şükela:  tümü | bugün
  • teleks, faksın evvelidir, bir daktilo klavyesi vardır ve yazığınız metni diğer bir teleks makinesine ulaştırır. telsiz dalgalarıyla çalıştığını söylemişlerdi bana ama kablolu da olabilir bilmiyorum. resim, şekil gönderilmez, daktilo klavyesinde ne varsa o. kısa sürede birden popüler olmuş, faksın gelişiyle antika cihazlar arasında yerini almıştır. halen gemilerde ve uçaklarda bu teknoloji kullanılmaktadır.
  • bankalarda baya sık kullanılan terminallerin markası..
    bunlarda disk falan olmaz, sadece klavye, ekran ve server'a bir network bağlantısından ibarettir.
  • bi de iletişim araçlarından birisidir, türkiyedekiler hep tr ile başlar
  • dar bandli direk yazmali telgraf sistemi.
  • gemilerin outgoing e mail atmalarını sağlayan teknoloji. pek terkedilecekmiş gibi de durmuyor.
  • msn chat ekranı gibi çalışan elektrikli daktilo...
  • bugün bilinen faks makinesinin atasıdır kendisi.. iki daktilonun birbirine iletim ortamıyla bağlandığını düşünün.. bir makinenin klavyesinden tuşladığınız şeyler karşı makinada tuşlanarak kağıda yazılır..
  • bir zamanlar hayatımızdı bu. hakkında bu kadar az entry girildiğine şaşırdım doğrusu.

    ne faksa, ne de email'e benzer teleks. zamanında her türlü ciddi komünikasyon bununla yapılırdı ve telekom üzerinden gittiği için, belge olarak kabul edilebilirdi, çünkü karşı tarafın numarasını doğrulatmak mümkündü ve şimdi faks makinelerine yaptığımız gibi, answerback denilen, makinenin kendini tanımlama kodunu biz kendimiz programlayamazdık, illa ki ptt'nin adamları yapardı. o yüzden, karşı makine imza attı mı, o mesaj gerçekten belirtilen makineye gitmiş olurdu.

    mesajlar, önceden, 1 cm eninde, sarı, mumlu kağıt benzeri, kolay kırılmayan, sonsuz şeritlere yazılır (http://img146.imagevenue.com/…8634_punched_tape.jpg , http://www.cs.sun.ac.za/…museum/tickertapeholes.jpg), okuyucusuna takılırdı. karşı tarafın numarası çevirilip, bağlantı sağlandığı teyit edildikten sonra, bir iki satır atlatılıp, okuyucunun düğmesine basılır, "yürü ya kulum!" denirdi. okuyucu/yazıcı, arada bağlantının kesilmesi durumunda bunu anlamaktan aciz olduğundan, mesaj sonunda, bağlantının hala canlı olduğundan emin olmak için karşı tarafın kodu tekrar sorulur, karşı makine düzgün cevap verirse, işlem tamamlanmış sayılır, bağlantı kesilirdi. sonradan şerit yerine hafızası olan, ekranlı modeller de çıktı, belirtmek lazım.

    aramalar telefon çevirir gibi yapılır, telsizdeki "stop"un işlevini telekste "+" görürdü. bu "+" işlevsel birşeydi. numara çevirirken, numara yazma işleminin bittiğini belirtir, santral ancak siz "+"yı koyduktan sonra yazdığınız numarayı aramaya başlardı. aynı şekilde, bazen şeritsiz görüşmeler de yapılır, bu durumda, "sözüm bitti, sıra sende" manasına satır sonunda "+" konulurdu. bu yapılmazsa, siz henüz yazmakta iken, karşı taraf da yazmaya başlayabilir, bu durumda makine kendini şaşırır, harfler birbirine girerdi.

    numara çevirmek için makine açılır, örneğin

    160320+

    yazılır, beklenirdi.

    zamanında telefonda bir türlü çevir sesi bulamadığımız gibi (böyle birşey de vardı yaa, telefonu açardık ve bekle bekle çevir sesi gelmezdi), teleks bağlantıları da kolay kolay düşmezdi. numarayı yazıp sonuna "+" koyduktan sonra, bekler bekler, çoğu zaman "nc" (no channel sanırım) ya da "na" (not available, karşı taraf meşgul) cevabı alırdık. nihayet numara düştüğünde, bu kez karşı tarafın makinesi kendi numarasını ve tanımlanmış kodunu yazardı:

    160320 msft bvue gibi.

    bu arada belirtmek lazım, sizin yazdıklarınız kırmızı, karşı tarafın yazdıkları siyah çıkardı en üstteki kağıda. böylece okuyana kolaylık olurdu, "kim neyi yazmış" diye. 160320 msft bvue'yi görür görmez, birkaç satır atlatır, şerit okuyucusunun düğmesine basardık.

    mesaj bittikten sonra yine birkaç satır atlatır, gamalı haça benzer, kod sorma tuşuna basar, hala 160320 msft bvue'nin adam gibi gelip gelmediğini kontrol ederdik. karşı makine hala oradaysa, içimiz rahat, yeni mesajlara doğru yelken açardık.

    bir sonraki ünitemizde, telefonu açıp, çevir sesi bulamamak nasıl bir histir, onu işleyeceğiz... pek yakında!
  • sarı şeritlere önceden mesajları yazarak bir nevi copy-paste tadı elde etmenin mümkün olduğu iletişim aracı. tecrübeli birisinin sabit hızda yazması acemi olduğumuz zamanlarda kıskanılan bir şeydi. almanca klavye kullanılan bu cihaz zaten yazma hızını düşürürdü. karşımızdaki kişi çıtıdı pıtıdı yazarken hazırladığımız şeridi takıp karşı saldırıya geçerdik. önceden yanıtını hazırlamadığımız sorularda acemiliğimizi açık ederdik. bağlantı kurulduğu zaman kağıdı aydınlatan bir ışık yanardı. gizemli bir havası vardı. hatta musluğun başında duran insanlar olarak * arızalı hatlara paralel girmek için hazırlanmış özel bir kabloyu istediğimiz kanala takarak yazışmaları izleyebilirdik. en güzeli ajans kanallarıydı. gazete ve televizyonlarda yayınlanmadan önce bütün haberleri okuyabilirdik. askeri kanallar hep şifreliydi. ve ben pele'nin dünya aids ile mücadele derneğinin başkanı olduğunu bu tür bir araya girme ile öğrenmiştim.