şükela:  tümü | bugün soru sor
  • almanya osnabrück’de yer alan kalkriese tepesi yakınlarında, kimilerine göre bütün avrupa hatta dünya tarihini değiştiren savaş. ilk binyılın hemen başında dünyanın süper gücü roma imparatorluğu’nun üç lejyondan oluşan, publius quinctilius varus komutasındaki ordusunu germenler pusuya düşürüp yok ettiler. romalılar’ın kaybı o kadar büyüktü ki, tarihçi suetonius’tan öğrendiğimize göre imparator augustus bu olayı hatırladıkça “ey quinctilius varus, lejyonlarımı geri ver!” diye haykırmaktaydı. hatta ölene kadar bu acı olayın yasını tuttuğunu göstermek için saç ve sakallarını kesmemişti.

    augustus’u böylesine üzen bu savaşın nasıl ve neden gerçekleştiğini anlamak için öncelikle romalıların germania macerasına kısaca bakmak faydalı olacaktır. romalılar ile german kavimlerinin ilk karşılaşmaları m.ö. ıı. yüzyıla rastlar. marius komutasındaki roma ordusu m.ö. 102 ve 101 yıllarında cimbri ve teutoni kavimleriyle iki savaş yapmış ve her ikisinden de galip ayrılmıştır. ıulius caesar m.ö. 58 yılında galya’nın (gallia) doğusunda savaş başlatır ve german şeflerinden ariovistus ile karşı karşıya gelir. galip çıktığı bu savaştan sonra caesar, ren (rhenus) nehri’ni geçer ve bölgeyi nehrin doğusuna doğru istila ederek buraya germanya (germania) adını verir. sonraki yıllarda zaman zaman romalılar ve german kavimleri arasında çarpışmalar devam etmiş ancak roma’nın bölgedeki hakimiyeti sürmüştür. hatta caesar’dan öğrendiğimiz kadarıyla ren nehri galyalı barbarlar ile german kavimleri arasında doğal bir sınır olarak kabul ediliyordu. galya’nın roma eyaleti haline getirilmesinin ana sebebi germanya’dan gelebilecek saldırılar karşısında bir savunma ve engelleme alanı oluşturmaktı. nitekim m.ö. 17 ve 12 yılları arasında german kabilelerinden sugambri’nin roma topraklarına sürekli tecavüz etmesi augustus’un, halefi ıulius caesar’ın savunma amaçlı olduğunu iddia ettiği hareketinin aksine germanya’yı açıkça istila etme kararı almasına sebep olur.

    augustus, germanya’nın tam anlamıyla hakimiyet altına alınması ve güvenliğin sağlanması için yapılacak bu büyük hareketin başına evlatlığı drusus’u getirir. roma ordusu bir takım hazırlıklardan sonra m.ö. 12 yılında nihai saldırıyı yapmak üzere hazırdır. öte yandan sugambri kavmi roma saldırısına dayanamayacağını anlar ve beklenmedik bir karşı saldırı yapıp romalıları gafil avlamak ister. ancak işler sugambri’lerin beklediği gibi gitmez ve drusus bunları tam ren nehri’ni geçerlerken bozguna uğratarak westfalya’yı işgal eder. sonrasında kuzeyde frisii ve chauci kavimlerini hakimiyet altına alır. bir sene geçmeden drusus, ren nehri’nin doğusuna tekrar sefer düzenleyerek önce sugambri bölgesini geçer sonra lippe (lupia) nehri boyunca ilerler ve cherusci kavmi ile karşılaşıp onları yener. drusus’un bu seferde ulaştığı son nokta weser (visurgis) nehri kıyılarıdır ancak olumsuz kehanetler sebebiyle nehri geçmemiştir. dönüş yolunda bugünkü almanya-oberaden’de kışı geçirmek üzere büyük bir kamp kurar. ertesi yıl drusus orta ren üzerinden hareketle chatti kavmine saldırır. yaz geldiğinde elbe (albis) nehri’ne ulaşmıştır. bu seferden dönüşünde, ölümünden sonra germanya fatihi olarak adlandırılacak olan drusus atından düşerek hayatını kaybeder. tarih m.ö. 9 yılıdır ve drusus henüz 30 yaşında bile değildir.

