şükela:  tümü | bugün
  • nasıl ekşi'de böyle bir başlık olmaz? nasıl ekşi'de telegram deyince akla sadece kıytırık bir uygulama gelir?

    --- açıklama ---

    zamanım olmadığı için direkt alıntı yapıyım dedim ama içim el vermedi. feragat edip o alıntıladığım yazıyı terzi gibi işleyip sadeleştirdim ve okunup-anlanır hale getirdim, kendim yazmış kadar oldum. kendisine burdan teşekkür ediyorum.
    --- açıklama ---

    --- alıntı ---

    zihin kontrolü kimlere uygulanır? telegram işkencesi kimleri hedef alır?

    zihin kontrolü; çağımızın ve insanlık tarihinin en büyük utançlarından telegramdan çok öncesinde de var olan bir kavramdı. gerçi telegram işkencesi ve yine telegram aracılığıyla kitlelerin beynine doğrudan uygulanan bu zihin kontrolü engellenmezse; gelecek kuşakların bu insanlık suçuna alışmış bir şekilde yaşayacak zorunda olması kaçınılmazdır. işte bu durumlardan sebep şöyle bir inceliyorum da; zihin kontrolünün, insanlık suçu olduğu çizginin, bilimsel, biyo-kimyevi, elektromanyetik, vs. kimliklere bürünmesi olduğunu söyleyebiliriz. çünkü telegram ve daha ilerisi; insan iradesinin tükendiği, insanın bilinen inanç ve psikolojik dirençle hiçbir şekilde karşı koyamayacağı bir robotlaştırma hareketidir. propaganda ve toplumu sihirli sözlerle hipnotize etmeye dayanan eski usül zihin kontrolü ise, kısmen karşı konulabilir olmuş.

    sonuçta yeterince idrak ve çıkarım yapma beceriniz varsa, yeterince realistseniz, en önemlisi de yeterince inancınız varsa, karşı taraf istediği kadar bağırsın; propaganda faaliyetlerinin ardında bulunan zihin kontrolünü, fark edebilirsiniz değil mi?

    zihin kontrolü kimleri hedef alır?

    tarihte zihin kontrolünün hedefi her zaman masum siviller, büyük kitleler olmuştur. dünyadaki üretimin ve iş gücünün bel kemiğini oluşturan kitlelere zihin kontrolü uygulamak isteyen çıkarcı gruplar; herkesin özgürce oy verdiği demokrasi maskesi altında insanların iradelerini yok etmek istemiş, onları birer “oy veren koyun“a çevirmeye çalışmıştır. mesela nazi almanyası, sscb ve 20. yüzyılın diğer totaliter rejimlerindeki faaliyetler…

    hoş, biyolojik/kimyasal/elektromanyetik yollarla zihin kontrolü de bu dönemlerde başladığı için, geçiş aşamasını saptamak zordur. kesin olan şey; hiçbirinin telegram gibi insanlara uzak mesafeden serbestçe uygulanan bir zihin kontrol tekniği kadar tehlikeli olmadığıdır. yani insanlara ilaç verilmesine ya da bir yerde mahkum edilerek insani ilişkilerden mahrum bırakılmasına gerek kalmadan kolayca uygulanan bir zihin yönlendirmesinden bahsediyorum. işte telegramcı ruh hastalarının bu noktaya gelmesi sebebiyle işler, bilinen zihin kontrolünden daha farklı bir hal almaktadır. isterseniz şöyle bir bakış atalım:

    telegram zihin kontrolünün hedefi nedir?

    günümüzde var olan ve var olduğunu tahmin ettiğimiz daha üst seviyeler düşünülürse, telegram zihin kontrol teknolojisi için, kitlelerin zihnini yönlendirmek çocuk oyuncağıdır. buna aile anlayışından eğlenceye, ahlaki normlara kadar toplumun algısını yönlendirmek; güç odaklarının istediği doğrultuda insanların düşüncelerini yeniden inşa etmek gibi her şey dahildir. oynadığınız online oyunlarda geliştirdiğiniz karakterleri, ya da strateji oyunlarında kendi elinizle yaratıp geliştirdiğiniz toplumları düşünün; işte karşınızda olan tehlike tam olarak bu… dolayısıyla telegramın başlıca hedefi masum sivillerdir. en kötüsü de; var olan bir kitle yönetimini sadece psikolojik ve siyasi uzmanlıkla tespit etmek mümkün değildir.

