şükela:  tümü | bugün
  • hayattaki tek derdi herhangi bir insanın götünün kalkması olan insan üzerine içerisinde doksan dokuz tane göt sözcüğü geçen bir deneme

    bir insanın götünün kalkması niye bu kadar can sıkar? bence götü kalkmış bir insan gülünçtür. öyle gülünçtür ki, şahsi olarak, götü kalkmış bir insanın sonsuza dek götü kalkmış olarak kalmasını dilerim. güzel bir manzaradır, oturur adamınızın şovunu izlersiniz, iyi bir şey yaptığını, herkesin ona bayıldığını düşünüyordur, bu düşünce onu daha da cesaretlendirir ve cesaret katsayısı arttıkça manzara daha bir güzelleşir, gülünçleşir. bozmasanıza! fakat çoğu insanı delirtir bir insanın götünün kalkması. şunu derler: bunun da götünü çok kaldırmışlar. bunun da götü kalktı iyice. bir insanın götünün kalkmış olmasına kafayı takan insan, o insanla ilgili sadece o insanın götünün kalkmasından rahatsızlık duymadığını, bu rahatsızlığın yardımcı elemanları olduğunu da itiraf etmektedir bence; yani tek sorun o kişinin götünün kalkması değildir, atıyorum –iddia makamına göre- aklı da kıttır o elemanın ve üstüne bir de götü kalkmıştır, budur dayanılmaz olan. diğer yandan götü kalkmış bir insan, götü kalkmış olmasına rağmen hep kazanıyorsa, o insanın çevresinde bulunan götü kalkmamış normal insanların sinirleri bozulur. çünkü götü kalkmış anormal insan kazandıkça söz konusu götün kalkık olması mutlaklaşmaya doğru bir seyir izleyecektir; işte götü kalkmamış normal insan bunun farkındadır ve aslında baktığı şey adım adım gelen bir felakettir, ona kalsa seferberlik ilan eder: hanımlar beyler, biraz daha sessiz kalırsak bu göt iyice kalkacak, bir şeyler yapalım! bu yüzden, götü kalkmamış normal insanın akıl sağlığını koruyabilmesi için, götü kalkmış insan asla kazanmamalıdır.

    yeri gelmişken, kim kaldırıyor bu götleri yahu? işte bir ihtimal yani nadiren sorulan soru da budur fakat hemen geçilir, sonuçta götü kalkmamış normal insanlardan birisi kaldırmamıştır götü kalkmış insanın götünü, olay dışarıdan bir müdahale ile gerçekleştiği için bu sorunun cevabının üzerinde durulmaz. ancak başka bir soru daha vardır ki herkes tıpkı karnı acıkmış yavru ceylan gibi seke seke kaçar bu sorunun cevabından. ya götü kalkmış olduğu iddia edilen adam/kadın gerçekten bir şeyleri biliyor ya da bir şeylerin farkında ise, ya adamın götü kalkmamışsa, adam harbiden bilgili, yetkin ya da haklıysa ve sadece tezini, hakkını savunuyorsa?

    mesela ilber ortaylı, kimse “bu ilber’in de götü çok kalktı” demez. çünkü ilber, an itibariyle savaşa girilemeyecek kadar uzak bir yerdedir. eğer ilber ortaylı’ya bunun da götü iyice kalktı derseniz, ilber ortaylı şu anki ilber ortaylı olmasaydı ona canhıraş biçimde götü kalkmış diye saldıracak kişilerin hedefi olursunuz, size derler ki, koskoca ilber ortaylı’ya ne hakla götü kalkmış diyorsun lavuk! adam beş bin tane dil biliyor! öte yandan ilber ortaylı’nın ilber ortaylı olmadığı dönemlere gitme şansımız olsa, “adam haklı olabilir lan” diyen insanlara, yine aynı kişiler şu cevabı vereceklerdir: he amk, he, adam haklı, he! çünkü ilber ortaylı henüz ilber ortaylı olmadığı için kolay bir av gibi gözükür onlara ve kim bu kamil lan her şeyi bildiğini iddia ediyor sorusuyla kaşınmaya başlarlar bu dünyadaki tek derdi herhangi birisinin götünün kalkması olan insanlar ve sonunda dökülürler: bunun götünü kim kaldırmış lan böyle? işte biz buna niteliğe değil ambalaja bakma rahatsızlığı diyoruz.

