şükela:  tümü | bugün
  • trtde eskiden pazar gunleri eglence programinin icinde yer alan bir yarismaydi. cenk koray sunardi. yarismaci bir kutu secer sonna da cenkle pazarlik yapardi. biz de salak salak gulerdik.
  • yarışmacı olmak için 900lü hatları aramak, cep mesajı atmak, araya adam sokmak gerekmezdi. cenk amca "kimin yanında ponza taşı var?" diye sorar, çıkartıp gösteren anında yarışabilirdi.
  • "telekutu" standının görünmesini, orada ne var ne yok iyice bir gözden geçirebilmeyi dört gözle beklerdik.

    fakat işin beter yanı şuydu ki, zarfların içine konduğu, bir dolu göze bölünmüş dolap, yani üstüste yığılmış kutular, yarışmanın koca ününe rağmen, acilen sanayiden kotarılmış gibi dururdu. kiminin boyası atık, kiminin rengi başka, kiminin suntası atmış olduğundan çok özensiz görünürdü o telekutu'lar, zaten sırf bu özensizlik yüzünden bir kez olsun aramadım yarışmayı, gitmedim stüdyosuna, dolaylarında gezindim.
  • telekutu yarışması, "ondan war" ekolünün oluşmasında da başrolü oynamıştır. cenk koray, yarışmacıya "ütü vereyim, burnumdan vereyim, tenis raketi tepsisi vereyim" gibi sözler ederdi, yarışmacı da beğenmediği bir şey olursa, "ondan evde war", "ondan dayımın evladında war gidip alıp kullanıyoruz" gibi cevaplarla istemediğini belli ederdi.

    mesela cenk koray bir paket mandal ikram ederdi, cevap hazır, "ondan war"... iyi de kardeşim hangisinden war, mavisinden mi war, yeşilinden mi war, aldın paketiyle mi saklıyorsun mandalı.
  • ayrıca kazandırdığı kadar kendisi de kazançlı çıkan bir yarışmaydı bu. cenk abiye her bölüm yurdun dört bir yanından tarla domatesi, baldo pirinç, işlenmiş tütün, lüle taşı, mesir macunu yağardı. cenk abi gözüne kestirdiğini kimseyle paylaşmaz dekorun arkasına atar, kimisini de izleyiciye dağıtırdı. kendi yağında kavrulmayı başaran, erzak forward eden bir programdı.
  • bu, "ondan war" muhabbetini duydukça derdim ki, "ne biçim insanlar bunlar; eğer gözün televizyondaysa, zamanında eve bu kadar "ondan war" ıvır zıvırı doldurana kadar git önce televizyon al, sonra yarışmadan peştemal, meyve sıkacağı kazanmayı beklersin. hayır bütün millet ıvırı zıvırı doldurmuş eve sonra televizyon, video derdine yarışmaya gelmiş. düşüncesizlikti basbayağı, türk halkı bir garipti.
  • programa gönderilen hediyeleri analiz edersek, bunlar her yörenin meşhur ürünlerinden oluşurdu. izleyici çorumluysa leblebi, denizliliyse horoz gönderirdi; bursa'dan zaman zaman şeftali zaman zaman da kestane şekeri gönderilmesini beklemek yanlış olmaz şu durumda.

    programı izlemenin gereksiz faydalarından biri de işte bu "hangi yörenin nesi meşhur" konseptiydi. isterdik ki leblebiyi malatyalı göndersin, bakalım ne katmış leblebiye... ama hayır, yörenin ününe sığınma kolaycılığı vardı. izleyici tembel ve yaratıcılıktan uzaktı kısacası. sanki "kayseriliyim ama kayısı gönderiyorum" diyen biri olsa ertesi gün kayseri eşrafı tarafından "ulan hayvan kayserinin pastırması meşhurdur" diye kovalanacaktı. bu çıkışı göremediğimiz gibi "diyarbakırdan bir izleyicimiz kendi yaptığı heykeli göndermiş, kendisine selam ediyoruz" cümlesini de duyamadık hiç. cık cık...
  • cenk koray'ın unutulmaz programıydı. en büyük hediye televizyondu ama benim favorim her zaman portakal'la çalışan saat olmuştur. ne yazıktır ki dünyayı iğne deliğinden gören arkadaşlar tarafından hala "kutumu açın" esprisi yapılmaktadır.
  • simdilerde atv'de bu yarismayi mujdat gezen yapmaya basladi. tabii ki cenk koray'in yakinindan bile gecemiyor ancak yine de onun anisina boyle bir guzellik yapiyor.