şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: tenezzul)
  • 1. alçak gönüllülük göstermek
    2. kendi durumuna, düzeyine aykırı düşen bir şeyi veya işi kabul etmek
    3. herhangi bir şeyi yapmaya istekli olmamak

    e.g. dün ayşe'yi 50 kez aradım tenezzül edip telefonunu açmadı bile.
  • arapça nzl kökünden “kendini indirme, alçalma” anlamıyla oluşmuş bir sözcük, daha da öteye götürelim bir kavram diyelim.
    hem de varlığın kederli varoluşunun ilacı olan tutum.
    kendini her şeye, tüm var olana indirebilme becerisi beraberinde değerli bir yaşamı getiriyor. artık kişi her şeyi kendi seviyesinde görmeye başlıyor ve anlamak çabası hayata geçiyor.
    salyangozun ne menem bir canlı olduğunu, lir çalan şairin kim, neci, nasıl olduğunu, lir çalmanın kendisinin ne olduğunu, ayakkabı tamircisinin ne yaptığını, filozofun hangi metafizik sorunun peşine neden düştüğünü, aynştaynın ömrünü neye adadığını, hangi yıldızın nasıl kaç zamandır nerde asılı durduğunu, gerçek dondurmanın, şarabın, sirkenin vs nasıl üretildiğini gibi birçok şeyi merak edip, onlar zaten hep vardı anlayışından çıkıp, nasıl oluyor da oluyor kafasına geçmeyi anlama çabasına indiriyor kendini.
    bir nevi tembellikten kurtulma, dünyanın uçsuz bucaksız yolllarına kendini vurma, sonsuz bir merak ve öğrenme çabasıyla dolup taşmanın ilk basamağı.
    dünyayı, küçümsemeyip tenezzül eden adamlar sırtlanıyor, biz o sırtlanışı anlamaya dahi tenezzül etmiyoruz. bu çok ilginç.
    kendimizi her şeyin seviyesine “alçaltmamız” kabul edilir değil çünkü.
    bir ucube salyangoz, ahtapot, benim ilgimi alakamı nasıl hak edebilir, delinin teki kendini atom fiziğine emanet etmiş, hayatını harcamış, ben de onun peşinden gidip harcanayım mı yani, birileri çalsın ben dinleyeyim, dans etsinler alkış tutayım, ben takım tutayım oyuncu terlesin, yazsınlar okuyalım mantığına ters tabi.
    götlerimiz göklerde geziyor, kendi dışımızdaki tek bir var oluş biçimine kulaklar sağır.
    tenezzül ediniz, başka türlü iyi bir çocuk olamazsınız.
  • (bkz: uç oldum)