şükela:  tümü | bugün
  • şarabı üçte biri uçuncaya kadar kaynatma.
  • (bkz: istavroz)
  • st paul ya da pavlos tarafindan ortaya atilmis, ince dusunulmus, ortaligi birbirine katmis inanis felsefesi.
  • (bkz: trinite)
  • (bkz: troika)
  • ayhan yalçınkayanın şiir kitabı.
  • (bkz: isis) (bkz: osiris) (bkz: horus)
  • dinin, en yeygın ve temel toplumsal organizasyon biçimi, dinsel kavramların da bu organizasyonun unsurlarının soyutlanmış ifadeleri olduğunu düşünürsek (ki ben düşünüyorum), tanrı kavramının toplumsal otoriteyi ifade ettiği aşikar olacaktır. en geyik açıdan diyebiliriz ki çok iktidar odaklı toplumlar çok tanrılı, merkezi ve tek otoriteli toplumlar tek tanrılı dinlere inanır. eveeet, buraya kadar tamam, lakin hıristiyanlıktaki şu teslisin (yani üçlemenin) ne menem bi şey olduğunu, ne maana arzettiğini yıllardır çözebilmiş değildim. madem tek tanrılısın ve merkeziyetçisin kim bu üç güç odağı? geçenlerde nerden estiyse, aklıma birden kuvvetler ayrılığı geliverdi. ulan dedim, bu üçlü sakın yasama-yürütme-yargı olmasın?.. baba yasama olur, oğul -babanın dünya işlerini gören evlat olarak- yürütme olur, kutsal ruh'a da yargı kalır. valla babayla oğul fena durmadı gibi aslında ama kutsal ruh ile yargı pek uyuşmadılar; zira kutsal ruh'un görevi baba ile oğul arasında iletişim sağlamak; yargı margı değil. yani aslında baba ile oğul arasında bir iletişim engeli var ki kutsal ruh'a ihtiyaç duyuluyor. o halde baştan düşünelim. şimdiii, görünürde bir adet toplumsal otoritemiz var, ve biz ona devlet diyoruz. teslisteki üçlüden tek gözle görünür olanı da oğul. o halde evvela oğul ile devleti eşleştirelim. oğulun arkasında asıl otorite, daha soyut ve görünmez bir baba var. yani devletin ardında daha soyut bir devlet, daha deruni bir devlet aramalıyız. e o da hazır: derin devlet. şu halde baba derin devlet, oğul görünür devlet yani hükümet. peki kutsal ruh ne? ne demiştik, baba ile oğul arasında bir iletişim sorunu var demiştik. derin devlet yasal bir oluşum olmadığından resmi devlet kurumları ve onun uygulamaları arasında meşru bir iletişim ve ilişki de olamaz. işte bu ilişkiyi sağlayan kurum mafyadır!.. kutsal ruh mafya, teslisteki baba-oğul-kutsal ruh, derindevlet-hükümet-mafya üçlüsüdür!.. bu yüzden derin devletin adı her daim mafyayla birlikte anılır. gogılda "mafya üçgeni" diye arama yaptığımda çıkan ilk sahifedeki sonuçların "polis-siyasetçi-mafya üçgeni", "yargı-mit-mafya üçgeni", "siyasetçi-bürokrat-mafya üçgeni" ve "devlet-mafya-futbol üçgeni" olması da bu yüzdendir. ha, biz hıristiyan mıyız, değiliz. ama türbelere mum dikebiliyoruz da, değil mi..

    (yillar sonra şu linki vermeden edemedim:
    http://dosyalar.hurriyet.com.tr/…2009/etkiliins.jpg
    papa-oğul-kutsal ruh)
  • kur'an'da, maide suresi 116. ayette teslisin 'baba, anne ve ogul isa' oldugu ifade edilir:

    "allah: ey meryem oğlu isa! insanlara, "beni ve anamı, allah'tan başka iki tanrı bilin" diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, "hâşâ! seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem. gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin." (diyanet meali)

    hiristyanlar buna itiraz etmisler. teslis: baba, ogul, kutsal ruh... anne yok tesliste demisler.

    elmalili hamdi yazir bu ayeti soyle tefsir etmis:

    "116- o insanlara, "beni ve annemi, allah'tan başka iki ilâh ediniz" diye sen mi söyledin? bunun, ne müthiş bir azarlama hitabı olduğunu düşünmeli ve hz. isa'nın ilâhlık makamına karşı nasıl bir acizlik ve kulluk mevkiinde bulunduğunu anlamalıdır. şüphe yok ki bu azarlamanın asıl hedefi şimdi açığa çıkacağı üzere bizzat hz. isa değil, onu ilâh edinen üçlü tanrı inanışı sahipleridir. fakat onların hz. isa'yı büyükleme adına taşkınlık ettikleri küfrün ona allah'ın huzurunda nasıl bir sorumluluk yöneltmiş olduğunu ve bundan dolayı o kâfirlerin allah'ın katında nasıl bir azarlanma ve azab edilme mevkiinde bulunduklarını düşünmelidir. bu âyetten anlaşılıyor ki, allah'tan başka isa'yı ilâh edinenler bulunduğu gibi, annesi hz. meryem'i de ilâh kabul edenler varmış. acaba bunlar kimlerdir? âyet bu yönü açıklamamıştır. bununla beraber açıktır ki, bu da -olsa olsa- hıristiyanlar arasında bulunacaktır. gerçi hıristiyanlar tarafından mezheplerince hz. meryem'in üçlemeye sokulmadığı ve bundan dolayı ona oğlu isa gibi ilâh denmediği ileri sürülerek bu âyete itiraz edilmek istenilmiştir. fakat birinci olarak, ibnü hazm'ın "fisâl"inde zikrettiği üzere hıristiyanlardan "berberâniyye" fırkası vardı ki, bunlar isa'ya da, anasına da ilâh diyorlardı. bu mezhep sonra bitmiş kalmamıştır. demek ki bunlar üçlemeyi, baba, ana, oğul diye sayıyorlardı. ve halk nazarında üçlemenin açık şekli de budur. ikinci olarak, hıristiyanların üçleme inancı birlik değilse, hulûl (ruhun başka bir şeye girmesi) inancından ayrı değildir. isa'da ilâhî bir tabiat veya isa'nın bir cüz'ünü ilâh farzederek onu tam bir ilâh edinenler meryem'in de hamileliği esnasında o ilâhî cüz'ü taşıyan ve bundan dolayı bir ilâh olduğu inancından - ister istemez- uzak değildirler. sonra kiliselerinde ve evlerinde hz. isa gibi hz. meryem'in de resimlerine karşı vaziyetleri, ibadet durumundan başka bir şey değildir. bu bakımdan âyetin mânâsı yalnız "berberânîler"i değil, diğerlerini de içine alır. üçüncü olarak, böyle bir itiraz, âyetin mânâsındaki azarlama hitabını ve sorumluluğun dehşetini düşünmemek ve hesaba katmamaktan ileri gelmektedir. zira azarlamanın asıl şiddeti, isa'nın ilâh kabul edilmesi noktasında toplanmaktadır. çünkü sorumluluk hitabı, "ey meryemoğlu isa" diye doğrudan doğruya ona yöneltilmiştir. buna karşı hz. isa'nın "ey rabbim, annemi demedim ama beni (kendimi) dedim" diyebileceğini farzetmek ve bundan dolayı isa'ya ilâh demekte ısrar ettikleri halde, annesine ilâh dememekle bu dehşetli sorumluluğun azabını hafifletecekleri zannında bulunmak ne büyük sapıklık olduğunu hatırlatmaya bile gerek yoktur. ve işte bu küfürlerdir ki hz. isa'yı allah'ın huzurunda böyle korkunç bir sorumlu mevkide bulundurmuştur. isa bu sorumluluğu kabul eder sanmasınlar, o bu soruya cevap olarak ne dedi ve ne diyecek bilir misiniz?

    isa muhakkak diyecek ki, seni sana layık paklıkta tenzih ederim, ilâhî paklığına sığınır ve öyle haksız ve yakışıksız bir sözden uzak olmayı dilerim, hâşâ ey rabbim! bana, hak ve layık olmayan sözü söylemem bana yakışmaz, buna ilmini şahit getiririm. eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen onu bilirdin. çünkü sen benim dışım, açıklayıp ilân ettiklerim şöyle dursun, nefsimde gizlediğim, gönlümden geçirdiğim şeyleri de bilirsin. ben ise senin nefsindekini, ilminde gizlediğin bilgileri bilmem. şu halde söylemediğimi bildiğin halde, bana bu soruyu sormaktaki ilâhî hikmetini de bilmem. çünkü bütün gaybları tamamıyla bilen "allâmû'l-ğuyub" sen, ancak sensin."

