şükela:  tümü | bugün
  • yarın itibariyle girişeceğim olay.

    yalan söylemeye gerek yok. bundan iki ay önce sevgiliyle alınan bir karar sonrası gitmek için tüm hazırlıkları yaptığım hırvatistan seyahati bu. fakat kendisi ile tatile 15 gün kala ayrılınca zorunlu bir tek kişilik şova dönüştü. yani en başında tek başına gitmek gibi bir fantezim yoktu. hayat be.

    insanın içinde heyecan ve az biraz da korku yaratıyormuş bu durum. memleket satıhları içerisinde olsaydım umrumda olmazdı elbet. ama tek başına gurbete çıkmanın nasıl bir şey olduğunu bilmemek inceden tırstırıyor adamı. bunlar yetmezmiş gibi uçağın gecenin bir körü asıl gitmek istediğim yer olan dubrovnik'e 4.5 saat uzaklıkta olan split'e inecek olması daha da sinir bozucu. - en ucuz bilet orayaydı kayak'ta -

    daha daha sinir bozucu olan ise ex aşk ile aynı uçakta gitmek. evet doğru tahmin. kendisi bu tatile gitmekten vazgeçmedi aynı benim gibi. split'e kadar göt göte gidip orada ayrılacağız birbirimizden. bundan daha sikik bir tatil başlangıcı olur mu emin değilim açıkçası.

    bahtımı sikeyim en iyisi ben...
  • su an antalya'da gerceklestirdigim eylem. bugun ikinci gun ve sezlonglarla konusuyorum.
  • kariyeri falan attım çöpe, gençliği de bitirdik sayılır, arkadaşlar, kuzenler falan evlenmiş zaten. hal böyle olunca 7 gün ucuz bir tatil beldesine gidip kafayı dağıtmak, azıcık güneş görmek, denize girmekten başka bir beklentisi olmuyor insanın. tatil yapmayalı olmuş 2.5 sene, şu saatten sonra yaşlandığım her sene zaten zehir, böyle bir ahval ve şerait içinde azıcık kafa dinlersin, düşünürsün. evde de geceleri tavana bakıp düşünüyoruz zaten, ya da yorganı çek aklını yitirmemek için kafanı boşalt uyu. ölüm kaç senede gelir bilmiyorsun, insan ne kadar dayanır, yalnız insan böyle yaşar dört duvar bir kutu içinde. tatile gidince de düşünürsün, başkalarının eğlencesi batar gözüne, kıskanırsın, başkalarının kahkahası, ortamı da batar. tiksinmeyle karışık bir kıskançlıktır bu belki, ama her şeye rağmen güzeldir gene. tek sorun, plaja falan gidince eşyaları koruyacak kimsenin olmaması.
  • sadece zihinsel olgunluğa ulaşmış, kendi ayaklarının üstünde durabilen, gezmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duymayan ve özgüvenli olan insanların yapabileceği şeydir.
  • offff, bir insan evladının yapabileceği en güzel tatil bu...

    2007 senesinde tecrübe ettim. boşanma arifesinde, binbir duygu ve düşüncenin sıra ile beynimi ve kalbimi ele geçirip, dünyanın gürültüsünü çıkarıp, vücuduma türlü işkenceler yaptıkları bir dönemdeydim. iki haftada 7 kg vermiştim. uyumuyordum, yemek yemiyordum, sigara ve çayla besleniyordum. bir arkadaşım " gel biraz uzaklaşalım buradan " dedi, yok, kimseyi çekecek halim yok ama o zamanlar. kendi sesime tahammülüm yok ki, " biz " kelimesi tüm anlamını yitirmiş, aslında herşey anlamını yitirmiş. çok sevmişim ve haksız bir penaltıyla boktan bir gol yemişim, öyle bir sert vurmuş ki o, top ağları delmiş geçmiş. ağları onarmak lazım, eee bunu da yalnız yapmak lazım. minik bir çanta hazırladım zar zor kaldırarak güçsüz düşmüş kollarımı. uzun bir zaman sonra otobüse bindim ilk kez. biz beş yıl boyunca hep arabayla çıktık tatillere çünkü, her güzel manzarada durduk, ben sigara içtim, o resim çekti. garip garip yollara girdik, köyleri gezdik hep ısrarımla, hiç tanımadığımız insanların çayını içtik. otobüsle öyle değil ama seyahat, kuralları var bir kere, bir rutinin içindesin, duracağı ve dolayısı ile duracağın, yemek yiyeceğin ve hatta tuvalete gideceğin yer belli. daha kalkmadan otobüs pişman oldum, daha o anda zul geldi bana... ama yenik düştüm uykuya ve gözümü açtığımda cennet bildiğim yerdeydim, kaş ta... iki gün odadan çıkmadım, sadece çayın yerini bira aldı, bir de uyumayayım daha çok içip daha çok ağlayayım diye kahve elbette... o iki günün sonunda büyükçakıl a gittim, iki ay önce " o " nunla denize girdiğimiz yerde yalnız ama tuhaf şekilde iyi hissettim. denize girdim, açıldım, çoook açıldım ki tek başıma asla açılmam ben, korkarım, ama " tek " olmanın hayatıma getireceklerinin ve götüreceklerinin muhasebesini yapmak için denizin ortası kadar iyi bir mekan yoktu aslında. tuhaf bir sessizlik ve insanı sarmalayan sonsuzluk hissi hem ölüme yakınlaştırıp hem yaşam vaadediyordu. deli gibi ölmek, hırsla yaşamak istiyordum. paketlerce içilmiş sigaranın tüm etkilerine rağmen hızlı hızlı kulaç atarak yaşamayı seçtim ben. o andan itibaren yine eski ben oldum, " neyiniz var " diyen herkese anlattım, başta ağlayarak, sonlara doğru beni tanıyanların gayet iyi bildiği son derece gürültülü kahkahalarımla... yemek yemeye başladım ve yine dans etmeye, çünkü dans etmezdi o, sevmezdi... iki gün ölüydüm evet ama kalan dört günde geri döndüm dünyaya. hem de kendime büyük sözler vererek... bir daha kimsenin beni kandırmasına asla izin vermeyeceğime yemin ederek... ay tabii ki tutamadım sözümü, kandım, eee kandıkça açıldı dikişleri yaralarımın, kanadı... ama bir daha asla eskisi kadar acımadı...

