şükela:  tümü | bugün
  • 677 sayılı devrim kanunu ile gerçekleşmiştir.
  • "yapan çatan hakk, kulun fiili muallak" anlayi$inda olan tasavvuf ehlinin çok üzülmekle beraber, sineye çekerek, bunun fail-i mutlak'in bir takdiri oldugu gercegiyle razi olduklarini dü$ündügüm eylem.
  • tasavvuf erbabınca farklı değerlendirilmiş bir uygulamadır.
    bir mevlevi şeyhi olan abdülbaki baykara, büyük yeis ve sıkıntılar içine düşmüş ve:

    neş'e visâl aşk muhabbet emel
    şimdi bunun hepsi bir efsânedir

    derken, bir başka mevlevi veled çelebi izbudak:

    hak ehli olunca içimizden mefkûd
    cahiller edince arş-ı irşâda suûd
    beyhude figân etmeyelim lâyıkdır
    dergâhlarımız boş idi oldu mesdûd

    demiştir.

    idrismuhtefi üstadımızın (hasretle yâd edlim!) vaktinde bu başlık altına yazdığı dörtlüğün de, tasavvufa has bir tevekkülü yansıttığı görülmektedir:

    asumandır kubbesi, hep ahterân kandilleri
    en ziya bahş kandili şems ile mahtır
    sedd olunmakla tekâyâ kaldırılmaz zikr-i hakk
    cümle mevcudât zakir, kainat dergâhtır.

    yürminci yüzyılın önemli bir diğer mutasavvıfı kenan rifai ise, tekke ve zaviyelerin kaldırılmasını tevekkülden öte bir anlayışa kabullenmiştir.

    ilk başta yeis içinde olduğundan dem vurduğumuz abdülbaki baykara ile 1930 yılının şubat ayında karşılaşan kenan rifai, abdülbaki baykara'nın dergâhların kapatılmış olması sebebi ile söylediği "bir zamanlar nây-ı mevlanaile demsâz idik / şimdi olduk maaşallah bir düdük!" beyitine, şöyle karşılık veriri:

    -niçin düdük olalım? neysek yine oyuz erenler. evvelce zâhir tekkesinde demsâz idik; şimdi kalb tekkesinde dilsâzız. allah böyle istemiş, böyle yapmış. madem ki ondan geliyor, hepsi hoş. düdük olmaya bir sebep yok ki... şimdi ten tekke oldu; gönül de makamı, yine kalpler cemal nuruyla doldu.

    mescid ü meyhânede ka'be'de büthânede
    hânede vîranede çağıruram dost dost
  • ataturk´un ileriyi ne kadar keskin gözlerle görebildiginin bir baska ispati olan devrim. sanatci yetistirmek bahanesiyle kapatilmasi tartisma konusu edilen tekke ve zaviyelerin, alternatifi de bulunmaktadir. bugün bütün diger modern dünya ülkelerindeki gibi sanatci yetistiren okullar (bkz: konservatuvar) ve sanat eserlerini, türk sanatini koruyan, en azindan korumaya calisan kurumlar mevcuttur. popüler kültürün carpik sonuclari olarak ortaya cikan serdar ortac´larin varolusunu ve eski türk sanatlarinin yokolmasini tekkelerin kapatilmasina baglamak sacmadir.

    bugün adam akilli kontrol edilmese kurslar, dershaneler, yurtlar ya da dernek adi altinda kurulan paravan kuruluslarin bu ülkenin kuruldugu andan itibaren var olan cizgisini saptirmaya calisanlarin yetistirildigi pislik yuvalari haline dönüstürülebilme tehlikesinin farkinda olmayanlar olabilir.

    seksenbir yil önce kurulmus yeni, genc ve modern bir devletin cizgisini belirlerken yüce önder´in ihtiyac duydugu ve türkiye cumhuriyeti´nin temellerini olusturmus devrimleriyle gurur duymak yerine onlari elestirme yolunu secenlere kendi istedikleri tarzda yönetilen baska rejimleri ve bu ülkelerde yasamayi secmelerini tavsiye ederim. düzeni, devrimleri, ataturk`u, cumhuriyetin esas temellerini tek tek lime lime ederek "düsünce özgürlügü" adina "elestirme özgürlügü" adina karalamaya calisanlara da yemezler demeyi görev bilirim.