    drusus’un ölümünden sonra yerini kardeşi tiberius alır. önce sugambri kavmi ile savaşır. bunları xanten (castra vetera, sonradan colonia ulpia traiana) civarına sürer. ilk binyılın başlarında german kavimlerinin tekrar ayaklanması üzerine lucius domitius ahenobarbus bölgeye gönderilerek isyan bastırılır. bu arada augustus, germanya’nın fethini tamamlamak üzere tiberius’u kuzeye göndermiştir. görevinde başarıya ulaşan tiberius yeni sınırı da elbe nehri olarak belirler. artık roma’nın germania’da fethedemediği tek yer elbe, ren ve tuna (danuvius) nehirleri arasında kalan marboduus krallığı diğer bir deyişle marcomanni kavminin bölgesidir.

    imparatorluk belki de tarihinin en büyük askeri harekatını yapmak üzere m.s. 5/6 yılları civarında hazırlıklara başlar. yukarı germania ordusu (germanica ı ve alaudae v lejyonları) main (moenus) nehri boyunca doğuya doğru ilerler ve bugünkü marktbreit’da büyük bir kale inşa eder. aynı zamanda tiberius da tuna’dan kuzey yönüne doğru gelir. augusta vııı, gemina xııı, gemina xıv, apollinaris xv, valeria victrix xx, rapax xxı, gallica xvı ve ismi bugün için bilinmeyen bir lejyon bugünkü bratislava’da bir araya gelir. amaç bu büyük güçle her iki yönden marcomanni krallığı’na saldırıp germanya’nın fethedilmemiş son bölgesini de hakimiyet altına almaktır. bu esnada pannonia’da çıkan bir isyan sebebiyle tiberius bu bölgeye müdahale etmek zorunda kalır ve harekat başlamadan biter. tiberius’un isyanı bastırması üç yıl sürecektir.

    güven, ihanet ve pusu

    drusus yönetimi sırasında meuse (mosa), elbe ve weser nehirleri kıyısına pek çok tahkimat yaptırmış; bonna ve gesoriacum’a köprüler kurdurmuş ve o güne kadar geçilmemiş olan kara ormanlar’da (hercynia) bir yol açtırmıştı. bütün bunlar savaşta yenilmiş ama tam anlamıyla zapturapt altına alınamamış bulunan germanlar nezdinde olumlu hareketler olarak görülüyordu. onlar bile eskisinden daha ılımlı ve yumuşak başlı davranmaya başlamışlardı. kısacası roma için bölgede her şey yolunda gidiyordu. hatta tarihçi florus “bir eyalet kurmaktan ziyade onu ayakta tutmak çok daha zor bir işti çünkü savaşla alınan bir toprak ancak adaletle elde tutulabilirdi” derken drusus’un bunu layıkıyla başardığını anlatıyordu. ancak bu huzurlu ortam fazla uzun sürmedi.

    drusus’un ölümü üzerine germanya’nın tam anlamıyla bir roma eyaleti haline getirilmesi ve sınırın elbe nehri’ne taşınması görevi m.s. 7 yılında publius quinctilius varus’a verildi. varus imparator augustus’un yakın dostu ve zamanının önemli senatörlerinden biriydi. tarihçi velleius paterculus’a göre varus’un suriye’de yöneticilik yapması parasal sorunlarından tamamen kurtulmasını sağlamıştı. “yoksul bir adam olarak zengin bir eyalete gitmiş, zengin bir adam olarak ayrılırken arkasında yoksul bir eyalet bırakmıştı.”

    varus germanya’da da suriye’de (syria) uyguladığı tipte bir yönetim anlayışını hayata geçirmişti. halka ağır vergiler dayatmış, roma siyaset ve bürokrasisinin savaşlardan daha acımasız olduğu düşüncesinin germanlar arasında yayılmasına yol açmıştı. gittikçe yükselen huzursuzluğun açık bir isyana dönüşmesini engelleyen tek şey roma’nın bölgede konuşlanmış büyük askeri gücüydü. ancak varus barışın bozulmayacağından o kadar emindi ki german şeflerinden biri olan segestes’in haber verdiği ve başında arminius isimli bir şefin bulunduğu söylenen komplo ihbarını hiç ciddiye almadı. aslında bunda haksız da sayılmazdı çünkü segestes’in ihbar ettiği arminius hem roma vatandaşlığı kazanmış hem de atlı sınıfı üyeliği ile onurlandırılmış bir kişiydi. uzun yıllardır da roma ordusunda görev yapmaktaydı. varus’a göre böyle birinden şüphelenmenin hiçbir anlamı yoktu.