    öyleyse götü kalkmış olduğu iddia edilen insanları ikiye ayırmak zorundayız. bir, gerçekten götü kalkmış olan insanlar, kerametleri kendilerinden menkul olan insanlar yani. iki, gerçekten bir konuda, herhangi bir alanda bir şeyleri bilen, yetkin ama kurumsal ya da konumsal(?) bir kimliğe sahip olmayan insanlar. sıradan diye nitelendirilen bir insanın bir şey bilmeye hakkı yoktur yani. hem müslüman hem laik olunamayacağı gibi hem sıradan hem bilgili, yetkin olunamaz, o kişinin götü kalkmıştır sadece, bir şey bildiği falan yoktur. örneğin bugün bir dilenci size hayatın anlamını söyleyebilir. bu dilenci, tam da bir dilenci olduğu için, eğer hayatın anlamını yüksek sesle söylemeye yeltenirse, hayatın anlamı üzerine hiç düşünmemiş ve götü kalkmamış diğer insanlar ona hemen bunun da götü çok kalkmış derler. ama dilenci gerçekten bulmuş olabilirdir hayatın anlamını, işte bu ihtimalden kaçar herkes. çünkü bir kere ağızdan çıkmıştır söz, götü kalkmış bunun denmiştir, dolayısıyla dilencinin aslında götünün kalkmadığı gerçeği, o kişinin yüzleşmek isteyeceği en son gerçektir; geri dönmenin büyük utancı nedeniyle bir hataya tâbi olmaya zorunda kalmak şeklinde ifade ediyorum bunu. bu gerçekten de çok pis bir durumdur. sizlere meseleyi şöyle tasvir edeceğim: ilber ortaylı’nın ilber ortaylı olmadığı dönemlerde elim bir kaza sonucu bilinci kapanan ve uyutulan bir insan, yılların ardından artık ilber ortaylı’nın ilber ortaylı olduğu dönem içerisinde birden uyanıveriyor. şu klişe hikâye, bir de uyanıyorsunuz, ilber ortaylı, ilber ortaylı olmuş ama siz çok uzun süre uyuduğunuzdan ilber ortaylı’nın ilber ortaylı olduğu süreci kaçırmışsınız. televizyonu açıyorsunuz ve tesisatçılık konusunun tartışıldığı bir programda, “ilber hocam, osmanlı’da nasıldı tesisat işleri, çok disiplinli bir tesisat-ı hümayun tesisi vardı değil mi?” gibi bir soru duyuyorsunuz. sıkılıp başka bir kanala geçtiğinizde, kiraz meyvesinin yetişmesi için en uygun coğrafi koşulların tartışıldığını görüyorsunuz. ilber burada da karşınıza çıkıyor, ilber bunu da biliyor. kirazı çok seven bir osmanlı padişahını anlatıyor ilber, o kadar seviyor ki kirazı bu padişah, bizzat bu işin uzmanlarıyla ağaçların başında falan bekliyor ve zaten bu kiraz sevdası yüzünden sarayı boşluyor da devriliyor. sonunda mevzulara kompile yabancı olduğunuzdan ve biraz da ilber ortaylı’nın o siklemez tavrına uyuz olduğunuzdan şu talihsiz ve hüzünlü cümleyi çıkarıveriyorsunuz ağzınızdan: kim lan bu dallama, her kanalda karşıma çıkıyor, iyice götü kalkmış bunun! işte, tek derdi herhangi bir insanın götünün kalkması olan insan böyle bir konuma düşmeyi hiç istemez. o yüzden gidip ilber’le savaşmaz. diğer yandan götünün kalktığını iddia ettiği insanın aslında haklı olabileceği, bir şeyleri hakikaten de bilebileceği ihtimalini de asla düşünmek istemez. çünkü niye istesin? onun elinden böyle bir şeyi alırsanız o neyle yaşayacak? bütün bir hayatını inşa ettiği şeyi de yıkıp atarsa neyle nefes alacak? telafisi imkânsız bir dramdır bu.

