibi durmayın; etrafı dolaşın, tanıyın ve alışın)

    3 - geceye hazırlanın

    gece ateş yakmalısınız. ormanda gece ateş, ilkel bir güç gösterisidir. etrafı aydınlatır, kızıl rengi ve dumanı vahşi hayvanların; açlıktan gözleri dönmüşse size saldırmasını engeller, onları uzak tutar. gece ormanda yanan bir ateş size tuhaf bir güven verir; bu ateşi siz yaktınız, evet, o sizin eseriniz! bütün hayvanlar ateşten korkar... çünkü bütün hayvanlar anlam veremedikleri bir şeyden korkar, kaçarlar. kaçış yolları engellenmedikçe de saldırmazlar. yani, kurtların bile menüsünde değilsiniz. ama sorun da şu ki, bir kurt bölgesinde iseniz; sizi tehlike olarak algılayacaktır ve işte bu nedenle parçalamayı da göze alabilirler. yalnız, sizin ateşiniz var; harıl harıl yanıyor. kurt, ateşe yaklaşmaz. ateşinizi, piknik ateşi gibi küçük değil; festival ateşi gibi yakın. tavsiye edilen bir örneğine buradan bakın... (yakınlaştırın - makine çekimi) egzotik görüntüsünü de başka bir yerde bulamazsınız: bakınız uyarı: ateş yakayım derken ormanı yakmayın. ateşi kesinlikle bir ağacın dibinde ya da yakınında yakmayın. ateşin yandığı yer, ağaç dallarına da yakın olmamalı. (ufak tefek kıvılcımlar sorun çıkarmazlar) ateşi, temiz bir toprak ve geniş bir alanda yakın. zeminde yaprak / otlar varsa güvenlik çemberine alın; yani odunların etrafını taşlarla örün. çadır kurmadan önce ateş yakmaya uygunluğunu da değerlendirin. "ben bulamadım" demeyin... mutlaka her ormanda uygun zemin vardır; arayın ve bulun. bulamazsanız ve bu temel kurallarını yerine getiremezseniz evde oturun.

    (gündüz, çadırın yakınına bolca odun yığın. her ormanda odun vardır, orman kendisini yeniler ve sürekli ateş yakabilecek kadar güzel odun parçaları çıkarır, bazen kütük bile bulabilirsiniz. bol bol odun toplayın, gece sabaha kadar ateşinizi diri tutmak zorunda da kalabilirsiniz. hem sizi oyalar, kırıp kırıp atarsınız. * ormandan ayrılırken bu ateşi mutlaka söndürün / sahipsiz ateş bırakmayın. not: ateşi, çadıra çok yakın olarak da yakmayın. çadırla ateş arasına en az 3 metre mesafe koyun)

    4 - malzemelerinizi hazırlayın

    everest'in tepesine çıkmayacağınızı ve mevsimin de sıcak olduğunu varsaydığımızda; istediğiniz çadırı alabilirsiniz. çünkü bu çadırlar, sizi sadece sineklerden korumak için, başka bir amacı yok. kaliteli bir çadır alırsanız, sadece dayanıklı olur ve uzun süre kullanırsınız; ama bu tip çadırların amacı hava şartlarına karşı koruma değil, sivrisinekler sizi ısırmasın diye üretiliyor. 2-second vs gibi isimlerle satılan pop-up çadırları tercih etmezseniz iyi olur. polleri kapanırken kırabilirsiniz, hem de taşırken tepsi gibidir; bohçacı gibi dolaşırsınız. manuel çadırlar kolaydır ve her çantaya uyarlar. çantanızı iyi seçin; yük taşımaya elverişli olsun, yani yük tasarımı olsun, askıları yastıklı olsun. pazar çantası gibi - okul çantası gibi bir çanta ile yola çıkmayın. ayakkabılar da iyi olsun; tabanlar toprak zemine tutunsun, sert koşullara uysun, çamura taşa naz yapmasın ve mümkün mertebe waterproof olsun. nazik olmasın, hayvan gibi olsun: aşağı yukarı şöyle bir şey işte... (pahalı ayakkabılar; ama mümkünse bunu göze alın. ormanda ayakkabı çok şey demek olabilir; kaçmak / vurmak / darbe almak, suya / çamura batmak & zeminden kaymamak vs gibi şeyler...)

