şükela:  tümü | bugün
  • dogru bir uzman refakatinde, uber fantastik bisey. muhtesem bisey...

    8 aydir devam eden bir surecim var psikiyatristimle. o odaya girerken tum kalkanlari indirip, mekanizmalari kapatip giriyorum. konusurken hicbir filitrem yok. ve duyacagim herseyi, bana yoneltilecek her soruyu birer anahtar gibi kapmaya hazir giriyorum.

    bi sorun yasadigimizda ve icinden cikamadigimizda, kendimizi karanlik bir odada yalniz gibi hissedebiliyoruz. caresizlik, vs...

    terapiyle girdigimiz surecte, biri ilk olarak bir mum yakip odaya isik veriyor once. sonra bi tane daha... teker teker odadakilere, odadan cikis saglayabilecek kapali kapilara bakiyoruz.

    sonra odaya gizlenmis anahtarlari bulmaya basliyoruz teker teker. daha once hic ellemedigimiz yerlerden cikiyor cogu da.
    kapilar birer birer aciliyor. ve devaminda ferahlik iste...

    insan, her yasadigi sorunu, hissettigi her seyi tek ve biricik hissetme egiliminde.
    universite yillarimda yasadigim "buyuk" aski o zamanlar dost sohbetlerinde saatlerce anlatabilirdim. cunku eksiltmek, manadan calardi. her detayda, askin ruhu vardi. o yuzden hepsi, her ani cok kiymetliydi.

    su an ayni aski (yeri geldiginde) 2 cumleyle ozetleyip gecebiliyorum.

    aslinda 2 cumleymis cunku ozeti. icindeyken anlayamiyomussun.

    insana dair her sey zaten insan sayisi kadar tekrardan olusuyor. travmalarimiz, digerler esleniklerimizinkilerden cok da farkli degil aslinda. tek ve biricik(!) degiliz yani :)

    insanlar genelde uzmanlara ve terapiye "terapist ne diycek ki bana?" seklinde yaklasiyor. tam da bundan bence. kendi durumlarini tek ve biricik gormekten... "terapist benimle her an yasamadi ki, ne anlayabilir?"

    anliyorlar efenim. cok kompleks bir egitimi hayvansi uzun yillar boyunca aliyorlar bunla ilgili.

    ve "bana ne yapabilir ki o" derken yanlis bi beklentiniz var. evet elinizden tutup disari cikarmiyor. size ne yapmaniz gerektigini soylemiyor. bunu dostlariniz, komsu teyzeler, es dost yapmaya calisir dertlestiginizde.

    terapist icinde bulundugunuz karanlik odaya bir mum yakiyor. sonra bi tane daha, sonra bi tane daha.

    bu birlikte cikacaginiz bir yolculuk. yeterince inancli ve sabirli olursaniz, isik giderek artiyor. teker teker anahtarlari buluyorsunuz size sordugu her soruda.

    ve amac sizi o odadan tutup cikarmak degil. bu bilimsel olmazdi.

    amac cikisinizi size becertmek. ve bi daha karanliklar icinde kendinizi o odada bulmayacaginiz kadar durumu aydinlatmak...

    kusura bakmayin da bunu "dertlesiyorum ben iste arkadaslarimla" olarak nitelediginiz seye indirgemek, bir elmasa komur parcasi muamelesi yapmaktan farksiz.

    "ben" cok degerli biseydir. en kiymetlimiz her zaman "ben" dir ve oyle olmalidir.

    sizin bir problem yasarken kendi "ben" inize yapabileceginiz en buyuk kiyaklardan biridir terapi.