    bir insanın götünün kalktığı iddiasında, iddia makamının yaşadığı leziz hissiyatı da konuşmadan geçmemeliyiz. bir insanla ilgili, bunun da götü çok kalkmış dediğiniz zaman, siz bir anda hiçbir şey yapmadan, bu işleri gerçekten bilen ve götü kalkmış insanın maskesini indiren uzman konumuna yerleşirsiniz. muhteşemdir bu. sanki uzun zamandır susuyorsunuzdur ama artık o kişiye haddinin bildirilmesi gerektiğine karar vermişsinizdir. çünkü her konuda uzmansınızdır, öyleyse yapıştırabilirsiniz: dostum/güzelim senin götünü çok kaldırmışlar. yani hayattaki tek derdi herhangi bir insanın götünün kalkması olan insan bir bilirkişidir aslında. bir uzmandır. eksperdir, her şeyin eksperidir o. bir ortama bu sıfatlarla gider ve kimin götünün kalktığına kimin götünün kalkmadığına karar verir. böylece hiçbir şey yapmadan muazzam bir his yaşar: sabrı sınanan yüce kişilik artık sessizliğini bozmuştur ve patronun kim olduğunu cümle âleme göstermiştir… müthiştir gerçekten. fakat tüm bunlara rağmen bir insanın götünün kalkmış olması beni hiç sinirlendirmez, bunun bir onur mücadelesine dönmesini de maalesef hiç anlayamam.

    hiç unutmam sosyal medyada tanıştığım bir kızı sivilde bira içmeye davet etmiştim. beklediğim şey ortalama bir dişiydi ama beklentimin çok üzerinde bir bebekle karşılaşmıştım. dolayısıyla çok geç kalmadan bunu kendisine ifade ettim. ona, karşısındaki kişiye üzüntü verecek kadar güzel olduğunu söyledim. bütünüyle o kadar güzel olmak ki hiçbir şeyin onun kadar güzel olmaması ve dolayısıyla o kişinin bataklığın ortasında açan bir çiçek konumuna kaçınılmaz olarak yerleşmesi ve bu masumiyetin bataklıkta açmasının üzüntüsüydü ona baktığımda hissettiğim. ona baktığınızda, dünyadaki her şey daha karanlık gelirdi size, aslında bir griliğin içerisinde yaşadığınızı, o, güneş misali masanızda açtığında anlardınız, dolayısıyla ona bakmak, onun, dünyanın ve her şeyin gıyabında üzüyordu insanı. içilen bira miktarı arttıkça muhabbet bir iltifatı ver, öpücüğü, memeyi kap merasimine dönüşmüştü. ona, beraber olduğumuz süre içerisinde çok fazla güzel söz etmiş ve karşılığını fazlasıyla almıştım. yalan söylemiyordum, kendisiyle geçirdiğim her saniye aşkla coşan ruhumun ipleri tutamayacağım kadar uzaklara uçmuştu. sonuçta ayrılıp da evine döndüğünde birkaç talihsiz tweet attığını fark edecektim: dünyanın en güzel kadınıyım, bendeki götü kimsede bulamazsınız, güzelliğim karşısında saygı duruşuna geçin alt metinli birkaç tweet. üzüntüsünü duyduğum şey bebeğimin fazla gaza gelmiş olması değildi çünkü haklıydı, ondaki götü kimsede bulamazdınız. üzüldüğüm şey, “kim kaldırmış bunun götünü” sorusuna er ya da geç muhatap olacağını bilmemdi. tamam, bence de biraz götü kalkmıştı ama bunun kime ne zararı vardı ki? birisini mi öldürmüştü, bir çocuğu mu üzmüştü, hiç köpek sevmemiş kadar kötü müydü, neydi dayanılmaz olan? bir insanın kendisini sevmesine, özgüven depolamasına bile izin vermezlerdi. bilirkişi ordusu haftalık olağan toplantısında kimlerin götünün kalktığını incelerken eminim ki onun da adını kara tahtalarına yazacaklardı:

    “bu haftaki hedefimiz ankara’da yaşayan bir twitter fenomeni. iki gün önce götü kaldırılmış, kim kaldırdı henüz bilmiyoruz, en son evren d.. diye birisiyle takılmış, muhtemelen o piç kaldırdı bu karının götünü, bir şeyler yapmalıyız…”