    bu savaşa en geniş yer veren dört antikçağ metninin üçünde ( florus, tacitus ve velleius paterculus) segestes’in bu komployu varus’a haber verdiği yazılıdır. dördüncü kaynak olan cassius dio da bir ihbarcıdan bahseder ama isim vermez. buradan çıkan sonuç varus’un her halükarda bu komplodan haberdar olduğu ama gereken önlemleri arminius’a duyduğu güven sebebiyle almadığıdır.

    bunlar olurken varus, komuta ettiği üç lejyon (legio), her biri yaklaşık 600 kişiden oluşan altı yardımcı kıta (cohors) ve üç atlı destek birliği (ala) ile kamp kurmak için gerekli ekipman ve arabalarda görev yapan köle, hizmetli ve kadınlardan oluşan yaklaşık 25.000 kişilik aşağı germanya ordusu ile çıktığı asayiş seferinden kışlık kampına (büyük bir ihtimalle weser nehri’nin batısında bugünkü minden şehrinin yakınlarında olduğu düşünülen yaz kampından) dönmekteydi. arminius da danışman göreviyle yanındaydı. bildiğimiz kadarıyla güzergahlarının dışında meydana geldiği bildirilen yerel bir isyana müdahale etmek için yolunu değiştirdi. söz konusu isyan haberinin varus’a duyurulması da arminius’un planının bir parçasıydı. amaç varus ve lejyonlarını roma ordusunun alışık olduğu düzende savaşamayacağı bir bölgeye çekip pusuya düşürmekti. bu uğurda arminius çok uzun zamandır birbirlerine düşman olan cherusci, marsi, bructeri, chauci ve sicambri kavimlerini bile bir araya getirmeyi başarmıştı. her şey arminius’un planına uygun olarak gelişti. roma ordusu tanımadığı bir bölgede, ihtimal ki bugünkü detmold’dan kuzeybatı yönüne doğru ilerlerken, girdiği ormanda düşmandan önce çamur ve geçit vermez ağaçlar, taşlar ve engellerle savaşmaya başladı. cassius dio’ya göre tam bu esnada patlayan şiddetli fırtına ilerlemeyi iyice zorlaştırmış ve romalıların bütün düzen ve disiplinini bozmuştu. öyle ki kortejin boyu normalin çok üzerine çıkmış hatlar arasında bağlantı kalmamıştı. düzeni tekrar sağlamak ve toparlanabilmek için bu alanda kamp kurmaya karar verdiler.

    german saldırısı işte tam bu zor durumda başladı. alışkın oldukları savaş düzenini çevre şartları yüzünden oluşturamayan romalılar kendilerine nazaran daha hafif ama daha kullanışlı silahlarla donanmış düşman karşısında ilk anda varlık gösteremediler. germanlar özellikle uzaktan yaptıkları ok ve mızrak atışlarıyla, hazırlıksız yakalanan lejyonları dağıttılar. kayıpları çok büyüktü. üstelik lejyonlar yanlarındaki pek çok hizmetli, araba ve erzağı da korumaya çalışıyorlardı. durum tam bir felaket halini almıştı. karanlık bastırdığında zor da olsa romalılar savunma düzeni alabildiler. acilen karar vermeleri gerekiyordu çünkü o bölgede kaldıkları müddetçe hayatta kalmak için hiçbir şansları olmayacaktı. sonunda kendilerine ağırlık yapacak her şeyi yakarak en yakındaki roma karargahına ulaşabilmek için çekilmeye başladılar.

    ikinci günün bilançosu daha da kötü oldu. germanlar sürekli tekrarladıkları saldırılar ve çevreyi tanımalarının verdiği avantajla romalılara ilk günkünden daha ağır kayıplar verdirdiler. hem savaşın şiddeti hem de hava ve çevre şartlarının aleyhlerine olması romalılarda büyük bir moral çöküntüsü yaratmıştı. öte yandan arminius iki gün önce yardım getirmek üzere ayrılmış ama hala geri dönmemişti. varus, segestes’e inanmamakla yaptığı hatanın bedelini çok ağır bir şekilde ödüyordu.