    5 - bazı hatırlatmalar

    gece, et ürünleri yemeyin / pişirmeyin. koku, çakal / tilki / domuz gibi hayvanlar tarafından alınır ve kokunun geldiği yöne doğru, yani size doğru gelirler. ilk defa tek başınıza ormanda kaldığınızı varsayarak konuştuğumuz için etrafınızda tur atmaları sizi korkutabilir... konserve kutularını da açıkta bırakmayın; yedikten sonra bir poşete koyun ve ağzını sıkıca bağlayın. ormanda da sessiz olmaya çalışmayın; bir ses duyunca sus pus olmayın, bir hayvan size doğru yaklaşabilir; orada ne olduğunu merak edebilir, eğer siz ses yapmazsanız, orada bir yabancı olduğunu belli etmezseniz ansızın yüz yüze gelebilirsiniz ve ani karşılaşmayı hayvan tehdit olarak da algılayabilir. ormanda olduğunuzu unutmayın, yani hayvan gibi takılın. yanınızda bir kap - çanak varsa birbirine vurun; yaklaşmakta olan hayvana bilgi verin, geldiği yönde bir yabancı olduğunu söyleyin. hayvan sizin mesajınızı alır ve anlam veremediği sese doğru yaklaşmaz. kural basit: ses duyarsanız, ses yapın.

    gece ağaç dalları birbirine vurur ve bazen dallar çıtırtı yapar, rüzgar yerdeki yaprakları bir insanın ayak sesine benzetebilir... kirpi gibi hayvanlar da -sanki yakınınızdan bir insan geçiyor gibi- ayak seslerine benzer seslere neden olabilir, bu sesleri duymaya ve normal kabul etmeniz gerektiğine hazırlanın. * bulunduğunuz nokta medeniyete çok yakın bir yer değilse; hiç kimse gece ormanda dolaşmaz. duyduğunuz sesler de bir insana ait ayak sesleri değil, -kirpi gibi küçük hayvanlar- bu seslere neden olur. yine çadırınızın içinde iken, çadırın yanına bir tilki (vs) çakal gelebilir, etrafını koklayabilir, kesinlikle korkmayın; bu ince çadır, hayvanla aranızda çok kalın bir güvenlik duvarı. tam da bu esnada şarkı açabilir, şarkı söyleyebilir ya da bu çadırın içinde iken; içinde bir yabancı olduğunu belli edebilirsiniz. (zaten kokunuzu alacaktır) muhtemelen yerde / yakınlarda yiyecek arama derdindedir ve çok geçmeden oradan ayrılır... ayı ve kurtlar dışında hiçbir hayvan kurulu bir düzeneği bozmaz; kendisine yabancı olan bir yapıya anlam veremediği için meraktan koklar ve ayrılır. domuzlar ise türlerine göre tehlikeli olabilir / kendisine yabancı yapıyı bozabilir; fakat saldırı altına tutmadığınız bir domuz da (tüfek doğrultmak gibi*) sizinle uğraşmaya pek meraklı sayılmaz. zaten ateş ve duman; bu tür domuzlar varsa yaklaşmasını önler. ayı konusuna gelince; ayı bölgesinden uzak durun. bir de yakında yavrusu ve yuvası varsa ortalık çok fena karışabilir...

    uyarı: adımlarınızı dikkatli atın. aceleci olmayın, ama çok da fazla titizlik göstermeyin ki sakınılan göze çöp batar. ayağınız kaymasın; ayaklarınızı iyi kullanın, gözlerinizi dört açın, asfalt üzerinde yürümüyorsunuz ve size yardım edecek bir kimse yok, telefonunuz bile çekmiyor. uçurumu olan kenarlarda yürümeyin; kızak gibi bir noktaya basarsınız ve aşağıya da çuval gibi düşersiniz. ama dikkatli olur; bir bilinç ve refleks kazanır ve tanrı da size orada bela yazmadıysa hiçbir şey olmaz.

