şükela:  tümü | bugün
  • her seferinde beni sinir eden, düşman başına diyebileceğim türden bir imkansızlık ve eksiklik durumu. peçete ile de geçerlidir.

    elinizin kenarına bir şey bulaşmıştır, suya tutarsınız. refleks olarak, gayri ihtiyari, havluya gider elleriniz. ama ellerinizin biri yaş biri kurudur. kuru olan elinizde havlu buruk bir his, kekremsi bir tat, uğultulu bir ses bırakır, adeta kayar. sanki kayış kopmuş, çarklar boşa dönüyormuş gibi düşündürür. ağırlanma duygusunu, sevgiyi, sadakati, sıcaklığı, muhabbeti, bir parça alüminyum folyodaki kadar şahsiyeti bile bulamaz o havluda kuru olan eliniz. neticede yaş olan elinizin nemi de elinizde kalmıştır.
    havlu da arkanızdan kıs kıs gülmektedir.

    bu, havlunun; bu kullanıcı adı zaten alınmış, demesidir.

    "o elin zaten kuru, daha fazla kurulayamazsın. şimdi defol git, beni uğraştırma."

    bir havludaki akılları görüyor musunuz?
  • erken dönem alman klasiklerinin belki de en güzellerini yazmış adolf anderssen'in bu konuda çok güzel bi hikayesi vardır.

    --- spoiler ---

    küçük bi marangoz dükkanının sahibi almond'un kızı klara sürekli zayıflığından yakınmaktadır. almond kızına bir gün der ki, keseceğim odunları istediğim gibi yerine dizmekle mükellefsin. eğer dediklerimi harfiyen yaparsan bu sorununa cevap bulacaksın. klara bu işten bi şey anlamaz ama kabul eder. her gün kütükleri babasının istediği yere koymaya başlar. zamanla küçük küçük odunlar evin bahçesinin her yerini kaplar hale gelir. ve son kütüğü de yerine koyduğunda babası klara'yı evin damına çağırır. klara damdan aşağı baktığı zaman hayrete düşer.
    yerleştirdiği odunlar bahçede dev bir "derdini sikeyim" yazısı oluşturmuştur.

    --- spoiler ---
  • benim de muzdarip olduğum bir derttir. ben çareyi hali hazırda temiz olan eli de diğeri ile beraber yıkamakta ve artık ıslanmış olan iki elimi de gönül rahatlığı ile kurulamakta buluyorum.