şükela:  tümü | bugün
  • takimlara teknik $ekilde direktif veren ki$i .

    (bkz: kotu tanimlar)
  • benim gözümde teknik direktör,
    " halilagic'in yokluğunda kısa boylu bjk defansının, kanatlardan baskın ada futbolu karşısında, açıklar vereceği haftalar öncesinden zaten belliydi."

    serkan çiner

    bu cümleyi kuran kişidir, kimliktir, yetenektir...
  • günümüzde teknik direktör = fatih hocam, tersini söyleyeni mehmet ağar çarpar...
  • bu adamların başarılı olanları futbolcuları öyle bir hava içine sokarlar ki, maç sonrası spiker kiminle röportaj yapsa hep aynı cevabı alır. futbolcu beyanını transa girmiş gibi söyler. o anda aklında teknik direktör ve soyunma odasında yaptığı büyü vardır.

    sonuç: galibiyet
    --teknik direktör casts forget--
    spiker: - evet ayhan maç hakkında ne düşünüyorsun?
    ayhan: - üç puanı aldık, bu maçı unuttuk önümüzdeki maçlara bakıyoruz

    sonuç: mağlubiyet
    --teknik direktör casts forget--
    spiker: - ayhan, maç nasıldı?
    ayhan: - üç puanı alamadık, bu maçı unuttuk önümüzdeki maçlara bakıyoruz

    sonuç: beraberlik
    --teknik direktör casts forget--
    spiker: - ayhan.. bebeğim... maç ve sen.. ne düşünüyorsun aşkısı?
    ayhan: - üç hedefledik bir puan aldık, bunu unuttuk, önümüzdeki maçla.. lan ne diyon lan sen!

    aynı şekilde maça başlamadan önce de beyanatlar farklı değildir.

    --teknik direktör casts berserk--
    spiker: - ayhan, maç öncesi neler söyleyeceksin?
    ayhan: - maça kazanmak için çıkıyoruz, takım arkadaşlarım ve ben tek amaç için kilitlendik, ayırana aşkolsun.
  • mühendis-i kurre-i muallim
  • futbol denilen krallığın derebeyleri.

    ben büyüyünce futbolcu olacağım, attığım gol sonrasında nou camp’ta adımı haykıran binlerce insanın sesiyle mest olup, kendimden geçeceğim, parayı pul, hatunları kendime kul edeceğim hayaliyle dolar taşar da bünye, nedense kimsenin aklından abi ben para biriktiriyorum, teknik direktörlük serifikası alacağım cümleleri kurulupta ağızdan dökülmez. teknik direktörlük, ya futboldan emekli olan yetenekli topçuların işidir, ya da zaten biz kendimizi bildik bileli sir alex ferguson, sir bobby robson, marcelo lippi, fabio capello, sakıp özberk, alemci metin türel, yılmaz vural bu işi yapmaktadırlar. lakin, değişmeyen tek şey değişim düsturu ile bu kavram da kendi dinamiklerini oluşturmuş ve belirli bir farklılaşma süreci yaşamaktadır. sir, adaya geldiğinden beri daha hiç üçüncülüğü tatmamış arsen wenger ile didişirken, bir portekizli * gelivermiş 1952’den beri şampiyon olamamış chelsea’yi* zirveye oturtmuştur. hayatında futbol oynamamış iddialarına muhattap olan (ki sanırım kısa bir futbolculuk geçmişi vardır, fakat sakatlıktan dolayı erken emekliye ayrılmıştır) ersun yanal, koskoca dünya üçüncüsü takımın teknik direktörü şenol güneş’i koltuğundan etmiştir. futbolun kitabını yazanlar, o kitaptan eğitim gören çalışkan öğrencilerin hışmına mı uğramıştır acaba? soru belki yanıtsız, belki de tamamen laf salatası. ama kesin olan, teknik direktörlük kavramının mana değiştirmiş olması, öneminin giderek artmasıdır. kasaplar ve sakatatçılar birliği başkanı vicente del bosque, real madrid’in başında iken çoğu futbol sever tarafından “abi sokaktaki çocuğu getir, o da oynatsın sana zidane’ı, figo’yu, helguera’yı birlikte” şeklindeki küçümsemelere maruz kalmış, kulüpten ayrılışından santos'la brezilya ligi'ni kazanan vanderlei luxemburgo'nun gelişine kadar geçen süre içerisinde madrid ekibinin düştüğü durum sonrasında ise “abi herif kel, göbekli fakat takımı oynatıyormuş, baksana yerine ikinci türevi jose antonio camacho geldi gene olmadı, keramet ne kelde ne de göbekte” çıkarımlarıyla bir nebze hakkı kendisine teslim edilmiştir. tersine bir örnekte, araya serpiştirdiği teknik ve kulağa hoş gelen lafızlarla süslü demeçleri ve gençlerbirliği’ndeki hücum futbolu felsefesi ile* ersun yanal bir anda a milli takımımızın başına geçmiş, çoğu yurdum insanında “tamam abi, artık ezer geçeriz, kim durduracak bizi” şeklinde çeşitli heyecanlara vesile olmuştur. geçen zaman içerisinde gerek “süper ligdeki bütün takımlar benim milli takıma benimseteceğim taktikle oynamalı, `üniversite giriş sınavı türk futbolunu bitiren yegane unsurdur`” şeklindeki açıklamaları, gerekse “abi kim durduracak bizi” sorusuna grup maçlarında* gösterdiği performansla en güzel yanıtı veren laptop ersun türk futbolunun en büyük derdi haline gelmiş, ne fatih terim ne de otmar hitzfeld derde deva olabilmiştir*. bu örnekler gösteriyorki, teknik direktörlük müessesi ideal 11’i kurmak ya da teknik lafızlar kullanarak laf ebeliği yapmaktan ibaret değildir. hele ki süper ligimizdeki gibi “istifa eden ziya doğan’ın yerine türk futbolunun kurt hocası erdoğan arıca getirildi, görevden alınan rıza çalımbay’ın yerini futbolumuza büyük katkılar sunan erdoğan arıca’yı düşünüyoruz” kısır döngüler silsilesi hiç değildir. sadece baştaki ilk cümleyi yazmayı düşünürken, dağınık düşüncelerin bir araya geldiği bir yazı yazdığımı farkettim, allah sonumuzu hayreyleye!..
  • efendim bunlar ikiye ayrılırlar: kovulanlar ve kovulacak olanlar...

    (bkz: çaldım çırptım)