    çakı çakmak ayna tarak gibi malzemeler için de şuraya bakın: #94534354 (benzer malzemeleri ve benzer güvenlik taktiklerini kullanacaksınız. oradaki güvenlik taktiklerine kulak asmanız sizin ve sevdiklerinizin hayrına olur. evet ormanlar güzeldir, iyidir, hoştur, zevktir, kafa dağıtır; ama orman kanunları diye bir şey de vardır. gerçi ormanlar sokaklardan daha güvenlidir, asıl orman kanunları dışarıda. sadece yabancısı olduğunuz bir yere adım atıyorsunuz ve bu nedenle de ona uygun bazı şeyler hazırlıyorsunuz. ormanda it kopuk yok, trafik kavgası yok. ormandaki tehlike bunlar değil)

    not: saygılı olun. ayrılırken çöplerinizi bir poşete, sonra çantanıza koyun; bir çöp tenekesi bulana kadar taşıyın ve doğaya saygılı olduğunuzu gösterin. sigara izmaritlerini bırakmayın; geride kalan tek şey gece yanan ateşinizin sönmüş külleri olmalı. sizin sadece bir gece kaldığınız o yer, oradaki hayvanların hayatları boyunca yaşamlarını sürdürdüğü evleri. siz yalnızca bir gecelik misafirdiniz, haddinizi bilin ve ev sahibinin evini temiz bırakın. size, izin verdikleri için teşekkür edin ve ayrılın.

    _____________________________
    /*düzenleme*/ yorumun geliştirilmesi: ateş yakmanın etkileri ve kamp yapmanın yasal durumu

    öncelikle modern dönem öncesi insanlar doğada yerleşik olarak yaşıyorlardı ve gittikleri yerde de konaklıyor, ateş yakıyordu. bu yaşam alışkanlıkları doğaya bir zarar vermedi. doğaya zarar veren; modern insanın tüketim alışkanlıkları ve endüstriye geçmesi oldu. artan nüfusa yer açmak için de sayısız orman talan edildi. istanbul'un akciğeri olarak kabul edilen belgrad ormanları da beşiktaş semtine kadar çok geniş bir alana sahipti ve sarıyer'e kadar yok edildi. kurulan fabrikalar, havaya salınan zehirli gazlar, artan nüfus gibi etkilerden dolayı -dünya üzerindeki ormanların yarısından fazlası- yok oldu. doğaya zararı; konaklayanlar ve ateş yakanlar değil, bu insanlar ve bu insanların kurdukları bu düzen zarar verdi. küçük bir kamp ateşinin etkilerinden söz edenler acaba; 1 milyon yıldan fazla bu eylemin, -insanların günlük yaşamlarının bir parçası olduğunu- biliyorlar mı? ateş; doğada yaşayan eski topluluklarda yaşamın ayrılmaz bir parçasıydı. onların bu yaşam biçimleri doğaya zarar verseydi, bize de yok edebileceğimiz ormanlar bırakamazlardı. modern insanın her şeyi sahte olduğu gibi duyarlıkları da sahte! doğaya verilen zararları konuşmak için bula bula bir kamp ateşini mi buldunuz? günah çıkarmak ve kendinizi iyi hissetmek istiyorsanız kiliseye gidin.

    odun ateşi karbon monoksit ve azot gibi uçucu organik bileşikler üretir. ortaya çıkan bu bileşikler; büyük bir ormanın alt edemeyeceği etkiler değildir. kamplarda yakılan bu ateşler de doğaya zarar vermez. yakılan ateşler genelde 30 - 40 cm'lik bir alan ve temiz toprak üzerinde yakılır... ardındaki küller de doğada çözünür ve plastik gibi etki bırakmaz; doğa, organik bileşiklerin üstesinden gelir.