    aynı günün gecesi romalılar karanlıktan faydalanarak kaçmaya çalıştılar ancak bu arminius’un hazırladığı diğer tuzağa düşmelerine sebep olmaktan başka bir işe yaramadı. bir tarafında bataklık diğer tarafında aşılması oldukça zor olan bir tepenin (157m. rakımlı ve bugünkü kalkriese’nin çok yakınında) bulunduğu bir geçide varmışlardı. doğu batı doğrultusunda uzanan bu geçidin en geniş yeri 220 metre olup ortalama 100 metre genişlikteydi. ayrıca tepe tarafında güçlendirilmiş bir istihkam duvarı yapılmıştı. bu duvar sayesinde germanlar zarar görmeden romalılar’a saldırabiliyorlardı. tek kelimeyle varus ve ordusu kapana kısılmıştı. bitmek bilmeyen german saldırıları öyle bir hal almıştı ki çoğu subay kaçmaya çalışırken öldürüldü. düşman eline düşmektense şerefli bir ölümü seçen varus ve pek çok subayı intihar ettiler. bu durum hala savaşan askerlerin iyice moralini bozdu. roma safları tamamen dağıldı ve çok az da olsa askerlerin bir kısmı kaçmayı başardı. tarihçi tacitus “yakalananlar germanlar tarafından ya kendi ritüelleri doğrultusunda kurban edildiler ya da işkence ile öldürüldüler.” derken tarihçi florus eserinde bu durumu “bataklık ve ormandaki o katliamdan daha zalim bir katliam; barbarların aşağılamasından daha acımasız bir aşağılama hiç olmamıştı, özellikle rütbelilere karşı. kimilerinin gözlerini çıkarmış kimilerinin ellerini kesmişlerdi, birinin ağzı dikilmiş ama öncesinde barbar koparmış olduğu dilini elinde tutarak “en sonunda, yılan! tıslamayı bıraktın” demişti” diyerek anlatır.

    tahminler bu savaşta yaklaşık 25.000 kişinin öldüğü ve bunların çok büyük bir kısmının romalı olduğu yönündedir. savaşın tarihi m.s. 9 yılının eylül ayı olarak kabul edilmektedir. varus komutasındaki roma ordusu xvıı, xvııı ve xıx. lejyonlar ve yardımcı birliklerden oluşmaktaydı. her üç lejyonun da standartları (kartal şekilli bir nevi sancak, lejyonun alameti farikası) düşman tarafından ele geçirilmiştir. bu üç lejyon bir daha roma ordusunda yer almamış; 28 olan lejyonların sayısı bu savaştan sonra daimi olarak 25’e düşürülmüştür. destek birlikleri olarak lejyonların yanında bulunan atlı birliklerin tamamının yok edildiği bilgisini de sadece velleius paterculus’da bulmaktayız. aynı yazar bu yenilgiyi crassus’un partlar tarafından öldürüldüğü savaştan kendi zamanına kadar roma’nın aldığı en büyük yenilgi olarak nitelemiştir. germanlar kazandıkları büyük zaferin hemen ardından ren nehri’nin doğusunda romalılara karşı büyük bir harekata girişmişler ve imparatorluğa ait kale, garnizon ve şehirleri yakıp yıkmışlardır. bu arada ren nehri’nin doğusunda kalan ve varus’un yeğeni lucinus nonnius asprenas komutasında bulunan iki lejyon kayıpsız olarak nehrin batısına geçmiş; teutoburg savaşından sağ kurtulmayı başarabilen bir avuç askerin de sığınmış olduğu aliso (yeri ve ismi hala tartışmalıdır) kalesi haftalarca german saldırılarına dayanmış ve en sonunda lucius caedicius komutasında gerçekleştirilen bir yarma harekatıyla romalılar kaleyi terk edip ren’in güvenli tarafına ulaşmayı başarmışlardır.

    roma, tarihindeki en trajik yenilgilerden birini almış ve ülkede olası bir german istilası korkusu başlamıştır.

    yenilmez denilen romalılar sonunda yenilmiştir!