    haha, şu derde bakar mısınız? maalesef vardır böyle insanlar. hiçbir şey yapmazlar, hiçbir söz söylemezler, hiçbir şeye cür’et etmezler ama kararları kendilerinin vereceğine gerçekten inanırlar. bir saniye, burada birilerinin götü kalkmış sanırım? ve hemen karar verirler, tamam, artık kimin götünün kalktığı resmileşmiştir, dikkat. en az durup dururken götü kalkmış bir insan kadar gülünçtür götü kalkanı teşhis eden de bu yüzden. onun çabasını izlemek güzeldir, onun birisine götünün kalktığı şeklindeki ithamı yaparken yaşadığı çocuksu hazzı izlemek çok güzel ve gülünçtür. gözlerimi yaşartacak kadar geniş bir gülümseme yayılır yüzüme bu manzaraya baktığımda, onun da kendince bir dünyası var derim, o da çizgi film izledi çocukken derim, hiç bozmayayım derim ve görmezden gelirim. bu insanlardan birisi de benim arkadaşım. evet, benim götü kalkmışları teşhis eden bilirkişi arkadaşlarım da var; tıpkı kürt, gay, fetö’cü, dkhp-c’li, hdpkkmotherfucker arkadaşlarımın olması gibi, ben onlara da söylüyorum, önce türküm diyeceksiniz diyorum. başkalarının aksine bana hiç direnmiyor bu arkadaşlarım ve hiç uzatmadan şunu söylüyorlar: “önce türküm.” ben de tamam öyleyse, artık bira içebiliriz diyorum. neyse, götü kalkmış insanlara kafayı takan bir arkadaşım var diyordum. onunla muhabbetlerimiz genelde şöyle bir seyir izlerdi:

    “ya ne diyeceğim, şu lisede bir çocuk vardı ya, yusuf, arkada oturan hani. işte o elemanın projesini tübitak sallamamış ama amerika’da ödül kazanmış lan adam!”
    “kim, yusuf mu?”
    “evet, bizim yusuf, şu arkada oturup piç piç takılan, nereden nereye, bravo gerçekten.”
    ve başlardı:
    “götü de iyice kalkmıştır şimdi onun,” ( :
    “önce bir kutlasaydın abi,”
    “önce o götünü bir indirsin, sonra kutlarım!” ( :

    yahu daha adamla ödül sonrasında karşılaşmadın bile, nasıl bu kadar eminsin götünün kalktığından? inanmak isterdi çünkü. aziz sancar bu adamın liseden arkadaşı olsaydı, bu adam nobel’den sonra ona da “şimdi götü iyice kalkar bunun da,” derdi. bununla yaşıyordu çünkü. “abi gel, az önce çok çalışarak dünyayı kurtardım, kutlayalım” deseniz, bu herif oturup bir yıkımdan diğerine sürüklenirdi. boku yedik, adam dünyayı kurtardı ya, şimdi kesin götü kalkar bunun diye kederinden oraya ölürdü.

    bir ortamda da tavırları farklı değildi bu arkadaşımın. kalabalık masada herkes sosyalleşmeye çalışır, kimi nasıl götüreceğinin hesaplarını yaparken, bu arkadaş bambaşka bir yerde durur, genelde muhabbetlere katılmaz, yalnızca kendisinin bildiği nedenlerden ötürü kınayıcı bakışlarını takınır, sonunda ortamda en çok ön plana çıkan herif tuvalete gittiğinde ağzındaki baklayı kendisine en yakın bulduğu kişinin kulağına fısıldayarak çıkartırdı: bu elemanın götünü çok kaldırmışsınız siz. ( :

    bir gün ona sormaya cesaret ettim, “rıfatcığım, sana bir şey soracağım ama alınma, niye insanların götünün kalkıp kalkmadığı konusunda bu kadar takıntılısın, seni bir insanın götünün kalkmış olmasında bu denli rahatsız eden şey ne?” rıfat, bana bir yabancıya bakar gibi bakmış ve şu soruyu sormuştu: “kim, ben mi?” rıfat’a şu yanıtı vermiştim: “seninle konuştuğuma göre tabii ki senden değil, hakan’dan söz ediyorum.” çok sahte bir biçimde gülmüştü rıfat. ne dediğimi anlamamıştı muhtemelen ve geçiştirmişti, çünkü tek derdi herhangi bir insanın götünün kalkması olan insanlar asla bir şeyi anlamadıklarını, bilmediklerini söylemezlerdi. bütün hayatlarını kolay yoldan bilirkişi koltuğuna oturmak üzerine dizayn eden bu insanlardan böyle bir özeleştiri duyamazdınız. çünkü onlar bir şeyi bilmezlerse kim karar verecekti kimin götünün kalkıp, kimin götünün kalkmadığına?

