şükela:  tümü | bugün
  • topyekün savunma yani silah altındaki askerlerin dışında kalan vatandaşların barış dönemlerinde belirli zaman dilimleri içinde eğitilerek savaş, iç savaş ve afet durumlarında tsk bünyesine alınarak kullanılması.

    türkiyede kurulması için 80'li yıllarda özal hükümetinin bir hazırlığı ortaya çıkınca basının ve muhalefetin abartılı tepkileri oluşmuş, kamuoyunda ve tbmm'de konu tartışıldıktan sonra fikir rafa kaldırılmıştır.

    anap grubu adına mustafa nizakoglu'nun 19.12.1988 tarihli konuşması:

    sayın milletvekilleri, "teritoryal
    savunma" ve "mahallî savunma
    birlikleri" yasa tasarılarıyla ilgili açıklamalarda
    da bulunmak istiyorum.
    bugün nato ve diğer batı ülkelerinde
    ve varşova paktı ülkelerinde uygulanmakta
    olan teritoryal savunma sistemi,
    "topyekûn savaş" kavramı içerisinde yer
    almakta olup, bunun ayrılmaz bir parçasıdır.
    türklerin dünyaya en güzel örneğini
    verdiği sakarya meydan savaşı, askerî
    ve cephe gerisiyle savaşan bir memleketin
    kazandığı topyekûn bir savaştır. topyekûn
    savaşta cephe kadar, cephe gerisi de sava-
    şın bütün tehlikeleri ve zorluklarıyla kar-
    şı karşıyadır. böyle bir savaşta ise asker ve
    millet önceden çok iyi hesaplanmış bir dü-
    zen içerisinde el ele, omuz omuza ve uyum
    içerisinde düşmana karşı çıkabilirler. belli
    bir sayıdan bahsederek, savaşın sadece askerler
    tarafından yapılabileceğini ve bunun
    da yeterli olacağını söylemek hata
    hem de tehlikeli bir hatadır.
    bir savaş halinde, silahlı kuvvetlerde
    görev almayan vatandaşların da vatan
    savunmasına katılmaları doğaldır. özellikle,
    özü asker bir millet olan ve geçmiş-
    te olduğu gibiy bugün de genç, ihtiyar, kadın,
    erkek demeden her türk, vatan tehlikeye
    düştüğünde görev ve silah isteyecektir.
    topyekûn bir savaşta, eğer önceden çok
    iyi hazırlık yapılmamış, cephede ve cephe
    gerisinde herkesin ne yapacağı belirtilmemiş
    ve bu kimseler zaman zaman eğitime
    tabi tutulmamışlarsa; barış düzeninden
    savaş düzenine geçilinceye kadar hiç
    şüphe yok ki, savaş bile bitebilir.
    cephe gerisinin savunulması deyince
    akla sadece sivil savunma teşkilleri gelmez.
    bunun yanında polis, jandarma, özel
    bölge koruma birlikleri (kıyı koruma taburu
    ve bölge koruma alayı gibi) ve bugün
    için "avcı birlikleri" dediğimiz, seferde
    teşkil edilecek olan silahlı birlikler de
    mevcuttur. bütün bu dağınık teşkiller, gü-
    nün gelişen koşullarına göre ne kadar iyi
    organize edilirlerse, o kadar etkili biçimde
    cephe gerisini koruyabilirler.
    bugün bu konuda yapılmakta olan
    ise kırkdört yıllık eski bir sistemi bugünün
    koşullarına uydurmak, güncel hale getirmek
    ve bir seferberlik halinde gecikmeksizin,
    düzenli bir şekilde işler hale getirmekten
    başka bir şey değildir.
    muhtemel düşmanlarımız şunu iyi
    bilmelidir ki; türk yurdunun cephe ve
    cephe gerisi her yeri, her türlü tecavüze
    karşı düzenle ve inatla savunulacak, kimsenin
    bizi sırtımızdan hançerlemesine mü-
    saade edilmeyecek ve cephede vuruşacaklar,
    cephe gerisinden emin olacaklardır.
    bir tehlike anında, hiç kimsenin, hiç-
    bir şekilde, türk insanının vatanını korumasına
    ve bu maksatla alınacak masum
    nefis müdafaası gayretlerini çarpıtarak engelleyemeyeceği
    çok iyi bilinmelidir. buna,
    kimsenin hakkı da yoktur. atalarımı-
    zın dediği gibi "barış ve huzuru istiyorsak
    savaşa hazır ol"; ama nasıl?.. bugünden
    askerî gücünle, bugünden savunma
    hazırlık ve planlarınla... eğer, bu planlar
    ve hazırlıklar bugünden yapılmazsa, yarın
    ani bir ihtiyaç halinde; ister gönüllü,
    ister yükümlü olsun yüzbinlerce vatandaş
    nereye gideceğini ve ne yapacağını bilemeden
    askerlik şubeleri önünde yığılır ve yeni
    düzensizliklere yol açar. acaba bu tehlikeyi
    kabul edebilir miyiz?
    bu hazırlıkların zamanlamasına gelince;
    bunun zamanı yoktur. bu, devamlı
    bir hazırlıktır. dünyadaki gelişen ve de-
    ğişen diğer olaylar bu hazırlığı etkileyemez.
    hele şu sıralar sık sık adı geçen silahsızlanma
    çabaları ile de «hiç mukayese
    edilemez; çünkü, silahsızlanma çabaları-
    nın gayesi; uzun menzilli ve yüksek tahrip
    gücü olan nükleer ve klasik silahlan
    kullanan sahra kuvvetlerinin sayısını
    azaltarak taarruz ihtimalini zayıflatmak,
    tecavüz emellerini kısıtlamaktır. bizim
    yaptığımız çabalar ise, cephe gerisinde,
    nefis müdafaasını hedef alan savunma
    gayretleridir.
    bu nefis müdafaası gayretlerini ve
    kullanılan "teritoryal" kelimesini eleştirerek,
    esastan çarpıtarak baltalamak da en
    azından insafsızlıktır. "teritoryal" kelimesi,
    bugün askerî literatürde yer almış,
    pek çok ülke tarafından kullanılan uluslararası
    bir deyimdir.
    teritoryal savunma sistemi içinde yer
    alacak birlik ve teşkiller, "bölge savunma
    unsurları" olarak adlandırılmakta olup
    mülkî taksimata tabi olan jandarma iç gü-
    venlik birlikleri, diğer genel ve özel kolluk
    kuvvetleri, 2495 sayılı kanun esaslarına
    göre teşkil edilen özel güvenlik teş-
    killeri, sivil savunma unsurları, avcı birlikleri
    yerine geçecek olan mahallî savunma
    birliklerinden meydana gelmektedir.
    bu unsurlardan mahallî savunma birlikleri
    ve sivil savunma unsurları dışındaki
    jandarma, polis ve özel güvenlik teşkilleri,
    zaten barış zamanından itibaren kendi
    mevzuatlarına uygun olarak görevlerini
    sürdürmektedirler. bunlar için yeni bir
    teşkilatlanma söz konusu değildir. teşkilatlanma,
    sadece mahallî savunma birlikleri
    ve sivil savunma unsurlarınca yapılacak,
    savaş zamanında bu birliklerden hangilerinin
    teşkil edileceği ve teşkil zamanı,
    gerginlik durumu, seferberlik ve savaş halini
    gerektiren tehdit göz önüne alınarak
    genelkurmay başkanlığınca belirlenecek
    ve içişleri bakanlığı tarafından göreve çağ-
    rılacaktır. birliklerin görevlendirilmesi savaş
    zamanında olacak ve bu birlikler savaşta
    silahlı kuvvetlerin emrinde, tamamen
    yurdun savunulması amacıyla kullanılacaktır.

