şükela:  tümü | bugün
  • kristaller radyoaktiviteye maruz kaldıklarında, kristali oluşturan kimi atomların elektronları atomu terkederek kristal örgüsündeki bozukluklar içerisinde hapsolurlar. maddenin ısıtılması, hapsolmuş bu elektronların kurtulmalarına ve örgü içerisindeki iyonlarla birleşerek ışık formunda enerji yaymalarına neden olur. bu olaya termoluminesans (ısıl ışıma?) denir.

    termoluminesans kap kacakların en son ne zaman kullanıldıklarını yada taşların, kayaların yaşını ölçmede kullanılır.
  • bu yöntem dozimetrelerde de kullanılır ve bunlara termoluminesans dozimetre denir.
  • bu olay konusunda kafam çok karışık. hala da tam anlamış değilim.

    şimdi deniliyor ki, maddelerde biriken radyasyon enerjisi miktarı onun yaşına bağlıdır. yani maddedeki radyasyonu, bir yılda biriken radyasyona bölersek maddenin yaşını hesaplayabiliriz.

    şimdi benim kafamın basmadığı yer de burası. madde yıllandıkça radyasyon artıyor mu? azalıyor mu? bir yılda biriken radyasyon yıldan yıla fark edebilen bir şey değil mi? sözgelimi, c14 ünc12 oranına kıyaslayarak yapılması gibi mi yapılıyor? bence bir varlığın aldığı radyasyon oranı sabit olamaz.

    genel olarak maddeler ısıtılıp yaptığı ışımayı ölçüyormuşsun. tabii bu ısıtılmaya uygun maddelerde işe yarayan bir yöntemmiş. misal obsidiyende iyi sonuç veriyormuş. taaa 500bin yıl öncesine kadar ölçüm yapabiliyormuşsun.
  • zipirinsan ile geçen faq oturumumuzda şöyle bir tablo çıktı. derleyerek aktaralım:

    sual: "[...] biz yaşlandıkça radyasyon mu biriktiriyoruz içimizde?"
    cevab: evet. her yerde eser miktarda da olsa radyoaktif izotop var. mesela karbon izotopu. ama şu da var ki, tüm vücudumuz devingen bir şekilde yenileniyor ya, hani hücreler ölüyor yenileri üretiliyor falan, belki de vücudumuzdaki karbon izotopu miktarı sabit kalıyordur. ama başka ağır izotoplar kesinlikle birikiyordur. zaten yaşlılık da bir bakıma bu demek, yani izotop birikmese de, vücudumuz %100 verimli bir motor olmadığından ağır metal birikiyor. çok birikirse de tık diye gidiyoruz.

    sual: "radyasyon zaten ışıma olduğundan, zaman içersinde radyoaktivitemizin azalıp daha az radyoaktivitemiz olması gerekmez mi?"
    cevab: evet. zaten terimler yanlış kullanılıyor. biriken şey radyoaktif ışıma yapabilen madde. ha, termolüminesant şeysinde dediğiniz doğru. ama zaten o yöntemi bizim vücudumuzun yaşını öğrenmek için değil, minerallerden yapılmış eşyaların (zümrüt kolye mesela) yaşını ölçmek için kullanıyorlar. kristal yapıda değilse mekanizma çalışmaz. termolüminesant şeysinde biriken radyoaktivite değil (anladığım kadarıyla), radyoaktif enerjiden elektronlara aktarılmış enerji. bu enerji kristal yapıda belli yerlerde sıkışmış durumdalar ve stabil değiller. ısıtmak kristale fonon denilen ses dalgası parçacıkları, yani bir bakıma titreşim kuantaları (niceleri, parçacıkları da denebilir) veriyor. bu da zaten stabil olmayan enerjinin ışıma yaparak çıkmasını tetikliyor.

    sual: "[...] bundan 1000 yıl sonra, dünya fukuşima diye bir yer olduğunu ve burada bir nükleer kaza olduğunu unutsa, burada arkeolojik kazı yapılsa, durum ne olur."
    cevab: muhtemelen nesnelerın yaşlarını yanlış hesaplarlar. ki, karbon izotopu yönteminin güvenirsizliği de bundan kaynaklanıyor biraz. sanayi devriminin ardından karbon sirkülasyonunu değişti. bu yüzden hesaplar yapılırken insan evladının son yıllardaki etkisi için de bir düzeltme terimi ekliyorlar (diye biliyorum).

    ekleme: konunun uzmanı değilim* ama* okuduğum bir kaç makaleden anladığım bu. yanlışlar varsa düzeltirim.*
  • minerallerin içlerine nüfuz eden ısı sonucunda ışık yaymaları olayı.
  • maddede biriken radyasyon enerjisinin miktarının ölçülmesine dayanan bilimsel tarihlendirme yöntemi.

    diğer ikisi için (bkz: karbon 14) ve (bkz: potasyum-argon).