    yalnızca rakımın yüksek olduğu ve bir dönümden söz edilebilecek kadar çok büyük bir alanda bir ateş / yangın meydana gelmişse; ancak toprağın verimliliği bu durumda etkilenecektir... kurallara uygun yakılan ortalama 30 cm'lik alandaki bir ateşin doğaya / toprağa zarar verdiğini iddia etmek paranoyak bir titizlik. kurallar derken; kuruyan, ormanın elediği odun parçalarının yakılmasından ve yanan ateşe başka bir madde (çöpler / plastikler vs) atılmamasından söz ediyoruz. ormanlarda eğer bir dönümden söz edecek kadar bir ateş ve duman meydana gelmemiş ise oradaki endemik vahşi hayatı etkileyecek bir etkisi neredeyse yoktur. doğa, kendisini sürekli temizleme / yenileme yeteneğine sahip canlı bir yerdir. ormanların ayırdığı kuru ve temiz toprak üzerindeki 30-50 cm'lik arasındaki bir alanda kontrol edilen ateş ve geriye kalan kül; büyük bir orman için basit bir sorun.

    evrensel olarak bütün dünyada kamp yapan insanların gece yanan ateşe karşı bir zaafı vardır ve her kampçı da (veya) hayatını tümü ile doğaya adamış herkes kamp ateşi yakmıştır, bu kesindir. kamp ateşi, çok uzun yıllardan beri evrensel olarak paylaşılan kültürel deneyim haline gelmiştir. kamp ateşi, gündüz ormanda geçirilen günün bir doruk noktasıdır; bazen etrafında bizi bir araya getiren bir etkinliğin en doğal sembolüdür. kamp ocakları gibi şeyler de elbette ormanda mutfak deneyimi yaşamak için kullanılabilir. ne var ki vahşi deneyim yaşamak isteyen kampçılar yürüyen mutfak olmak istemezler ve zaten genelde ormana bir şey pişirmeye de gitmezler. genelde ise bu ocakların "kapalı alanda kullanıma uygun değildir" uyarısı boşuna değil; odun ateşinin -organik olarak -ürettiği bileşiklerden, -inorganik olarak- daha zehirli gazlar çıkarır. öyle zannediyorum ki kamp'a ocak getiren sabun da getirir ve sabun orman için zehirlidir. doğaya da gerçekten önem verdiğimizi iddia ediyorsak insanları da bu gibi şeylerde uyarmalıyız. gösteriş ve sataşmak ucuz.

    orman yangınlarına gelince: orman yangınları genelde bilinçli olarak kötü insanların tasarlaması sonucunda çıkar. çünkü bir ormanı yakmak; -elbette bazı acemi ve amatör davranışlar hariç- çok kolay bir işlem de değildir. bazen -sahipli olarak- kontrol altında tutacağınız kamp ateşi bile çok kolay yanmaz ve gittikçe sönmeye ayarlı gibi davranır. acemilik / amatörlük sonucunda bir kaza sonucu yangın meydana gelmesi için bazı şartlar da gerekir: rüzgarın etkisi ve ağaçların mevsim durumu gibi. ağaç türlerinin de etkisi vardır, örneğin çıra dediğimiz ağaç türleri varsa amatör biri bir kaza sonucunda ormanı yakabilir... ormanda bazı ağaç türleri vardır ki, çok zor ateş alırlar ve alevlendirmek için; bunu planmış olan aşağılık bir vatan haini ve doğa düşmanı olmanız gerekir.

