şükela:  tümü | bugün
  • beden ve ruh, 67. berlin film festivalinde altın ayı ödülünü almış. macar yönetmen ıldiko enyedi 18 yıl aradan sonra çekmiş bu filmi. iksv'de şimdiye kadar izlediğim dört filmden en güzeli buydu herhalde. budapeşte'de bir mezbahada çalışan bir kadın ve bir erkeğin yakınlaşma sürecini işliyor.

    (bkz: hayvan düşünen bir insandır)
  • sigmund freud, die traumdeutung'da rüyayı, ruhun doğanın baskısından kurtuluşu, maddenin zincirlerinde kopması olarak tanımlar. teströl es lelekröl yani beden ve ruh freud'un bu tespitine nazire edercesine kendi bedenlerinde rahat olamayan iki kahramanın masalı. sosyal becerileri hiç gelişmemiş mária ile sol kolunun sinir hücreleri ölmüş endre kendi bedenlerinden sıyrılıp rüyalarında birer geyik olmasını, ve hatta aynı rüyanın içinde olmalarını anlatıyor. rüyalarında güzel, özgür, hareket alanı geniş fakat bir o kadar kırılgan bir hayvan olan geyiğe dönüşen bu iki insanın bir mezbahada çalışması da trajikomik bir varoluş problemi filmdeki bir çok unsur gibi.

    karlarla kaplı, olağanüstü güzellikte bir ormanda yemek arayan iki geyik ile açılıyor film. mitolojik yaratıklar gibi büyüleyici iki geyik, karlar ve küçük bir göl. çok uzun sürmeyen bir sekanstan sonra macaristan'da orta büyüklükte bir mezbahaya yöneliyor kamera. ahırdan kesim makinesine, oradan kanlarının akması için asıldıkları bölgeye, bir belgesel soğukluğunda inekleri izliyoruz. doğada yemek arayan özgür geyiklerden, endüstriyel et üretimine bir kaç dakika izletiyor yönetmen ildikó enyedi. doğanın büyüleyici sessizliğinden koparıp makinelerin rahatsız edici gürültüsüne götüren bir kaç dakika. mária ve endre bu mezbahada çalışıyorlar. mária şirkete yeni gelen kalite sorumlusu, endre ise finans müdürü, biri duygusal diğeri fiziksel engelli bu iki beden ve ruh birbirinin antitezi, ya da yin-yang'ın parçaları. tesadüf eseri bir psikoloji testinde aynı rüyayı paylaştıklarını gören bu iki yalnız ruh, o kadar da yalnız olmadıklarını fark ediyorlar.

    manevi bir yolculuk gibi beden ve ruh. ilk rüya sahnesinden itibaren filme aşık oldum. birbirlerine ikna olduktan sonra uyumadan önce haberleşip aynı rüyaya dalan mária ve endre bana ayrıca çocukluğumdaki saf hayallerimi hatırlattı. küçük bir çocukken, herkesin camdan çok uzun bir baca ile uzaya ışınlandığını ve ucunda rüyalara katıldığını düşünürdüm. uykum tutmazsa panik yapar, diğer arkadaşlarımla birlikte rüyaya katılmaktan geç kalacağıma endişelenerek uykumu iyice kaçırırdım. bilinçaltına giden bu yolda hayal kurmak her zaman ilgi çekici. rüya tabirleri kitabını açıp geyik olmanın anlamı da araştırılabilir elbette. ya da freud'un yazdığı gibi rüyanın, hayal edenin kendi psikolojik davranışı olduğunu bilerek daha da huzursuz olabiliriz.
  • bir süredir beklediğim bir filmdi, enteresan ama bir o kadar da güzeldi.

    eğer kan görmekten rahatsız olan biri değilseniz izlemenizi öneririm (bunu diyen insanın da hayatının bir döneminde kan görünce bayılan bir sağlık çalışanı olması...neyse).

    --- spoiler ---

    filmin benim için en güzel sahnesi maria'nın bileğini kestikten sonra çalan telefona koşması, o şekilde konuşması ve sonra tamponunu kesiğe koyup bantlamasıydı. bu ne kafasıyla yapılmış bir sahneydi bilmiyorum ama şahaneydi o ayrı.

    filmin finalindeki domatesin "pırtlaması" da* güzel bir detaydı.
    --- spoiler ---
  • bedenimiz ile ruhumuz arasındaki ilişki; bu dünyadaki ilk aşk ve nefret ilişkisi bana göre. adem'den ve havva'dan önce, hikayemiz başlamadan en önce, o ikisi vardı; beden ve ruh. birbirinden ayrı yapamayan, birbirini tamamlamadan hep eksik kalan, aynı zamanda birbirine zarar verebilen ilk ikilidir onlar. tıpkı, maria ve endre gibi...

    maria; ruh gibi, tüy gibi, renksiz ve kokusuz gibi. ağzından ne çıkıyorsa; gerçekten ve imasız onu söylüyor gibi.