    savaş sonrası

    arminius savaştan hemen sonra ölüsünü bulduğu varus’un vücudunu parçalatıp, başını da marboduus’a gönderir. amacı onu roma’ya karşı cesaretlendirip ayaklanmaya teşvik etmektir ancak marboduus roma ile müttefik kalmayı seçerek varus’un kesik başını roma’ya, augustus’a gönderip geleneklere uygun şekilde defnedilmesine vesile olur.

    teutoburg savaşı roma’nın germanya içindeki ilerleyişini büyük oranda durdurmuş, sınır olarak ren nehri kabul edilmiştir. florus’un anlatımıyla “okyanus kıyısında barınamayan romalılar mecburen ren kıyısına çekilirler.”

    romalıların savaş alanına dönüşü ise ancak altı sene sonra imparator tiberius zamanında mümkün olabilir. harekata komuta eden isim bu sefer germanicus’tur. her tarafın ölü asker ve hayvan kemikleriyle dolu olduğunu gören germanicus, bütün arta kalanların gömülmesini emreder. tarihçi tacitus “ hiçbir asker bilemedi gömdüğü kimdi, yine de hepsini kendi ailelerinden sayıp gömdüler. ama bu düşmana duydukları öfkenin her zamankinden fazla olmasını engelleyemedi” diyerek yaşananları anlatır. germanicus önderliğinde yapılan seferler sonucu kayıp üç standarttan ikisi m.s. 14 yılında bulunur. üçüncü standart ise imparator claudius zamanında publius gabinius önderliğinde m.s. 41 yılında yapılan harekat esnasında bulunacaktır.

    germanicus, tacitus’un “roma ulusu’na meydan okuyan adam” olarak nitelendirdiği arminius’u yakalamak üzere cherusci kavmi üzerine de sefer yapar. uzun bir kovalamacaya rağmen başarılı olamaz. ren’in gerisine dönen germanicus belki arminius’u yakalayamamıştır ama pek çok tarihçinin “her şeyi kral olabilmek için yaptığını” düşündüğü arminius da kendi kabilesi içindeki iktidar mücadelesi ve kıskançlıkların kurbanı olarak m.s. 21 yılında akrabaları tarafından öldürülür.

    savaşın kesin yeri ve ismi

    bu savaşın hem ismi hem de kesin yeri hakkında hala devam eden tartışmalar vardır. tarihçi tacitus eserinde savaşı “saltus teutoburgiensis” de meydana gelen bir olay olarak anlatır. latince bir isim tamlaması olan bu iki kelimeden teutoburgiensis teutoburg’a ait demek olup saltus birkaç manaya gelir. öncelikle orman, ormanlık ya da ağaçlık alan gibi anlamlarının yanı sıra “dar geçit” anlamına da sahiptir. pek çok kaynak savaşı hala “teutoburg ormanı savaşı” olarak adlandırsa da teutoburg savaşı ya da “teutoburg geçidi savaşı” denmesi daha doğrudur. pek çok romalı tarihçinin kullandığı “clades variana” yani varus faciası ya da varus’un yenilgisi; günümüz almancasında “varusschlacht, hermannschlacht” varus savaşı ya da hermann savaşı şekillerine de rastlanmaktadır.

    araştırmacılar 20. yüzyıla kadar savaşın osning’deki ormanlık bölgede olduğunu düşünmüşlerdi. yine de yıllar boyu 700 farklı bölgenin teutoburg savaşı’na ev sahipliği yaptığı iddia edilmiştir. amatör bir arkeolog ve araştırmacı olan tony clunn günümüzde kalkriese olarak tanınan yerde, modern tarih araştırmalarının babası kabul edilen theodor mommsen’in 19. yüzyılda öne sürdüğü iddiayı baz alarak, seksenli yıllarda yaptığı araştırmalar sonucu pek çok augustus dönemi parası ve askeri objeler bulmuştur. bölgenin, antik kaynaklarda anlatılan savaş için en uygun yer olduğu da görüldükten sonra uzmanlar genelde fikir birliğine varmış ve kalkriese tepesi’nin hemen yanındaki geçidi savaşın yaşandığı yer olarak kabul etmişlerdir. osnabrück kültür tarihi müzesi (kulturhistorisches museum osnabrück ) 1987 yılından beri bölgede kazı çalışmaları yürütmektedir.