    zaten entry'de de sözü edildiği gibi: ateş ağacın dibinde yakılmaz ve ağaç dallarına da yakın bir yerde, yani bu dalların altında da yakılmıyor ve temiz bir toprak üzerinde, küçük bir meydan gibi alanda; sahipli olarak yakılıyorsa, bu durumda orman yangını çıkması için enteresan bazı şeyler meydana gelmesi lazım. ateş için uygun zemin ve alanı bulamayan kişinin, zaten evde oturması gerektiğini söyleyerek bu işe / kamp ateşi yakmaya kalkışmamasını da söyledik. entry'lerimin de ekşi şeyler'de kullanılmasına izin vermiyorum. ancak bir arkadaşımız da zaten aşağı yukarı aynı şeyleri burada anlatmış. acemiler için biraz daha ayrıntılı gitse bile temel olarak aynı şeyler. ateşin başından ayrılmadan önce yine "bir kural olarak" her zaman söndürmekten de söz ettik. doğa severler birbirine katkı verir, deneyimlerini genişletmek ister. amacımız bu değilse durum otoban kenarında yayılıp da mangal yapan rakıcı tayfa sataşmasına benzer. doğa sever bu değil.

    _____________________________
    kamp yapmanın yasallığı hakkında

    uiaa - uluslararası dağcılık federasyonu maddelerinde der ki (7) "dağlara ve yamaçlara ulaşmanın temel bir hak olduğuna, ancak sorumlulukları olması gerektiğine inanıyoruz. faaliyetlerimizi düzenlerken daima çevreye duyarlı bir şekilde ve doğa ve doğal örtünün korunmasının ön planda tutulması yönünde öngörüyle hareket etmeliyiz. yetkililer ve doğa koruma organizasyonları tarafından tespit edilen erişim koşullarına ve kısıtlamalara her zaman saygı göstermeliyiz" kısaca, bütün insanların doğaya gitme hakkının olduğunu ve bunun engellenemez olduğundan söz eder. akabinde belirli kuralların koyulması ve izlenmesi gerektiğini ekler. yasaklamaz, düzen tayin eder.

    türkiye'deki orman kanunumuz da -belirlenmiş bir alan dışında - konaklamanın yasak olduğunu belirtmiştir. ancak bu yasa, ormanlarda belirlenmiş olan alanları da belirtmemiştir. bugün hiçbir ormanda böyle bir tabela / bölge yoktur. avrupa ülkelerinin bir kısmında ise ormanlara tabelalar koyulmuş ve kamp alanları belirlenmiştir. ama biz "belirlenmiş alanlar" deyince, bir turizmcinin parayla kiralayacağı plaj gibi bir yer anlıyoruz. yasadaki tanım; ormanda bir alanın veya alanların belirtilmesini gerektirir. dolayısıyla yasayı tamamlayan, yasaya uyulmasına yardımcı olan şartlar düzenlenmemiş ve böyle bir imkan verilmemiştir. söz konusu orman kanunumuz, eski günlerin koşullarına göre hazırlanmıştır, doğa sporları görmezden gelinmiştir. yine aynı kanuna göre ağrı dağına çıkmak da yasaktır. örneğin likya yoluna çıkmak için çadır kurmak zorundasınız, burada "belirlenmiş alan" yoktur. tamamlamak için ve bu sporu yapmak için konaklamak zorundasınız. türkiye'nin en popüler ve hayali kurulan trekking aktivitesi için bile konak alanı belirtilmemiştir.

    sonuç olarak insanlara "ormana gidemezsin, tepeye çıkmazsın, çadır kuramaz ateş yakamazsın" diyemeyiz. bizim ülkemizde çoban ateşi diye bir kültür var. durum zaten görmezden gelinmiştir; kampçıları çadır ve çanta ile birlikte gözleriyle ormandan çıkarken gören kanun adamları "dur" dememiştir. belki özel denetime giren alanlarda ya da özel güvenliklerin sorumlu olduğu piknik parkurunda durdurulan olmuştur... ormanda suçlu arar gibi kampçı arayan bir örnek görmedim, duymadım, işitmedim fakat yangın kuleleri ve kaçak ağaç kesimleri için dolaşan ekipler gördüm. //avrupa ülkelerinde de benzer bir yasa var; ama her orman için alanlar belirlenmiş ve ormanda size nerede hangi noktada kalabileceğinizi gösteren tabelalarla işaretlenmiştir. türkiye'de hangi ormanda böyle bir tabela, böyle alan var, ben bilmiyorum. bileni de tanımıyor ve bir bilen duyan da görmedim. ormanların korunmasında hemfikiriz; ancak bu alanların da belirlenmesi gerekir.