    35 yillik kadinim; ayaklari yere basan, guclu, saglam duran, hayatta nerede oldugunu bilen, kendilik algisi kuvvetli, ozguvenli vs...
    ama her seansta kendime dair kesfettiklerim o kadar farkli, o kadar ezber bozucu ki... hem mest oluyorum, hem de gercekten muthis saygi duyuyorum su olaya.
  • sagopa kajmerin aslen pesimist ep 3ün ilk kısmı olan, daha sonra romantizmaya konan şarkısı. ziyadesiyle güzeldir. sözleri:

    beni bırakın kendi halime.
    çok bitkinim ama direneceğim.
    terapi ordularınızı geri çekin artık savaşın galibi bendim.
    bayraklarınızı dikemeyeceksiniz,hiç daim köle olmadım.
    ben rapimle gazi geldim ardıma şehitlerimi gömdüm kendim.
    suskun düşen ağlamazcasına realim.
    neden onca lafla geldin kulağıma varıverdin ölüm?
    beni kırdın iki bacağımdan gittin.
    biz seninle kardeş değil miydik?
    aynı beşikteki kertmeydik.
    dün civarda çakılken,şimdi sıradan kum bile değiliz.
    sen serseri katilin ismi,ben resmini çizdiğin ya kul.
    savaşın tam ortasında kurşun yağmurunda okudum okul.
    ilk batışını ben gördüm güneşin,gün dönümüne sen yetiştin.
    kaptanı benim bu geminin en son ben çıkarım,panik etmeyin!...
    adımı duymayın kaç yazar.
    kalbim tanıdığım en içten yazar.
    şarkım başladı,manzaram aynı.
    dinlerken ''sago yine yapmış'' diyeceksin.
    ben şu anda o kadar sıkkın ve materyallerimle tıkkın odamın içinde stres gebertmekteyim.
    yalnızlık tanrımın lütfu.
    nedense işler karmakarışık işler.kalbim sevdiğim özler.
    hani var ya bazen özlü sözler,onları düşünüp dolu gözler.

    (nakarat)
    beni bırakın kendi halime,çok bitkinim ve de yorgunum.
    terapi ordularınızı geri çekin artık ,son günler durgunum.

    zaman ellerimde kum gibi dağılırken,yıllar beni taşa çeviren hokkabaz gibi
    avaz avaz bağırır.hükümlü kapıda kilit,sigarama kibrit!...
    kollara zincirden bileklik,parmaklıklara sadık yaşamak.
    artıkları arşivlemek yeni baştan ,tantanalara kulak as!...
    karalama defteri silgiye ilgi duyarken bir diken batar diline.
    yarıştırılan sidikken,birkaç minik daha gider elden.
    aslında hayat bayat ekmek,ilk fiil üsluplu düşünmek.
    buyrulan iki göze itaat etmek,son eylem olmalı kin beslemek.
    hadi diyelim toz pembe yaşıyorum,koz bende biçimi takılıyorum.
    bozukluklarımı cebimde taşıyorum.
    saygım senin orospun olsun ,kaygım benim aşkım.

    (nakarat)
  • haydi, soyun! diyor.
    utanıyorum, sıkılıyorum ama isteyen bendim.
    üzerimdekileri teker teker çıkarıp bütün giysilerimden arınıyorum. alışık değilim.
    koskoca bir sahnede, tek başına ve çıplak. tek izleyenli.
    bu kadar cesur değilim. ama isteyen bendim.

    gözlerini dikmiş bakıyor. bir açığımı bulacak diye korkum. o bakıyor, ben unutuyorum çıplaklığımı. biraz rahatlıyorum.
    ne tuhaf! insan her şeye tahmin ettiğinden de kısa sürede alışıyor.

    hadi, soyun! diyor.
    kendime bakıyorum. üzerimde bir şey kalmadı zaten, diyorum. yalan söylüyorum, niye yalan olduğunu bilmeden henüz.
    haydi, soyun! diyor. "otopsi zamanı geldi. içeriye bakıcaz."
    kesici aletlerim yok. keşke yardım etseniz, diyorum. ama yapması gereken benim.
    tırnaklarımı uzatıp, tam da bu iş için, biraz da dişlerimi sıkarak yırtıyorum derimi. bir delik açsam gerisi gelecek.
    yırtıyorum, kanıyor. ortalık kan gölü. elimi kanıma buladım.
    hiç kolay değil. canım yanıyor.
    buna da alışıyoruz ellerim ve ben.
    bütün derimden arınıyorum.
    içerisi dışarıdan göründüğü gibi güzel değil, hatta çirkin. midem bulanıyor. bakamıyorum. kimse baksın istemiyorum. bakışlar acıtıyor.