    edit: optimus prime'ın uyarısıyla tanım eklendi
  • shp grubu adına erol ağagil'in 19.12.1988 tarihli konuşması:

    çok kısa olarak, bir miktar da, teritoryal
    savunmadan bahsetmek istiyorum.
    muhterem milletvekilleri, bundan iki ay
    önce, durup dururken, birden, iktidar tarafından,
    "ülkemizde teritoryal birlikler
    kurulacağı" biçiminde bir haber kamuoyuna
    yansıtılmıştır. boyutları ve kapsamı
    belirtilmeden, hatta amacı bile net olarak
    ortaya koyulamadan, haftalarca basın ve
    kamuoyunda tartışmalar sürdürülmüş,
    bulanık suda balık avlanmıştır. şu anda
    ise, konu, küllenmeye t^rk edilmiş, uyutulmuştur.
    iktidarın çoğu kez yaptığı gibi,
    eğer o andaki kamuoyunun dikkati, iktidar
    için elverişli olmayan bir diğer konudan
    -örneğin enflasyon hızı, aşırı fiyatlar,
    hayalî ihracat ya da önemli bir hukuksuzluk
    gibi- başka yönlere çekilmek için,
    böyle bir girişim yapılmış ise, kamuoyu-
    na saygısızlık bir yana, özünde de son derece
    yanlış bir iş yapılmıştır. beş yıldık bir
    iktidarın, savunma konularının ciddiyetle
    ve ağırbaşlılıkla ele alınacağını çoktan
    öğrenmiş olması lazımdır. yok, eğer, ger-
    çekten millî savunmamızın geleceğine iliş-
    kin bir konu gündeme getiriliyorsa, bu durumda
    da, kamuoyuna yansıtılmadan önce,
    çok hazırlıklı olmak gerekir.
    yurt savunmasına ilişkin hiçbir konu,
    üzerinde esaslı hazırlıklar yapılmadan kamuoyuna
    sunulamaz. kamuoyu eğilimlerinden
    yararlanmak, açık rejimlerin bir
    gereğidir, bunu saygıyla karşılıyorum; ancak
    açıktan tartışmalarla yozlaştırılması
    olası sonuçlara, ulusal güvenlik konuları-
    nın tahammülü yoktur. amacı ortaya konulmadığı,
    boyutları ve kapsamı belirtilmediği
    için, basındaki ve kamuoyundaki
    tartışmalar, kısır bir döngüde kalmıştır.
    sonunda da, konunun küllenmeye terkedilmesiyle
    "uyutulmuş gibi" olduğu izlenimi
    verilmiştir. ülke savunmasını ilgilendiren
    bir tasan gerçekten var idi ise, varılan
    bu sonuçla konu iktidar tarafından
    pek yüksek düzeyde yozlaştırılmıştır. bu
    konunun tasarının içeriği hakkındaki gö-
    rüşlerimizi, bu kanun tasarısı meclise geldiği
    zaman açıklayacağımız için konunun
    içeriğine girmiyorum.
  • dyp grubu adına mustafa murat sökmenoğlu'nun 19.12.1988 tarihli konuşması:

    sayın milletvekilleri^ bu arada, barış-
    ta jandarma bünyesinde oluşturulacak barış
    karargâhları, savaşta sivil ordu karargâhlarına
    dönüşecek jandarma komutanlıkları,
    "sivil ordu komutanlığı" ismini
    alacak olan teritoryal savunma konusunda
    bir çok açıklamalar yapıldı; ama milletimize
    yeni askerî yükümlülük getirecek
    bu tasarının akibeti ne oldu; burada, huzurlarınızda
    sormak istiyoruz? mahallî savunma
    birliklerine ne gibi ihtiyaç var, neden
    ihtiyaç var? bölgesel savunmanın bazı
    zihinlerde şüphe yarattığı gereğini unutmayalım.
    '"köy koruculuğu" adı altında
    bir bölge halkının silahlandırılıp husumet
    cephesi yaratan uygulamadan sonra, mahallî
    savunma birlikleri kurup milleti silahlandırmanın
    açıklanan gerekçesi pek
    tatminkâr değildir. düzenli ordu varken,
    savaşta ihtiyaçtan fazla yedek varken, özel
    savunma birlikleri niye? yok, bu tasarının
    altında nato dışı bazı yükümlülükler
    düşünülüyorsa, bazı ihtiyaçlar buna zorluyorsa,
    o zaman ilave orduyu kurmanın
    gereğine inanıyoruz; nato dışı kullanırsınız
    veya jandarma birliklerini çoğaltırsınız.
    türk ordusunun, millî ordumuzun
    disiplinini dahi bozma ihtimali olacak teritoryal
    güç meselesinin tartışılması gerektiğini
    bir kere daha hatırlatmak isteriz.
    millî ordu içinde gerilla tipi harekâta katılacak
    birlikler başka, "teritorya l
    savunma" adı altında savaş içinde olsa dahi
    milis tipi ordu birliklerini kurmak baş-
    ka şeydir ve bunun çok büyük sakıncaları
    olduğuna inanıyoruz.
  • şahsı adına söz alan anap milletvekili recep orhan ergun'un 19.12.1988 tarihli konuşması:

    efendim, teritoryal savunma için bilhassa
    konuşmak istiyorum; çünkü, akademilerde
    hoca olarak da çok kullandı ğtm
    bir konudur bu. bu kanunlar bizde zaten
    var; yani bu konuda üç kanun vardır: millî
    müdafaa mükellefiyeti kanunu, ta 1940
    yılından beri uygulanır. memleket içi
    düşmana karşı silahlı mücadele kanunu,
    yani "avcı birlikleri kanunu" ve bir
    de sonradan çıkan sivil savunma kanunu.
    bu yeni yapılan çalışma, bu üç kanunun
    mülkî amir başkanlığında entegre
    edilmesi hareketidir, birleştirilmesi hareketidir
    ve hepsi de kâğıt üzerindedir, savaş
    halinde kullanılırlar. yarın eğer söz
    alabilirsem anlatacağım; yalnız sivil savunmada
    durum değişiktir, çünkü sivil savunma
    felaketleri; banşta da vardır, seferde
    de vardır. o bakımdan, sivil savunmayı
    ayrıca düşünmemiz lazım. yalnız, teritor-
    yal savunma teşkilatı olmasaydı sayın baş-
    kan, sayın milletvekilleri; bakın ne olurdu.
    biz, 1949 senesinde dördüncü cenevre
    antlaşmasına imza koymuş bir ülkeyiz.
    orada, harp mücriminin tarifi vardır, muharibin
    tarifi vardır; kimler muharip olabilir,
    kimler'silah kullanabilir, kimler silah
    kullanamaz ve harpte eğer kim silah
    kullanırsa harp mücrimi olur; orada tarifleri
    vardır. eğer oradan giderseniz, bugün
    başımızın tacı olan nene hatun, bahsettiğim
    bu 1949 antlaşmasından sonra harp
    mücrimi durumuna düşerdi; ama biz,
    türk milletine vatan işgal edilirken, bu
    kanun çıksın çıkmasın; "dur, sen yerinde
    otur" dersek dahi, durur mu? yine nice
    nene hatun'lar var fırlar gelir, nice şahin
    beyler fırlar gelir, nice izzet babalar
    fırlar gelir, koşar gider ve vatanını savunur.
    işte bu sebeple* bu kanunu çıkarmak
    zorundayız ki, bu gibi olaylarda, bu gibi
    vatandaşları harp mücrimi durumunda
    düşmekten kurtaralım.