    teutoburg savaşını romalılar kazansaydı ne olurdu?

    elbette tarihe “şöyle olmasaydı böyle olurdu” şeklinde yaklaşmak doğru bir tavır değildir ancak bu yaklaşım biçiminin heyecan verici bazı tezlerin ortaya atılmasını sağladığı da tartışılmaz bir gerçektir. teutoburg savaşı’nın sonuçları için de pek çok “spekülatif marjinal tarih tezi” ortaya atılmıştır.

    emory üniversitesi’nden herbert w. benario, teutoburg savaşı’nı arminius önderliğindeki germanlar değil de romalılar kazansa ya da savaş hiç olmasaydı avrupa tarihinde ne gibi farklılıklar olabileceği konusunda tam da bu tip tezler ortaya atmış bir araştırmacıdır. ona göre romalılar bu savaşta galip gelseydi:

    aynen galya’nın olduğu gibi germanya da romalılaşabilir ve german kültürü yok olabilirdi.
    kavimler göçü gerçekleşmeyebilirdi
    germanlar bir romans dili konuşuyor olabilirlerdi
    anglo-saksonlar ingilizce’nin en erken formu yerine latince’yi britanya’ya götürebilirlerdi
    britanya’ya anglo-sakson göçü hiç olmayabilir ve britanya tamamen keltlere kalabilirdi.
    franklar hiçbir zaman galya’ya göç etmeyebilirler; hunlar ve gotlar belki de durdurulabilirler ve daha sonra roma’nın içlerine yapacakları akınlar önlenebilirdi.
    fransızlar ve almanlar arasındaki uzun ve acı husumet hiç yaşanmayabilirdi.

    teutoburg savaşı ve armınıus’un alman milliyetçiliğine etkileri

    roma imparatorluğu’nun tarih sahnesinden çekilmesinden sonra onu anlatan eserlerin büyük bölümü manastır kütüphanelerinin tozlu raflarında unutulup gitmişti. yüzyıllar boyunca kimse varus ve arminius isimlerini ya da teutoburg savaşı’nı hatırlamadı. ta ki 1451 yılında almanya’da bir hümanist o tozlu rafları karıştırıp tacitus’un eserini yeniden gün yüzüne çıkarıncaya değin. almanlar atalarının kazandığı büyük zaferi öğrendiklerinde anladılar ki bir zamanlar dünyanın en büyük gücünü yenmişlerdi. hem de tarihleri boyunca hiç yapmadıkları bir şeyi gerçekleştirerek: “birleşerek”

    martin luther, arminius’u en büyük savaş önderi olarak kutsar ve 1530’da onu roma’nın taktığı addan kurtararak tamamıyla bir alman haline getirir. arminius artık hermann’dır ve sonraki yüzyıllarda almanların milliyetçi varoluş felsefesine bu isimle önderlik edecektir.

    alman ordusu napolyon komutasındaki fransız ordusu tarafından 1806 yılında bozguna uğratıldığında almanların kırılan gururlarını ve tarihsel büyüklüklerini geri verme görevi yine hermann’a düşer. o, bir zamanlar aynen napolyon’un konuştuğuna benzer bir dili konuşan ve napolyon’un varisi olduğunu iddia ettiği büyük bir imparatorluğu “welschen erbfeind”ı dize getirmişti. şimdi onun torunları bir kez daha birleşerek başka bir düşmanı topraklarından atacaklardı. heinrich von kleist 1809 yılında “herman’ın savaşı” isimli oyununu sergilemeye başladığında almanlar’ın direniş ruhu iyice keskinleşmiş olur. avrupa’nın iki kültürünün savaşında teutoburg ormanı ve hermann, almanların nezdinde milli duyguların sembolü haline gelir. hermann’ın devasa boyutta bir heykeli detmold yakınlarına dikilir. kafasında kanatlı miğferi, göğe doğru kaldırdığı kılıcıyla fransa’ya bakar şekilde tasarlanmış bu anıt 1886 yılında özgürlük heykeli yapılıncaya kadar dünyanın en büyük heykeliydi. 1841 yılında yapımına başlanmış heykelin bitirilmesi 1875 yılını bulmuştur. demir şansölye bismarck önderliğinde almanya’nın büyük bölümünün 1871 yılında kılıç ve kan politikasına göre birleşip imparatorluk haline geldiği göz önüne alınırsa heykel bir yerde birleşmiş yeni almanya’nın yani alman ulusal birliği’nin de sembolüdür. anıtın kaidesinde ise şöyle yazar: “deutsche einigkeit, meine stärke - meine stärke, deutschlands macht– alman birliği benim gücüm; benim gücüm almanya’nın selametidir.”