    hadi, soyun! diyor.
    daha ne kaldı ki, diyorum.
    kalanlar zihnime üşüşüyor.
    kaburgalarımı, çıplaklığıma batar gibi derinden hissediyorum.
    kesici aletlerim yok.
    diş biliyorum, tam da bu iş için, kemiriyorum kemiklerimi.
    çok uzun sürüyor. sürdükçe canım acıyor. ipince kalıyor kemikler, inceldiği yerden kırılıyor.
    açıldı her şey. dağılıyor, toplayamıyorum.
    bu halde nasıl yaşamaya devam ettiğime hayret ediyorum.
    ama hala sahnedeyim ve şov devam edecek.

    açıldı her şey, saçıldı. alıp her birini tek tek inceliyorum. neler var, neler yok. ne yok ki.
    öyle inceliyorum ki içimi, dışarıyı görecek göz kalmıyor bende. arada sesler duyuyorum. normal insanların normal hayatla ilgili söyledikleri şeyler. bilmediğim bir dile ait gibi. sezdirmeden kafamı sallıyorum, anlıyormuş numarası yapıp.
    asıl duyduğum yer içim. içimde kayboluyorum.

    nerde ne hasar var hepsini görüyorum. kimisi küsmüş, çalışmayan organlar. kimisi çürümüş. kimisini hiç çalıştırmamışım bile.
    ben neler görüyorum, neler öğreniyorum.
    e sonra? diyorum. sonra ne olacak? ben böyle mi kalacağım derken, bakıyorum bir şölen başlamış. içimde her şey harıl harıl çalışmaya koyulmuş.
    kimi ağıtlar yakıyor, elveda eşliğinde. kimi şarkılar söylüyor gelişine. kimi onunla tanıştığım için çok memnun. kiminin hala kafası karışık. kimi hala yolunu arıyor divane gibi.
    ama hepsi birlikte, yerleşiyor yerine. kapanıyor kemikler. kaynıyor. çok uzun sürüyor. arada tekrar kırılıyor, tekrar kaynıyor. kimi düşüyor, dönüp dolaşıp yine yerine yerleşiyor.

    sonra bakıyorum yepyeni bir deri tutuyor üzerini. tazecik, pespembe, hassas bir deri. çok uzun sürüyor. bazen soyuluyor. dokununca yanıyor. sonra yeniliyor kendini, yeniden oluşuyor.

    sonra bir bakıyorum, aynı benden bambaşka bir ben çıkmış ortaya. eskisinden daha çok bana benzeyen.
    sonra bir sükut hali. bazen çalkantılı. alışma süresi.

    haydi, uç! diyor. artık hazırsın.
    kanatlarımı takıyoruz beraber.
    biliyorum kırılacak bazen ama onarmayı biliyorum.
    biliyorum yere çakılıcam en yüksekteyken ama artık ayağa kalkmayı biliyorum.
    biliyorum canım yanacak yine ama artık katlanabileceğimi biliyorum.
    biliyorum hayat yine anlamsız ama ben bununla yaşamayı biliyorum artık.

    işin garibi buna terapi diyor bazıları.
  • kendimce yeni bir terapi yöntemi keşfettim:

    -karanlığa yakın loş ışıklı banyomuzda, her duşa girdiğimde çıkmaya yakın saçımı şampuanlıyorum ve bu şampuanın köpüğünü yüzüme sürdükten(istesem de gözlerimi açamamak için) sonra kulaklarımı da aynı köpükle tıkıyorum.
    -sonra tepeden akan suyun altında 2-3 kere sağ, sonra başımın döndüğünü hissedene ve yönümü şaşırana kadar sola kendi etrafımda dönüyorum.
    -son olarak durduğumda suyun altında duyduğum tek ses vücuduma vuran su damlaları oluyor ve bu sesi belki 1 dakika, belki de 10 dakika dinliyorum.(geçen süreden emin olamıyorum.)