    insanların doğa ile ilişkilerini kesemeyiz. yasaya olan uyumluluğu sorduğumuzda: "belirlenmiş alanlar"ın nerede olduğunu da sormamız gerekir. uluslararası dağcılık federasyonu'nun demiş olduğu gibi dağlara, tepelere, ormanlara ulaşmak bir haktır; ancak sorumluluk alınması gerekir. maalesef bizim orman kanunumuzda "doğa sporları" açıkta bırakılmıştır, gözardı edilmiştir. bir spor meydana çıkmış -ve evrensel bir kültür haline gelmiş ise- uygun kurallarla güncellenmesi gerekir. örneğin ormanlara girişte "kamp alanına gider" gibi tabelalar koyulmalı ve bu noktalar özellikle bir kule tarafından yangın ihtimaline karşı da izlenebilir. yani kanun buna uygun imkan sağlamalıdır. böyle bir aktivite ve spor söz konusudur ve bu evrensel olarak sevilen kültür haline gelmiş ve spor mağazalarının bile yüreklendirdiği bir şey olup çıkmıştır. insanlar kanunlara saygı gösterirken, kanunlar da insanların haklarına; sevgi ve en doğal uğraşılarına saygı göstermelidir.
  • bir kamp alanını mı tercih edeceksin yoksa ıssız bir yer mi?

    kamp alanı tercih ediyorsan çekinecek bir durum yok, kalabalık içinde yalnızlığını yaşayabileceğin gibi kalabalığa dahil olup farklı insanlarla da tanışabilirsin.

    kamp alanı dışında/ıssız bir yer insanı ister istemez tedirgin ediyor, özellikle ilk gün uykusuz kalman kaçınılmaz.
  • gece karanlıkta bağıra bağıra şarkı söylemeye sebep olacaktır. ses yapayımda aman yanaşmasınlar. +ayı, ula bu ses nerden geliyor dur bir bakayım. sela ve kapanış.
  • bu hafta önce ölüdeniz, sonra kelebekler vadisi, sonra kabak koyu, sonra patara plajı, derken antalya kaş, ve olympos da kısa sürede çok kez gerçekleştireceğim eylem. korkmayın lan tabiat hala karnınızın doymasına müsade ediyorken vurun kendinizi doğaya.
  • sık sık yaptığım faaliyet.

    arkadaşlarla yapmak daha zevkli geliyor ama bazen programiniz uymuyor yanınıza alacak kimse bulamıyorsunuz. böyle durumlarda vazgeçmek yerine cadirimi çantamı alıp çıkıyorum yola.

    ücretli kamp yerlerini hiç sevmiyorum. geçen didim'de öyle bir yere girdim bildiğin mülteci kampı gibiydi. rezillik. tek başıma dağa çıkarım daha iyi.

    giderken tedbirli olmakta fayda var, yanınızda bıçak zaten bulunmalı ama biber gazı da savunma için etkili. geçen izmir karaburun'da tek başıma kamp yapıyorum yine, benden başka kampçı da yok. o sıra bir tinerci geldi. bir köşede tiner çekip nara atıyordu. aldım biber gazimi bir köşede bekledim yaklaşsa ağzına tükürürdum.

    bir de en son didim'de sarapcilar benim çadırı çaldılar.:)) hani satmak falan değil maksat, kendileri kullanacaklar. adamları da gördüm çadır kurarken, çocuk gibi heveslendiler çadıra. o yüzden kizamiyorum bile. sonrasında gittim altınkum plajında kumların üzerinde geçirdim geceyi. liseyi yeni bitirmiş 3 gençle ahbap olduk, eglendik bayağı. :)