    demem o ki, tek başına tatile çıkmak var ya, öyle çok derdin devasıdır ki... dünyaya hükmedecek kadar güçlü hissedersiniz bir an, sonra geç saatte yalnız yürürken tedirginliğe bırakır yerini... insan olmanın güzelliği bu değil mi zaten? anlık değişimleri... bu değişimleri sorgulamadan sadece keşfettiğinizde kendinizi buluyor ve çok seviyorsunuz. şimdi artık yaş gelmiş neredeyse kırka... etrafımda bir kaç gereksiz ve tutarsız insan dışında güvenden bir çember var benim. keyifli kısmı da bu bizim yaşların. yanlarında kendiniz olabildiğiniz insanlarla çevrili olmak... dolayısı ile ben nereye güvenli çemberim oraya. bir de zaten şu saatten sonra hangi hakemin haksız penaltısına susarım, hangi şutun kaleme girip ağlarımı parçalamasına izin veririm ki, bir defans yaparım, üstüne hücuma geçer gol atarım, bu da yetmezse topu keser atarım be...
  • mükemmel bir tatil türü. hele de çevresinde sürekli insanlar olan birisi için.

    mümkünse plan yapmadan, sezon dışı bir dönemde, mesela eylül..arabaya atlayacaksınız, güzel bir playlist, içinde led zeppelin, depeche mode, radiohead muhakkak olacak.

    yolda güzel gördüğüm her yerde duracağım. bir orman manzarası, bir göl, deniz kenarı..sadece duracağım ama..fotoğraf çekmek yok. güzellikle aranıza ekran sokmayın. hatıraları saklamanin en güzel yolu onları zihninizdeki hafıza sarayının dekorasyonunda kullanmak. manzaraya bakarken bir sigara yakacağım ve sadece izleyeceğim güzelliği..

    hedef yok. rezervasyon yok. şu saatte şuraya yetişeyim derdi yok. sadece kendinizle güzel vakit geçirmek için bu tatil. yol sizi nereye götürdü bilmiyorum. beni turunç koyuna ya da kaş'a götürebilir. ben de bilmiyorum. yola çıkınca öğreneceğim.

    kalacağınız yere vardınız. odaya girdiniz. sessizlik, yalnızlık..önce hızla bir denize girmek gerek. benim ayağım suya girmeden tatilim başlamaz. sonra duş ve uyku. istediğiniz kadar. gezilecek, görülecek yer listesi falan asla yok. uyanınca güzel bir restoranda iyi bir yemek. tadını çıkararak. güzel bir müzik eşliğinde. yanınızda iyi bir kitap. ben yerken okumayı çok severim. şarabımı yudumlar, kitabımı okur, bir yandan her lokmanın tadını yavaş yavaş alarak yerim..

    sonra sahilde yürürüm. kimse olmaz o saatte. kulaklığım olmadan çıkmadım tabii. iyi bir müzik. ayışığı. bir yerde oturup denizi izler, düşünürüm. saatler geçirebilirim orada.

    sonra odama giderim. turunç'a gitmişim çünkü orada kocaman balkonlu odaları olan bir butik otel vardı. oradayım. balkonda oturup manzarayı izlemeye devam ediyorum. şaraba devam. kitaba devam. çocukları arıyorum. yatmadan mutlaka konuşurum. iyi geceler konuşması. özledim onları. özledim sizi diyorum. ama iyiler keyifleri yerinde.

    telefonu kapatıp balkondaki hamağa uzanıyorum. sigaramı içip dünyayı insanları düşünüyorum. hayatı. bize dayatılan şeyleri. tatilin nasıl olması gerektiği bile belirlenmiş. erken rezervasyonlu aile tatilleri, kalabalık oteller, yalnızlığa asla izin yok, sürü takip edilmeli. yok öyle diyorum, yok öyle.. gülümseyerek uykuya dalıyorum.
  • hayatta 4-4-2 yerine 1-2-1 taktiğini uygulamaya çalışmaktır.