    mutsuzken, depresyondayken, kötü bir haber aldığım zaman falan bunu yaptığımda dünyadan bilmem kaç ışık yılı uzaklaşmış gibi hissediyorum. mutlu olmaktan ziyade duygusuzlaşıyorum ve insanın duygusuzken mutluluktan daha güzel bir duyguya sahip olduğunu anlıyorum. gözümü açtığımda tüm kötülükler gerçekten siliniyor.
    deneyin derim, memnun kalmazsanız götünüze sabun sokun.
  • parçanın sonundaki scratch'te geçen "sınır tanımayan psikopat herif" repliği amelie filminin bir bölümünden alıntıdır.
  • türkçe rapin başına gelen en güzel şey. gerek beati, gerek sözleriyle yıllar sonra bile aynı heyecanla dinlenebilen sagopa kajmer mucizesi.

    saygım senin orospun olsun
    kaygım benim aşkım..

    http://www.youtube.com/watch?v=psw8wxzhqac
  • sagopa kajmer'in 4 dakika 35 saniye boyunca dokturdugu parca. sample, beat, lyrics, skit.. sukela!!
  • parça sonunda aşağıdaki repliğin kullanıldığı 'terapi ordularınızı geri çekin artık' dedirten sagopa kajmer parçası.(bkz: isyan etmek)

    --- spoiler ---

    ...hala üşüyorum, ayakta daha az üşüyorum! ama hala üşüyorum, biraz yürüycem, biraz daha yürüycem. yürümeliyim.. ama hala üşüyorum.

    --- spoiler ---
  • türkiyede hala çok yüksek fiyatlarıyla el yakan tedavi yöntemi. örneğin normal bir muayene için amerikan hastanesine ya da acıbadem'e gittiniz diyelim. vereceğiniz muayene ücreti 150-80 lira civarı. bunlar türkiye'nin en pahalı hastaneleri !! o yüzdendir ki bu hastanelere ya şirketleri tarafından özel sigortası yapılmış orta sınıf çalışanlar gidiyor ya da çok zengin bir güruh parasını bastırıp muayenesini oluyor. terapi fiyatlarına bakıyorum. 170-180'den aşağı doğru dürüst bir doktor duymadım/bilmiyorum. şimdi özel hastanede iyi bir doktora da o parayı veriyorsun diyebilirsiniz. hayır insanlar çoğunlukla ya ssk üzerinden ya da özel sigorta üzerinden bu yüksek muayene ücretlerini karşılayabiliyorlar. terapi de ise böyle bir durum söz konusu değil. çünkü ne bir ssk ne bir sigorta terapi ücretini karşılamıyor. sağlık sektörünün fiyat realitesinin tamamen dışında. bu şartlar altında tüm terapistlerin sektördeki durumu farkedip fiyatlarını düşürmesini beklemek biraz enayilik mi oluyor ne bilmiyorum ama çok pahalı be kardeşim !! (bi güzellik yapsanız ?? ayağım alışsa! he abi ?? -sektör ve fiyat analiziyle giriştiğim paragraf sonunda geldiğim şu nokta sizce de yardıma ihtiyacım olduğumu göstermiyor mu sayın saykoterapistler ?).
  • 2004 yılında (olmalı) cem yılmaz'ın standup'ında cem yılmaz çıkmadan hemen önce giriş kısmı çalan şarkı. kaydetmiştim çünkü gösteride ordan biliyorum yani.
    cem yılmaz'ın aaaa kısmını söylemesinde çok pis kıllanıyorum sözlük.iyi arkadaşlar ne de olsa, hoşuma da gider yani.
    edit:yine mi imla yine mi imla kardeşşim.