    bu tek başına kampın bir adım ötesinde de bisikletle uzun tura çıkıp, çadırda kalmaktır sanırım. yorucu ama şahane bir şey!
  • ankara civarında sıklıkla yaptığımdır. türkiye'de kamp yapmak instagram'cı alagavatların hegemonyasında olduğu için yadırganabilir. gerekli ekipmanlar;
    şarap, sucuk, ızgara teli, bluetooth hoparlör, olta takımı, kamp sandalyesi, balta, mümkünse tüfek. tüfeğiniz yoksa arabadan uzaklaşmayınız ve arabada uyuyunuz. domuz genelde yaklaşmaz ama ayılar sessizce yanınıza kadar gelebilir ve sağı solu belli olmaz(gelirse havaya ateş etmek elemanı kaçıracaktır).
    devamlı gittiğim yerde sabah derede yüzüp ferahlama imkanı da mevcut, miss.
    ben insan sevmiyorum aq camping olması için de illa kabak koyunda 1 aydır yıkanmayan 100 tane bitli gavatla aynı yerde olmasına gerek yok. isteyenlere yer tavsiyesinde bulunabilirim ankara için.

    edit: imla
  • orman, dağ gibi medeniyetten uzak ıssız bir yerde takılmayı düşünüyorsanız ilk gecenizde zihniniz size öyle oyunlar oynar ki bir daha yalnız kalamaz hale gelebilirsiniz
  • gayet huzurlu bir eylem.

    günde 12 saat uyuyan, kalan zamanının çoğunda oyun oynayıp yurtta yatan bir insanım. özellikle son 8 aydır böyleyim. insan o kadar uyuyup bir nevi ölüm simülasyonunu gerçekleştirirken bunalıma da giriyor ister istemez. melankoliden, bunalımdan depresyondan uzaklaşmak isteyenlere tavsiyem: siktir olun gidin!

    tek başına otostopla kamp atarak gezmenin huzurunu ve macera duygusunu sadece mastürbasyon ve sonrasındaki yakalanma korkusuyla oluşan macera ile karşılaştırabilirim ki otostop+kamp her türlü üstün gelir.

    ülkenin tüm bölgelerini kamp ve otostop ile hem tek başıma hem de 2 ve 3'lü arkadaş gruplarıyla gezebildim. tek ve çok arasında birçok fark olsa da, eğer kimse sizle gelmiyorsa veya sadece yalnız kalmak istiyorsanız korkmayın ve sadece çıkın!

    not: tam bir üşengecim. uyanmaya, sıçmaya, kız arkadaş bulmaya, geceleri eğlenmeye, yeni insanlar tanıyıp kendimi tekrar tekrar onlara tanıtmaya, sosyal medyada profil kasıp ego yükseltmeye, para kazanmaya ve harcamaya.. sadece beş şey var üşenmediğim: otostop+kamp+bisiklet yolculuğu, sevgimi paylaşabilmek, acıyı bal eylemek, uyumak, vee dinlemek.
  • gerçekten huzurlu ama bir o kadar ürkütücü bir eylemdir. ancak bir taraftan da egonuzu okşatır, kendinize bi güven gelir.
    yaşadıklarımı, yaşayabileceklerinizi az çok şöyle anlatayım(bahsi geçen kamp orman içinde yapılmıştır) :

    gündüz zaten bir problem yok, gideceğiniz yere göre insana da rastlayabilirsiniz. gündüz yalnız olmanın tek sıkıntısı canınız sıkılabilir, ya da odun bulmak, baltayla odun kesmek, çayı demlemek, ateşi yakmak, yemeği yapmak gibi rutin işleri tek başınıza halletmeniz gerecek. gerçi bütün gününüz boş işiniz ne zaten bunları yapmaya gidiyorsunuz kampa, emin olun bunlar fiziksel olarak yorsa da aslında çok dinlendirici şeyler. şahsen ben baltayla odun keserken çok iyi stres atıyorum.

