şükela:  tümü | bugün
  • genelde geceleri trt 1'de rastlanır.
    (bkz: the man from earth)
  • olm burada adam "tesadüfen" derken en azından gişede 1,5 milyor dolar yapmamış anlamında biraz da" tanıtımı az olmuş hani az kişi biliyor tesadüfen denk geldin" anlamında diyor.

    gidip matrix yazmanın gişede rekora koşan joker yazmanın ne alemi var? o senin "tesadüfiliğin"; konunun filmle bir ilgisi yok.
  • 2003 yılı. üniversite öğrencisiyim. şu hayattan gerçek anlamda vazgeçmeyi düşündüğüm ilk zamanlar. öylesine derin bir depresyondayım ki her şeyden vazgeçmiş halimi artık hayatın normal akışı zannediyorum. babam yılların birikimi ve emekli ikramiyesi ile açmış olduğu alabalık tesisini 1 yılda batırmış, borç içinde. bana kuruş gönderemiyor. kimi zaman okula gidecek param dahi olmuyor cebimde.

    ingilizce öğretmeni bir sevgilim var. kira ödeyemediğim için ona taşınmışım ama onunla da aramız iyi değil. çünkü eski sevgilisini hala unutamamış ve ben kendimin sevgili değil de yarabandı olduğunu fark etmiş durumdayım.

    eski sevgilisini unutmadığını anlayabilecek derecede ilişki masterlığım yok henüz. bir olay sayesinde anlıyorum. bir gece beni uyudu zannedip bir fotoğrafa bakıyor uzun uzun ve sonra fotoğrafı kanepenin altına atıyor. birkaç saat sonra kalkıp fotoyu oradan alıp bakıyorum. tolga denen orospu çocuğunun fotoğrafı (ki şu an ismini unutmamış olduğuma bile şaşkınım).

    tolga o şehrin ileri gelen esnaflarından birinin oğlu. tolga piç. bizim kızla gönül eğlendirip yoluna devam etmiş. hayatın olağan akışı içerisinde bizim kız ufacık bir etki bile etmemiş. ki zaten onu bizimkine unutturmayan da bu durum olmuş. siklenmemiş bizim kız, sallanmamış, umursanmamış. ve maalesef parçalanan egosunu da aşk zannediyor.

    aramız kötü olsa da her gece sevişiyoruz ama. o belki de gözünü kapatıp tolgayı düşünüyor. bense onu bile düşünmüyorum.

    bir gece saat 4 gibi uyanıyorum ve uyku tutmadığı için salona gidiyorum. cnbc e de bir film başlıyor. bir baba oğlunu savaşa göndermek için otobüse bindiriyor. severim vietnam savaşı filmlerini deyip devam ediyorum. ama film 10 dk sonra bambaşka bir hale bürünüyor. lan hani savaş filmiydi, müzikal bu.

    ki ben müzikalleri hiç sevmem. yani o ana kadar sevmezdim. film beni yavaş yavaş içine çekiyor, her şeyiyle alıyor beni. yaşamak istediğim yeri ve zamanı o film sayesinde anlıyorum. ve filmin sonunda deli gibi ağlıyorum. sözde george berger a ama aslında kendime..

    parasızlığa ağlıyorum. sevilmeyişime ağlıyorum. var oluşumun sebepsizliğine, hissizliğe, tolga ibnesine, sözde sevgilime, arkadaşsızlığa, sigarasızlığa... anlıyorum ki benim şu hayatta bu benim diyebileceğim hiçbir şeyim yok.

    ve böylece hair filmi hayatım boyunca izlediğim en iyi film oluyor. hem de tesadüfen, gecenin 4ünde... hâlâ da öyle. hâlâ en sevdiğim film. gecenin 4ünde, tesadüfen, şimdilerde çoktan kapanmış olan cnbc e de hayatımın en iyi filmi beni beynimden vuruyor. bang bang bang.

    evim yok, ayakkabım da
    param yok, bir sınıfım da
    şalım yok, eldivenim de
    yatağım yok, kabım da
    inancım da yok.. şuraya bak..

    annem yok, kültürüm de
    arkadaşım yok, okulum da
    canlılığım yok, iç çamaşırım da
    sabunum yok, trenim de, aklım da...
    sigaram yok, işim gücüm de
    bozuk param yok, bir penim bile
    sevgilim yok, biletim de
    jetonum yok, tanrım da

    evet

    otum yok, asidim de
    giysim yok, meskenim de
    elmam yok, bıçağım da
    silahım yok, çöpüm de
    kartım yok.. yandı..

    dünya yok, eğlence yok, bisikletim yok, sivilcem yok, ağacım yok, hava yok, su yok...