    neden yaygin olan "baba ogul kutsal ruh" uclemesinden degil de ozel olarak ibn hazm'in haber verdigi ve sonradan yok olan "berberânîyye" firkasinin ucleme inancindan soz edilmistir, orasini ben bilemiyorum.

    ilave:
    teslis'e dair maide suresi 116. ayetin baska tefsirlerine de indus sayesinde eristim, eklemek isterim

    tefhim'ul kuran tefsiri'nin ilgili bölümü:

    "burada hıristiyanların bir başka yargılarına işaret edilmektedir. onlar hz. isa (a.s) ve ruhül kudüs'ün yanısıra hz. meryem'i de ibadet edilecek bir nesne haline getirmişlerdi. her ne kadar kitab-ı mukaddes'te bu doktrinden söz edilmiyorsa da, hz. isa'dan (a.s) sonra geçen ilk üç yüz yıl içinde hıristiyan dünyası bu akidenin bütünüyle dışındaydı. "allah'ın annesi" sözü ilk kez iskenderiyeli bazı ilâhiyatçılar tarafından kullanıldı.

    bu kelimelerin kamu vicdanında bulduğu cevap sert olduysa da, kilise önce doktrini kabul etme eğilimi göstermedi ve meryem'e tapınmanın yanlış olduğunu ilân etti. fakat daha sonra i.s. 431 efes konsülünde "allah'ın annesi" kelimeleri kilise tarafından resmen kullanıldı. sonuç olarak, "meryem'e tapıcılık" kilisenin hem içinde, hem de dışında büyük adımlarla yayılmaya başladı. o kadar ki, kur'an'ı kerimin iniş günlerinde "allah'ın annesi"nin yüceltilişi baba ve kutsal ruh'unkini gölgede bıraktı. kiliselere heykelleri dikildi, kendisine tapınıldı, yalvarıldı ve ibadetlerde yakarıldı. kısaca bir hıristiyanın en büyük dayanak kaynağı "allah'ın annesi'nin koruyuculuğunu elde edebilmek oldu. imparator jüstinyen kanunlarından birinde hz. meryem'in imparatorluğu koruyuculuğundan söz eder. yine jüstinyen yaptırdığı ayasofya kilisesinin büyük mihrabına onun ismini kazdırdı. generali narses savaş alanında onun yönlendirmesine bakar. hz. peygamber'in (s.a) çağdaşı imparator herakliyus bayrağında onun resmini taşırdı ve kutlu, koruyucu niteliğinden dolayı bu bayrağın asla yere düşürülemeyeceğine inanırdı. protestanlar reform'dan sonra hz. meryem'e tapıcılıkla ellerinden geldiğince savaştılarsa da, yine de roma katolik kilisesi hâlâ o'na şevkle sarılmaktadır."

    suat yildirim'in tefsiri:
    "birçok batılı yazarın iddialarının hilafına, kur’ân-ı kerim, meryem’i teslisin bir unsuru saymaz. yalnız bu âyette onun tanrılaştırıldığını bildirir. arabistanda ve suriyede islam’ın zuhurundan önce meryem’i tanrılaştıran collyridiens gibi toplulukların bulunduğunu bir çok müsteşrikin çalışmaları da göstermiştir. fakat oraya gitmeye gerek yoktur. katolik mezhebi meryem hakkında “tanrının annesi” (theotokos) der, onun da ruh ve bedeni ile göğe yükseldiğini, dünyada hazır ve icraatta bulunduğunu, duaların ona yöneltilmesinin yerinde olduğunu kabul eder. tevhid konusunda çok titiz olan kur’ân nazarında bunların tanrılaştırma sayılması pek normaldir.

    {km, matta 4,10; luka 4,8} incilin hiçbir yerinde hz. isa (a.s.)’ın “ben tanrı’yım” şeklinde bir sözü yoktur. aksine o allah’ın kulu olmasıyla övünür (matta 12,18)."

    tesekkurler indus.