    1 kişi çıkılır tatile, her şey yolunda giderse 2 kişi tatil yapılır ve eve yine 1 kişi dönülür.
    görüldüğü üzere orta sahayı kalabalık tutmak bu taktikte de çok önemlidir.
  • tek başına tatil gözde büyüttüğümüz kadar zor değil. yüzme, spor vb. aktivite meraklısı arkadaşlarınızla olmadığınız için gönlünüzce yaymak ve bezginlik yapma hakkınız var. kumsala gidelim, güneşlenelim, spor yapalım gibi olaylara dahil olmayınca sizi oyun bozanlıkla suçlayacak birisi de yok.

    tek başına tatile çıkmakta insanların en korktuğu konu yalnız kalmak. fakat olaylar tam aksi yönde gelişir. tek başına olan birey dışarıya daha fazla açık oluyor. yanınızdan arkadaşlarınız varsa onlarla bir sohbeti sürdürme mecburiyetiniz var. tek başına ise sürekli dışarıdan gelecek işaretlere ve sorulara açıksınız. ayrıca eğer amaç sadece kafa dinlemekse kimseyle iletişim kurmak gibi bir mecburiyetiniz de yok.

    her birinin farklı hikayeleri olan, ülkenin ve dünyanın dört bir yanından gelmiş insanlarla sohbet etmek çok zevkli. ayrıca size ait hikayeleri ilk kez dinleyen ve muhtemelen bir daha görüşmeyeceğiniz insanlara anlatmak hem daha heyecanlı, hem de arkadaşlıkların hesap kitap konseptinden çok uzak.
  • "yalnız birey, güçlü birey" kandırmacasıyla gaza gelip kalkışılan iştir.

    tatile yalnız gelmiş adam karizmasıyla ufak çaplı bir harem kurulacağı zannedilir gitmeden ama tatil boyu tek diyalog yemek yenen yerdeki garson ya da bakkaldaki adamla kurulur. onlar da pek konuşmaz zaten. sigarayı filan uzatıp parayı alır ancak.

    + bi kemıl soft, 2 tuborg ne kadardı abi?
    - 18 lira.
    + buyrun.
    - ....
  • dün gece biraz yalnız kalıp, kafa dinlemek istediğimi farketmemle beraber aklıma gelen müthiş fikirdir. bunun için bozcaada hoş olabilir diye düşündüm; özellikle de eylül ayında... hatta eylül'ün ilk haftası bağbozumu festivali olduğundan çok daha hoş olabilir. yazın sıcağı ve orada bulunan tatilci kalabalık, eylül'de yerini sakinliğe ve serinliğe bırakıyor çünkü. sizi şöyle alalım.

    çok değil, bozcaada'da 3 gün yeter de artar bana. hatta ister istemez kafamda tasarladım bile. yani illa planladığım gibi olsun diye bir çabam olmaz; ama bozcaada ve tek başına tatil yapmak dendiğinde aklımda şöyle bir şeyler belirdi:

    oraya gittiğim ilk gün deniz kenarında sabahlayayım istiyorum, denizin sakin dalga sesleri eşliğinde, ay'ı ve yıldızları seyrederek uyuyakalma düşüncesi, bende güzel bir hareketlenme olmasına neden oluyor. tabi bunların yanında şarap da iyi gider. e tabi tek başına romantizm de bir yere kadar, biraz gerçekçi olmak lazım. eylül ayında sahilde sabahlarken kıçı başı iyi örtmeli, üşütüp hasta olmamak için.

    sabahın erken saatlerinde rum mahallesi'ndeki küçük otellerden veya pansiyonlardan birine 1-2 günlüğüne misafir olayım, çok şirin oteller var. hepsi eski evler ve içleri çok tatlı bir şekilde restore edilmiş. örneğin; 1 2 3 4 5
    otel sahiplerinin elleriyle yaptıkları reçellerden tadayım sabah kahvaltısında. sonrasında adanın güney tarafındaki tenha koylardan birinde yüzeyim mesela. akşamında, orada tanıştığım 1-2 insanla şöyle küçük ve samimi bir meyhanede rakı balık yapalım, sohbet edelim...

    ertesi gün bozcaada kalesi'ne şööyle bir göz attıktan sonra, ver elini şarap fabrikaları... buradan güzel bir şişe şarap aldıktan sonra rüzgar gülleri'nin bulunduğu yerde günbatımını seyrederken, aldığım şarabı içeyim mesela. geceleri yıldızlar rahatlıkla izlenebiliyormuş buradan. bir de unutmadan, göztepe dolunay olan gecelerde çok keyifli oluyormuş, o da güzel olabilir.

    büdüt: bozcaada bağ bozum şenlikleri yeni alkol yasası gereği iptal edilmiş malesef. ya ben lan neyse bir şey demiyorum.