    laik cumhuriyet kavraminin en önemli adiminin, ögrenciligin din kimliginden kurtulmasi oldugunu göz önünde bulundurursak, laik cumhuriyetin en önemli devrimlerinden biridir de sözü gecen devrim ayni zamanda.
  • kapılarında kilit de olsa türbelere gidilmeye devam edilmesi, düşen kilitlerin kişilerin sihrine sihir katması gibi gelişmelerle, devlet tarafından yapılan işlerin halk tarafından özümsenmesi sürecinin kapatma açma eylemleri kadar mutlak olmayacağını gösteren eylem.
  • yeniden açılması mecliste oy çokluğuyla kabul edilebilecek eylem
  • ilgili kanun şu imiş* (parantez içindeki açıklamalar için üstad justinianus'a şükranlarımızla):

    tekke ve zaviyelerle türbelerin kapatılmasına ve türbedarlıklarla (türbede hizmet edenler) birtakım unvanların men ve ilgasına dair kanun: no. 677, tr: 13 aralık 1925.

    madde l - türkiye cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf suretiyle, gerek mülk olarak şeyhinin tasarrufu altında, gerek diğer suretlerle tesis edilmiş bulunan bilumum tekkeler ve zaviyeler, sahiplerinin diğer şekilde temellük ve tasar ruf haklan baki kalmak (yani başka maksatlar için kullanılmak) üzere kâmilen kapatılmışlardır. bunlardan mevzu usulü dahilinde halen cami veya mescit olarak kullanılanlar ipka edilir.
    bilûmum tarikatlarla, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, naiplik, halifelik, büyücülük, üfürükçülük, falcılık ve gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak maksadiyle nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle, bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iksâsı (elbise giyilmesi) memnudur.

    türkiye cumhuriyeti dahilinde selâtine (padişahlara, sultanlara) ait, ve ya bir tarikata (dini tarikata) ve yahut cerri menfaata (çıkarcılığa) müstenit olanlarla, bilûmum sair türbeler mesdut (kapatılmış) ve türbedarlıklar mülgadır. kapatılmış olan tekke ve zaviyeleri veya türbeleri açanlar veya bunları yeniden ihdas edenler veya tarikat âyini icrasına mahsus olarak velev muvakkaten olsa bile yer verenler ve yukarıdaki unvanları taşıyanlar veya bunlara mahsus hizmetleri ifa veya kıyafeti iksâ edenler (elbise giyenler) üç aydan eksik olmamak üzere hapse ve elli liradan aşağı olmamak üzere para cezasına çarptırılırlar.

    madde 2 - işbu kanun neşri tarihinden muteberdir.

    madde 3 - bu kanunun icrasına vekiller heyeti memurdur.
    düstur tertip no. 3. cilt 7. s. 113.
  • amacına ulaşamamıştır ve bugünkü türkiye'de islamcı siyasetin güçlü olmasının da mühim nedenlerinden biridir.nasıl gayrimüslimler yokedilip,hemen hemen tamamı müslüman bir toplum yaratılınca dolaylı olarak islamcılığı dengeleyecek sütunlardan biri kesilmişse,1924'ün söz konusu kanunu da uzun vadede ters sonuçlar vermiştir.kontrol edilebilecek legal ve geleneksel örgütlenmeler ortadan kaldırılmış ve yeraltına itilip,güçlenen islami akımlar zuhur etmişlerdir.hatta uzun bir süreç sonunda osmanlı/istanbul islamı sönmüş,yerini yoz ve barbar kitlelerin vülger hayat tarzından filizlenen varoş ve lümpen islamı almıştır.zira tarikatlar kontrol edilebilirdi,ama kapatıldılar...

    işin en trajik kısmı ise söz konusu süreçte en fazla darbe yiyen tarikatın,türkiye halk kültürünün temelini oluşturan bektaşilik olmasıdır.pek çok önemli bektaşi babası baskılar yüzünden,tiran'a kaçmış,bektaşiliğin kök saldığı başka bir toprak parçasında,arnavutlukta,enver hoca zorbalığına kadar süren iki onyıllık hüzünlü bir bekleyişi yaşamışlardır.bu kadar zulme uğrayan bektaşiliğin ise laiklik için herhangi bir tehdit oluşturmayacağı,bu konuda soru işareti yaratamayacak kadar açıktır.

    bektaşilikten sonra ciddi darbe yiyen tarikatlardan biri ise mevleviliktir,yani bir zamanlar osmanlı şehirlerinde müzik ve şiirin kalbinin attığı tasavvufi ekol.o da tam olarak yok edilememekle beraber ciddi bir tarihsel kopuş yaşamış,eski ihtişamlı devirlerine ise bir türlü yeniden kavuşamamıştır.

    diğer sünni tarikatlar ise kolaylıkla denetlenebilecek geleneksel yapılardı,onlar baltalandıkça yerlerini nurculuk,süleymancılık,ticanilik v.s. nevzuhur
    akımlar aldı,yakın türkiye tarihinde zaten laikliğe tehdit de hep bu gruplardan geldi.işte bu yüzden,bugünden bakıldığında “tekke ve zaviyelerin kapatılması hakkında kanun”un sonuçları hiç de istenildiği gibi değildir.