    bu bilirkişilerde göze çarpan başka bir detay ise, mutlaka her ortamdaki en kral adamlardan/kadınlardan birisi olduklarını iddia etmeleridir. şöyle konuşurlar, “bilen bilir, biz o dönem bu tayfayla çok piçlik yaptık, çok çılgın deli hoyrat fak yular fak yusu aylar geçirdik” -yani bir şekilde o ortamda bir ağırlıkları olduğunu söylerler size. peki, ne olmuştur da şimdi kenara çekilmişlerdir? ortam eskiden, onların zamanında, iyidir ama artık bozmuştur. çünkü milletin götü çok kaldırılmıştır, bir sürü götü kalkmış insan ortamlarına çöreklenmiştir ve kahramanımız bir bilirkişiye yakışan efendilikle köşesine çekilmiş, bu yozluğu izliyor, arada bir de dayanamayıp kimin götünün kalktığını teşhis ediyordur. böyle de götü kalkmamış bir yapıları vardır bunların.

    benim bu insanlarla ilgili merakımı cezbeden son şey ise niye insanlara izin vermedikleridir? ne hakla izin verme yetkisini sahiplenmişlerdir konusuna girmiyorum bile. o hakka bir şekilde sahip olduklarını düşünüyorlar, uyandırmanın âlemi yok. sadece niye izin vermedikleri garip. belki bir insan deniyordur, bir şeyler yapmaya çalışıyordur, hedefe o kadar odaklıdır ki üslubu hiçe sayıyordur ama sen ona büyük bir rahatlıkla götü kalkmış bunun diyorsundur; belki de hayattaki tek derdi herhangi bir insanın götünün kalkması olan insan, cemil meriç’e kulak vermelidir ve “çığlıkta ahenk aranmaz” sözü üzerine düşünmelidir. ama hayır, bir kalkmış götleri indirme savaşçısının tek görevi göt indirmektir. mesela iyi bir şey yapamazsınız bunların yanında. sizi ön plana çıkartacağı zannedilen herhangi bir şey yapmanıza kati suretle müsaade etmezler. bunlardan birisi de akrabamdı maalesef. bağlama kursunun ikinci yılını doldurmamla birlikte enstrümanı iyice kavramaya başlamıştım ve “ötme bülbül” isimli semahın o tüyler ürpertici güzellikteki girişini bağlama ile çıkartmayı başarmıştım. o ilk çıkartma, müziği kendi kendine öğrenme süreci o kadar tatlı bir his verir ki insana, bir ömür boyu o eseri çalmaktan bıkmayacağınızı sanırsınız. öyle bir keyiftir bu. ben de sürekli ötme bülbül semahının o muhteşem girişini çalıp duruyor, nasıl bu kadar güçlü bir his veriyor insana diye düşünüyor, hazdan hazza koşuyordum. o günlerde bu sözünü ettiğim akrabam gelmişti bize ve bulduğum her boş zamanı ötme bülbül’ün girişini çalarak değerlendirdiğim için bu akrabamız da sanatımdan nasiplenmişti. ortam şöyleydi, o bilgisayarda bir şeyler yapıyor, ben de köşede bağlamamı akort ediyordum. yani muhabbetin ortasına sazımla gelmemiştim, boşa düşmüştüm ve hemen bağlamaya sarılmıştım. akort işi bittikten sonra daha eserin girişinin ikinci tekrarına giriyordum ki bilgisayarın ekranından başını büyük, kocaman bir yılgınlıkla kaldırıp, bana şöyle bir söz söylemişti: “anladık la, çalabiliyorsun.” ( :

    öyle şok etkisi yaratmıştı ki bende bu söz, sizlere bunu betimleyecek kelime bulamıyorum. benim kendimi ona beğendirmeye ya da ona hava atmaya ya da yeteneğimle onun üzerinde tahakküm kurmaya çalıştığımı zannediyordu! bu yüzden izin vermiyordu çalmama. onun tepkisine ve yüzündeki imalardan imalara koşan ifadeye baktığımda, eğer ötme bülbül’ü çalan kişi kendisi olsaydı, bunu bir kimlik olarak belleyeceğini anlamıştım. çünkü her şey başkaları içindi, başkalarına rüşt ispat etmek için araçtı her şey onun için; keyif almak, paylaşmak, bir insanı yüreklendirmek, desteklemek, bir şeyden de geri kalmak gibi edimler yoktu onda. o kadar kendisiyleydi ve kendisi içindi ki her şey, maruz kaldığı tüm hareketleri de söz konusu kişinin kendi şovu zannediyor ve müdahale ediyordu: hop, orada götü kalkan birileri mi var yoksa!? kızmayım, kaldırmayın beni ayağa! (:

    dolayısıyla ona sadece bakmıştım ama alınganlık sergilemeden, kahkaha falan atmak gelmişti içimden ama dizginlemiştim kendimi, bağlamayı gülümseyerek bir kenara bırakmıştım ve konu üzerine hiç konuşmamıştım. muhtemelen bizim evden gittikten sonra, kendi evindeki aile üyelerine şöyle bir şey söyleyecekti: “bizim evren’in de götü iyice kalkmış, iki saz tıngırdatabiliyor diye kendisini bir bok zannediyor!” yani bu insanları bir şeyi gerçekten sevdiğinize, bildiğinize, anladığınıza ikna etmenizin imkânı yoktur. bir şeyi biliyorsanız niye o konuda profesör olamadınız diye sorarlardı. madem iyi bağlama çalıyorsun niye trt türk halk müziği korosu’nda seni göremiyoruz derlerdi. ve kolayca kendilerini onaylarlardı: “götü kalkmış abi, bir şey bildiği yok.” bu yüzden de sizi baltalamaya hakları olduğuna inanırlardı. “arkadaşlar, sanırım bir teori buldum, bir şeyler tespit ettim,” diye söze girerdiniz ve bunlar gizlendikleri deliklerinden canhıraş biçimde koşarlardı: “hayır sus! sen bir teori bulamazsın, sen sadece götü kalkmış bir insansın!” :’(

    şu çabadaki hüznün bir tek ben mi farkındayım? hayattaki tek derdi herhangi bir insanın götünün kalkması olan insanın, tam da bunu dert edindiği için götü kalkmış insanlar listesinin en zirvesindeki adam olduğu gerçeği sizce de çok açık değil mi? çünkü ben biliyorum diyor, ben anlıyorum diyor, maskeleri bir tek ben düşürürüm diyor, neyi yapıp neyi yapamayacağına, neyi söyleyip neyi söyleyemeyeceğine ben karar veririm diyor; eğer seni yeterli görmezsem, ki bunun kriterini bir tek ben bilirim, senin götünün kalktığına hükmederim diyor. elbette cansiperane bir biçimde kimin götünün kalktığına, kimin götünün kalkmadığına karar veren bu insanlar, bilmedikleri bir ortamda gerçeklikte kimin götünün kalkmış olduğu sorusuna bir yanıt teşkil edebileceklerini hiç düşünmüyorlar. işte, götü kalkmış bir insanla, onun götünün kalktığını teşhis eden insanın aslında aynı kişi olduğu sonucuna bu şekilde vardım. hüzün ise, kendi kendileriyle kavga etmelerine rağmen, hasımlarını dövdüklerine inanmaları; koca bir hayat ve anlam da bu, ne büyük bir dram değil mi? sık verdiğim bir örnekle bitireyim: bir koşu bandında koşan ama bunun farkında olmadığından ilerlediğini sanan insanın trajedisidir bu. ağlarken güldürür, güldürürken ağlatır bu manzara insanı.

    neyse, bu kadar yeter, iki güldük eğlendik diye hemen götünüz kalkmasın. (:
  • birilerine sayfalarca yazı yazdırmış kişidir. dert etmeyin bu kadar her şeyi pls.

    edit: ayrıca beğendiğim deneme. rte tarafından konuşma metni olarak kullanılabilecek potansiyeli var. laf kalabalığı açısından :(
  • götün kalkmasın diye söylüyorum durumum yoktu okumaya değer görmedim.

    hiç etrafımda şahit olmadığım kişidir. etrafımdakiler genelde geçim sıkıntısı, aşk, eğitimi falan dert ediyor. çevreni değiştir istersen.
  • sanırım sözlük tarihinin uzun entysi. bununla götünü kaldırmayalım şimdi.
  • halim vaktim yerindeydi, okudum.

    şüphesiz, düşünenler için ibretler var.
  • yazında mizah ne demek bilen insanın azlığına dair düşündürten yorumlara sebebiyet veren yerinde kinayeli bir biraicelim yazısı.