    telegramın diğer yönleri ise daha beterdir. bahsedilen zihin kontrol yöntemiyle; düşünen insanlar, politikacılar, ceo’lar, bakanlar, sanatçılar istenen doğrultuda yönlendirilebilir. böylece, bir toplumun inşasında temeli oluşturan kesim, sadece insanların yüzlerini görmeye alıştığı "oyuncaklara" döner.

    aynı şekilde telegram yöntemiyle masum bir insan, azılı bir teröriste/suikastçiye dönüşebilir. alakası olmayan bir birey; bazı yerlerde eylem yapmaya ikna edilebilir. gerçekleşen böyle bir eylem sonrası toplum üzerinde yaratılacak korkuyu, telegramcıların toplum inşasına verdiği malzemeleri, varın siz düşünün...

    en insanlık dışı yönüyle telegram; hapiste veya özgür ortamda hedef insanlarda zihinsel işkence yaratmak için de kullanılır. bu; telegramın beyin yıkamaya yönelik işkence kısmıdır. hedefin kişiliği parçalanabilir; kutsal saydığı değerler ile zihinsel fonkiyonlarını büyük ölçüde kaybetmiş bir insan müsveddesine dönüştürülebilir. sonuçta da ya bireyin zihni tamamen devre dışı kalana kadar işkence devam eder, ya da telegramcılar onu kirli amaçları doğrultusunda yeniden inşa etmeye, mankurtlaştırmaya çalışır. telegramın bu yönü, bir "zihin kontrolünden" çok, işkencedir. çünkü hedef kişi, saldırı altında olduğunun farkındadır ve telegrama maruz kaldığını "bilerek" yaşar. tahmin edeceğiniz üzere ya bizim gibi kobaylar, ya da toplum üzerinde nüfuz yaratabilecek siyasi önderler, düşünürler, sanatçılar, kısaca işi düşünceyle, hayal gücüyle, fikirle olan insanlar hedef alınır.

    george orwell’in 1984’ünden:

    “her şeyden önce bilmelisin ki, burada şehit olmak diye bir şey yoktur. geçmişte din adına yapılan gaddarlıkları okumuşsundur. ortaçağ’da engizisyon diye bir şey vardı. hiçbir işe yaramadı. sapkınlığı ortadan kaldırmayı amaçlıyorlardı, güçlendirmekten başka bir şey yapmadılar. engizisyon’un diri diri yaktığı her sapkının yerine binlercesine ortaya çıktı. neden? çünkü engizisyon; düşmanlarını meydanlarda, hem de hala nedamet getirmişlerken öldürdü; daha doğrusu, onları nedamet getirmedikleri için öldürdü. insanlar gerçek inançlarından vazgeçmedikleri için ölüyorlardı. ister istemez, tüm onur kurbanın, tüm utanç da onu diri diri yakan engizisyoncu’nun oluyordu. sonraları, yirminci yüzyılda totaliter denenler ortaya çıktı. alman nazileri ve rus komünistleri. ruslar sapkınlığı engizisyon’dan daha acımasızca bastırdılar. geçmişteki hatalardan ders çıkartmışlardı; en azından şehitler yaratmamak gerektiğini öğrenmişlerdi. kurbanların onurlarını halk mahkemesine çıkarmadan önce yerle bir ediyorlardı. işkence yaparak, hücreye atarak dirençlerini öyle bir kırıyorlardı ki; acınası, umarsız birer şamaroğlanına dönüyordu hepsi; sonunda, ne isteniyorsa itiraf ediyorlar, birbirlerini ihbar ederek, suçlayarak paçalarını kurtarmaya çalışıyorlar, merhamet dilemeye başlıyorlardı. ama yine de, birkaç yıl sonra aynı olayın tekrarlanmasına engel olamıyorlardı. ölenler birer şehit olup çıkmışlar, gözden düşürülüp saygınlıklarını yitirdikleri unutuluvermişti. peki, niçin bir kez daha böyle olmuştu? bir kere; işkence altında konuşturuldukları ve itiraflarının doğru olmadığı açıkça bilindiği için. oysa biz böyle hatalar yapmayız. burada ağızdan çıkan itirafların hepsi doğrudur. doğru olmalarını sağlarız. en önemlisi de, ölülerin ayağa kalkıp karşımıza dikilmelerine izin vermeyiz. gelecek kuşakları senin teslim edeceğini aklından bile geçirme, winston. gelecek kuşaklar senin adını bile duymayacak. tarihten silineceksin. seni gaza dönüştürüp stratosfere yollayacağız. geriye hiçbir şey kalmayacak senden…

