şükela:  tümü | bugün
  • zamanında* "ya neden bu bir çizgi film karakteri, neden gerçek diil" diye hayıflandığımı ancak şimdi itiraf ettiğim çizgi kahraman, candy çizgi dizisinin luke perrysi, dylan mckayi.
  • cizgi film karakterine asik olmak eyleminin otesinde cizgi filmi kasede cekip ustuste 5-10 kez izleme sebebimdi kucukken. kendimce candyyi kiskanir, butun bolumleri kendimi onun yerine koyup tekrar kafamda oynatirdim**. akabinde bizim yas grubundaki disilerin uzun sac takintisi arastirilsa altindan kesin terry cikar derim ben!
  • giydiği kıyafetlere hasta olurdum. ne giyse çok yakışırdı zaten. ayrıca ergenlik yıllarında psikolojimi bozduğuna inanıyorum. bir o candy'yi terkederdi, bir candy onu terkederdi. sonra hep birbirlerini görecekken son anda yetişemezlerdi.
  • bu kişiye, sadece gerçek olup olmadığını anlayamabileceğiniz 3 - 9 yaş arası dönemde değil, basbayağı lisede filan da aşık olabilirdiniz*. bir de izlediğim zaman, kim olduğunu bilmiyorum ama seslendirenin* izleyen üzerinde kilitleyici, iptal edici tuhaf bi etkisi vardı*. bu terry insanı, hiç söndürmediği sigarasıyla okuldan kaçıp içki içer, kumar oynar ve arada da o rahibe yuvasını şöyle bir dağıtmasının ardından, son anda candy le bi bakışırdı**. ama bunun yaninda, çok güzel adam döverdi hiç üstünü başını kirletmeden, hatta sonra beyaz atına binip, böyle rüzgar gibi candy yle dolaşırlardı filan**.
    sonuç itibariyle, yanında huzur bulunup rahat edilemeyecek bir insan olmakla beraber, içten içe, aslında iyi biri olduğunu gördüğün bir kaç ana bakıp, bi ömür takılıp kalabileceğin potansiyele sahipti**..

    (bkz: asik olunan cizgi film kahramanlari)
    (bkz: ariza tiplere asik olma egilimi)
  • yaşı mühim olmayan her cins kız kısmının kalbini çizgiden karizmasıyla çalma becerisi tamam da; berbat öpüşürdü bu romantik anarşist yahu. candy garibi bunun peşinde deli divane gezerken, ha öpüştüler ha öpüşecekler diye heyecanla beklerdik o kadar, birbirine yapışmış suratımsı bir çift duvar görürdük nihayetinde. çizgi filmden öpüşme ne kadar olur tabii de, bunlarınki ayrı bir odunluk, ayrı bir hayal kırıklığı idi sanki.
  • gayda sevme sebebi olan hikayenin mızıka sevme sebebidir. basit bir alettir çaldığı ama dağınık gibi çıkan hiçbir nota, hiçbir ses bütünden bağımsız değildir. ama dağınıktır ama kurallıdır. terry** için de, en uygunu ağaç tepelerinde ütüsü hiç bozulmayan krem rengi ya da siyah takımıyla mızıka üflemek, olmadığında da ıslıkla idare etmek olmuştur.
  • zeki, çekici, gizemli, arıza, küstah, ihtiraslı ve hoyrattı..çok derinlerde gizlediği hassasiyetinin ve şevkatinin su yüzüne çıktığı ender zamanlarda daha da bağlanırdım ona; mideme kramplar girerdi..çok garipti ama ben ona resmen aşıktım..çizgi filmin son bölümü, hayatıma tarifsiz bir boşluk getirmişti..

    hayallerimin erkeğiydi o..

    yıllar sonra bir terry grandchester buldum ama sonra kaybettim..bu filmin sonu da hayatıma tarifsiz bir boşluk getirdi..

    hayatımın erkeğiydi o..

    simdiyse başroldeki kız değilim artık..yardımcı rollere terfi ettim..başka bir terry grandchester'la oynayacak gücüm yok sanırım..
  • seker kiz kendi antoniyle evlendi, bunu duyan liza hapsuruktan geberdi sarkisinda eksik olan karakter. çünkü antoni zaten genç ölmüstür,* kendi biriyle evlenecekse bu teri olmalidir. ne var ki, teri de hayatta evlenmez kendiyle filan. o kesin hayatinin bir noktasinda annesi gibi üzgün, süzgün problemli bi sahsa asik olur. ona bissürü kötülük eder, pisman olur, kendiyi özler. ama o kadar.
  • bu ince ruhlu serseri bir kızı kendine aşık edecek bütün özellikleri üzerinde taşır. hem zarif hem güçlüdür , vahşi , kaba ama bir o kadar kırılgandır.. karizmadır. anthony bunaltıcı bir yaz havasıysa terry serinleten rüzgardır. gerçek olmaması ne kadar da acı.