    endre; beden gibi, ağır gibi, elle tutulur ve gözle görülür gibi. ağzından ne çıkıyorsa; gerçekten istediğinden değil, söylenmesi gereken o olduğu için söylüyor gibi.

    maria, ayak parmaklarının ucuna dokunan güneşten bile sakınırken kendini ve gölgelere saklanırken, endre güneşe bütün vücuduyla döner gibi.

    işte bu iki zıt insan; ortak rüyalarında kurdukları ruhani dünyaya, çalıştıkları mezbahanın gerçekliğinde bir beden yaratabilmek için uğraşıyorlar. böylece, karşıma son zamanlarda izlediğim en güzel filmlerden biri çıkıyor. bu da onun şarkısı oluyor;

    https://www.youtube.com/watch?v=cjlkhxrqovq
  • --- spoiler ---
    itiraf ediyorum : bilek kesme sahnesinde gözlerimi kapadım. maria'nın müziği durdu, gözlerimi açtım, bütün küvet kandı, bir daha kapadım.
    --- spoiler ---
  • uzun süredir film çekmemiş ve bu filme kadar da uluslararası alanda çoğu kişinin tanımadığı bir yönetmenin filmidir ve şimdiden berlinale'den altın ayı'yı da almasıyla 2017 yılının hakkında en çok konuşulan/tartışılan filmlerinden biri olmuştur. buradan da anlaşılabileceği üzere film başından itibaren kendine has bir tatta ilerliyor.

    --- spoiler ---

    film esasen otizmli mi yoksa çocukluğunda yaşadığı travmatik bir olayın izleri olarak mı böyle olduğunu bilemediğimiz, sosyal sıkıntıları olan ( bir anlamda ''ruhen'' sıkıntılı) maria isimli kadının hikayesi. bu hikayenin ilerlemesine en büyük katkısı olan kişi ise maria'nın işe girdiği kesimhanede yöneticilik yapan ve bedenen engeli bulunan endre.
    endre ve maria birbirlerinden habersiz olarak aynı rüyayı görmeye başlarlar. daha sonra işyerinde yaşanan hırsızlık sonucu çalışanlarla konuşmaya gelen psikolog sayesinde bundan haberdar olurlar. film iki kişinin rüyalarda buluşmasını açıklamaya çalışıp filme fantastik bir tat vermektense bunu maria'nın ruhsal duvarlarını yıkmaya çalışmaya başlamasının bir aracı olarak kullanıyor. adeta rüyalar maria'nın ruhunu endre'nin bedenini özgürleştirici bir kapı görevi görüyor.
    rüya sahnelerini izlemeye doyum olmuyor ancak yönetmen filmdeki hiçbir güzelliği uzun süre sürdürmüyor. bu sahneleri genellikle hayvanların kesildiği aşırı kanlı, brutal sahnelerle takip ediyor. olayların cereyan ettiği mekanın kesimhane olarak tercih edilmesi izleyene büyük bir yabancılaşma duygusu veriyor. bir yandan her gün hayvanların kesilebilmesi için işlerin yürümesini sağlayan karakterler bir yandan her gece hayvan olup buluşuyorlar.
    bunların yanında film cinsiyetçilik konusuyla da bir hayli ilgilenmiş. kadınların özellikle iş hayatında maruz kaldığı tutumu gösterirken bir yandan da bu durumun nasıl kadınlar tarafından da yeniden üretildiğini göstermekten de geri kalmamış.
    sonuç olarak çok temel insani duyguları ve temel ikilemleri ele alan ve güzel çekilmiş bu filmi izlemekten keyif aldım.

    ek not: endre'nin kızıyla yaptığı para mevzuularıyla ilgili konuşmanın neye hizmet ettiğini anlayamadım.
    --- spoiler ---
  • iyi yönleri gerçekten iyi, kötü yönleriyse gerçekten kötü, uçlarda gezinen bir film olmuş. fazlasıyla durağan ama bol esprili, erkek karakterinin her sahnede hissedilen iskandinav sakinliğine rağmen yan karakterlerinin zayıflığıyla çuvallayan, asosyalin hayatta karşılaşabileceği zorluklara güldüren ama kendi kendini bu derece zorlayıp aşırı hızlı iyileşen bir ruh hastasıyla inandırıcılığına darbe vuran, bu yönleriyle övüyor muyum yeriyor muyum benim de anlayamadığım bir tecrübe oldu.

    tüm salon "işte yine bu sahneyi gözümüze sokacak" dediğimizde de uzuuun uzun soktu, bitse de kurtulsak dedirtti. (film değil sahneler)

    bu kadar uçlarda gezinince de ağızlarda bıraktığı ortalama tat yine ortalarda bir yerde kaldı.

    6/10.
  • pera film'in 9-29 aralık 2017 tarihlerinde gerçekleşecek olan 'beden ve ruh: orta avrupa filmleri' seçkisinde de kendine yer bulan, insanı allak bullak eden güzel film.