    ...

    “sen çürük malsın, winston. temizlenmesi gereken bir lekesin. demin, bizim geçmişteki zorbalardan farklı olduğumuzu söylemedim mi sana? biz zoraki boyun eğilmesinden de, kölece boyun eğilmesinden de hoşlanmayız. bize özgür iradenle teslim olmalısın. biz; sapkınları bize direniyor diye yok etmeyiz; direndikleri sürece asla yok etmeyiz: inançlarından döndürür, kafalarının içini ele geçirip yeniden biçimlendiririz. içlerindeki tüm kötülükleri, tüm yanılgıları silip atar, lafta değil, canı gönülden saflarımıza katılmalarını sağlarız. öldürmeden önce bizden biri yaparız. ne kadar gizli ve güçsüz olursa olsun hiçbir yanlış düşüncenin bu dünyada barınmasına katlanamayız. ölüm anında bile herhangi bir sapmaya izin veremeyiz. eskiden sapkın diri diri yakılmaya giderken bile sapkınlığından vazgeçmez, vazgeçmek şöyle dursun, övünerek ilan edermiş sapkınlığını. rusya’daki temizlik hareketlerinin kurbanları bile kurşuna dizilmeye giderken asi düşüncelerini kafalarının içinde tutarlarmış. oysa biz beyni tuzla buz etmeden önce kusursuz bir hale getiririz. eski despotluklar; ‘şunu yapmayacaksın, bunu yapmayacaksın’ diye buyuruyordu. totaliterler, ‘şöyle yapacaksın, böyle yapacaksın.’ diye dayatıyorlardı. biz ise, insanlara, ‘sen aslında şusun, aslında şöyle düşünüyorsun, şuna inanıyorsun.’ diye bastırıyoruz. buraya getirdiğimiz hiç kimse bize karşı koyamaz. herkes pirüpak edilir. hani şu masum olduklarına inandığın üç alçak hain vardı ya; jones aaronson ve rutherford, sonunda onları bile yola getirdik. sorgulamalarına ben de katılmıştım. yavaş yavaş çözüldüklerini, yalvarıp yakardıklarını, ağlayıp sızladıklarını gördüm; üstelik acıdan ya da korkudan değil, sırf pişmanlıktan. onlarla işimiz bittiğinde birer insan müsveddesine dönmüşlerdi. yaptıklarına üzülüyor ve büyük birader’e sevgi duyuyorlardı, hepsi o kadar. onu ne kadar çok sevdiklerini görmek insanın yüreğine işliyordu. zihinleri tertemiz olmuşken ölebilmek için, bir an önce kurşuna dizelim diye yalvarıyorlardı.”
    --- alıntı ---

    konuyla alakalı geniş kapsamlı bir site

    hiçbir şeye yatırım yapmıyorsanız da kendinize yatırım yapın. okuyun, araştırın güzel insanlar; sorgulayın, fikir üretin, düşünün. hiçbir şey boş değil, boş olarak gördüğünüz her şeyin de boş olarak görülmesinin bir nedeni olabilir. düşünmekten daha güzel şey?