    gelelim gece'ye.
    şimdi gündüzden ateşinizi yaktınız, tabak bardak, ne varsa hazır. akşama doğru hava kararmaya başladı, insanlara dair izler azaldı, doğa yavaş yavaş kendi yüzünü göstermeye başladı.
    siz de hayvan seslerine, rüzgara vs hiç aldırmadan ateşinizde yemeğinizi pişiriyorsunuz.
    ama arkadan gelen küçük bir sesle irkiliyorsunuz. ne olduğunu anlamayacaksınız ama muhtemelen rüzgarın etkisiyle ağaçtan düşen bir dal ya da yaprak. fakat o sessizlikte o ses sizi fazlasıyla germeye yetecek. çünkü yalnızsınız, etrafta sizden başka neredeyse hiç yapay ses yok. eğer varsa başka bir canlıya aittir diye düşüneceksiniz.

    gecenin ilerleyen saatlerinde ziyaretçileriniz olacak. hele hele et yapıyorsanız yemekte yeri gelecek fener tuttuğunuz noktada hayvanlarla göz teması kuracaksınız. ancak merak etmeyin, ya küçük kediler, ya köpek ve ya tilkidir. esasında korkmanızı gerektirecek bir durum yok ancak o anın vermiş olduğu psikolojiyle eğer ilk defa bu deneyimi yaşıyorsanız fazlasıyla korkacaksınız. korkunuzu bastırmak için hoparlörünüzden son ses bir müzik açıp, alkolün dibine vuracaksınız.
    bu noktada biraz sakinleşeceksiniz ve ortam size keyifli gelecek. az önceki ziyaretçileriniz'e alışacaksınız çünkü onlar hala ordalar sizi izliyorlar. siz yabancısınız o ortamda. onlarında alışık olmadığı bir durum, hem savunma hem de merak iç güdüsü ile sizi izliyor olacaklar.
    ulumalar duyacaksınız, köpek ulumaları, tilki ulumaları. ki tilkilerin ulumaları kurtlarınkine çok benzeyebilir. saat yeterince geç olduysa zaten hafif çakır keyif olup buralar benden sorulur havasına bürünmüşsünüzdür. o saatten sonra müzik, yalnızlık, ateşin sesi ve görüntüsü ve alkolle beraber gerçekten mutlusunuzdur. lan iyi ki gelmişim be diyeceksiniz.
    o kadar içtiniz haliyle çişiniz gelecek. az biraz kamp alanında 10-15 metre kadar ateşin uzağında bir yere işerken bu sefer hem karanlık hem ateşten uzaksınız hem de elinizde sadece tek bir oktayı aydınlatan feneriniz var. şahsen ben çişimi yaparken kendimi çok savunmasız hissediyorum o an bir kediden bile korkarım :d siz de benim gibiyseniz gerçekten çok gergin anlar yaşayabilirsiniz.

    az çok böyle işte. gece çadıra girdikten sonra çadırınızın yanına kadar gelen dahili ve harici misafirleriniz olacak. ayak seslerini duyacaksınız. bir kaç metre yakınınızdalar sadece. korka korka uyuyacaksınız. ama uyuyacaksınız merak etmeyin. ve hatta çok temiz bir uyku çekmiş olacaksınız.

    sabah olduğunda ise kuş sesleri içinde güzel bir kahve, ulan ne geceydi beee diyeceksiniz içinizden.

    benim ilk yalnız geçirdiğim gecede ben bunları yaşamıştım. kendi yaşadıklarımı sizde böyle yaşayacaksınız gibi anlattım tabi ki siz hiç korkmayabilirsiniz, ya da daha çok korkup arabaya binip tekrar evinize de dönebilirsiniz bilemicem.
  • an itibarıyla bir dağda, karların üzerindeki bir çadırda gerçekleştirmekte olduğum eylem...

    sessiz, soğuk... gaz lambam var, biraz kırıyor çadırın içindeki soğuğu. sarı titrek ışığını seviyorum.

    bazen yabani atlar yürüyor etrafta. karların ezilme sesi geliyor sağdan soldan.

    rüzgar yok pek. hava sakin...

    çay demledim. limon da sıktım. biterken yudumlar bir kaç satır karalamak istedim. bazen gitmek lazım...