    şehir, banco, kürdan ayakkabı bağcığı, öğretmenler, futbol topu, telefon, kayıtlar, doktor, erkek kardeş, kız kardeş, üniforma, makineli tüfek, uçaklar, mikroplar, m-1'ler...

    bang bang bang......

    edit: sonrasında ne oldu diye çok mesaj geldi. cevapsız bırakmayayım. o geceden birkaç ay sonra ayrıldık. ve o günden bu yana tek bir kez dahi görmedim kendisini. sadece, sanırım 2006 idi, bir kız arkadaşımın kuzeni onun yakın arkadaşı çıktı. fazla ayrıntıya girmeden olayı anlatmıştım. tolgayı takıntı yapmış. aradan 3 sene geçmesine rağmen. birkaç kez tekrar birlikte olmuşlar ama dedim ya, tolga piç. tolga seni siklemez artık. siklememiş de. yine de umarım bir şekilde mutlu olmuşsundur g. inan bunu tüm kalbimle diliyorum. let the sun shine. let the sunshine in...
  • kişide özel bir yere sahip olan filmlerdir.

    (bkz: im juli.)

    bok gibi giden bir yaz gecesine serinlik katmıştır.
  • (bkz: the fall)
    ve aninda "izlenen en guzel fim" oluverir.
  • (bkz: fight club)
    bir senedir hoşlanılan kıza açılmak için kız sinemaya götürülür* ama hem heyecandan hem de korkudan daha öncesinde hangi filme gideleceğini düşünmek akla gelmez. kıza açılınır ve o şaşkınlıkla hangi film olduğuna dikkat edilmeden iki bilet alınılır.

    film bittikten sonra artık hiç bir şey eskisi gibi olmaz. hem hayata bakış değişir hem de kızın sana bakışı*
  • (bkz: ipman)
    not: hatta öyle ki,filmi hard diskte görmem ve izlemeye başlamam arasında ki 6 dk. boyunca filmin bir hacker ile alakalı olduğunu düşündüm.
  • allah herkese tesadüfen ve hiç yorum okumamışken godfather gibi bir filmi izlemeyi nasip etsin. ben tesadüfen denk geldiğim çoğu filmde uyuyakalırım. hatta film seçerken bile 30 dakika zaman harcıyorum. şanslı doğuyor bazıları.
  • (bkz: the truman show)
    nüfus sayımı dolayısıyla dışarı çıkma yasağının olduğu gün cine 5 in yaptığı bedava yayında izlemiştim.
  • ağustos falan. 2014 yazı. cumartesi içmecesi falan yine. tunalıya üşenmişiz, sekansın oralardayız. yıkık evin yanı, tümaş'ın önünde vodkalanıyoruz sinemacı bi dostla. kafalarımız keyifli, saat gece yarısı 12 civarı. kalabalık, hep kalabalık olur cumartesi ve cumaları zaten tunus caddesindeki sekansın önü ve etrafı. kaldırımlarda insanlar muhabbetteler hep.

    bir an böyle sohbetin ortasında burnuma baya baya sigara kokusu geliyor. mahallenin sigarasına benzemiyor kokusu. daha bir keskin. yakıyor genzi. etrafıma bakınıyorum. esmer, gözlüklü bir eleman tek başına tüttürüyor. ona baktığımı görünce;

    -istermisin abi? diyor. şivesi bozuk, yabancı heralde diyorum. tanışıyoruz haliyle. biz vodkamızdan, o sigarasından ikram ediyor. hikayesini anlatıyor. lübnanlıymış. burada kimya mühendisliği okuyormuş birkaç senedir. türkçeyi'de fena konuşmuyor. ama ingilicce daha iyi anlaşıyoruz. gecenin sonuna kadar beraber takılıyoruz, baya da eğleniyoruz yani. eğlenceli herif.

    sora bizi evine davet ediyor. çok acaip acıkmışız onca sigaradan, alkolden sonra.

    -abi bize gidelim. yiyelim sucuk, diyor.

    tamam lan gidelim diyoruz. dikimevi tarafındaki 2 odalı malikanesine gidiyoruz. köri soslu sucuk yapıyor bize, yemek yerken film izleyelim diyor. kafalar duman zaten, en keyiflisidir film o anlarda. aç ulan diyoruz. lübnanla ilgili bir film açıyor. filmi bir kere bile durdurmadan bitiriyoruz. bir buçuk saatliğine beyruta gidiyorum ben. 1975'e. iç savaşa. doğulu doğulu takılıyorum batı beyrutta.

    diyeceğim o ki baya sarıyor film bizi. adı da west beyrouth filmin.

    bir gece tesadüfen tanıştığım bir lübnanlı ile beraber tesadüfen izlediğim muhteşem bir film o, west beyrouth.