    alıntı : http://latinceastroloji.blogcu.com/…a-varusschlacht
  • okudum kardes allah razi olsun.
  • tum dunya savaslar tarihinde en cok olum sayisi olan hayın pusu toplam 2 dunya savasinda bile bir pusuda bu kadar insan can vermemis ozetlemek gerekirse ; augustus caesar a ait 17. 18. ve 19.lejyonun tamami kilictan geciriliyor ve 20 bin e yakin romali asker can veriyor bu savasta. bu olayin gerceklesmesinde iki buyuk roma generali onemli rol oynuyor
    1.si quinctilius varus tam bir saftirik temiz kalpli bir abimiz.
    2.si arminius kalbinde intikam atesiyle buyumus bir alman, hatta oyle ki roma imparatorlugunu alt edebilmek icin yillarca roman lejyonlari arasinda egitim goruyor roman savas taktiklerini ogreniyor daha sonra varusa diyor ki kanka bak bu yoldan git ben almanim en guvenli yol burasi ama varus abimiz bilmiyor ki o yolda hayın alman barbarlari pusu kurmus neyse roma askerleri o yoldan gecerken bu alamancilar romalilarin uzerine yanan ataş toplari firlatiyor ve kacinilmaz son varus ile birlikte yonettigi tum lejyonlar tamamen katlediyorlar ve roma uzun bi sure boyunca almanya provinciasina el atmiyor ama tabi ki romanin da aradigi sey bir intikam bir retaliation daha sonra caligula nin babasi germanicus ordan gecerken bu lejyonlarin iskeletlerini goruyor ve sinirden kuplere biniyor olu lejyonlari gomdukten sonra butun almanyayi yagmaliyor ve yaptiklari icin pisman ediyor.
    bu olay sonunda augustus caesar o unlu

    quinctilius varus where are my legions give me back my legions !
    (lat. quinctilii vare legiones redde!)
    diyerekten kafasini senato duvarlarina vuruyor
    (bkz: true history bro)
  • soluksuz okuduğum savaş. en aşağı üç sezonluk dizi çıkar bundan.
  • öyle bir savaştır ki teutoburg, iskandinavlara uzanma hayali kuran roma imparatorluğu bir daha ren nehri'nin bile ötesini fethetmeye cesaret edememiştir.

    (bkz: quintili vare legiones redde)
  • şöyle güzel bir animasyonla anlatılmış bir videosu bulunmakta
  • dünya tarihinin en vahşi savaşlarından biri olsa gerek.

    milattan sonra 9 yılının eylül ayı.

    roma imparatorluğu'nun hizmetkarı arminicus adlı cermen kabile şefi, bugünkü almanya'da bir şehirde isyan çıktığını ve roma ordularının yardıma gelmesi gerektiğini haber verir. bölgedeki ordular vali varus 'un komutasındadır. bu varus çok enteresan adamdır, kudüs'te validir isa doğduğunda. başarılı bir askerdir fakat kibri sebebiyle yakın çevresinde pek sevilmez.

    varus, isyanın çok büyük olduğunu düşünerek eldeki beş lejyonluk roma ordusunun üç lejyonunu yanına alarak (yaklaşık 30 bin asker) yola çıkar. bugünkü fransa'dan kudüs'e uzanan devasa roma imparatorluğu'nun toplamda 28 lejyonu olduğu düşünülecek olursa, varus'un o döneme göre hayli kalabalık bir orduyla yola çıktığı net biçimde görülür.

    almanya'nın soğuk havasından mıdır bilinmez, adamımız varus bayağı mala bağlar.

    yoldayken segestes adlı bir cermen kabile şefinden uyarı mektubu gelir, "aman dikkat edin bu arminicus şerefsizi sizi pusuya düşürecek" diye. varus ciddiye almaz, bilakis uyaran arkadaşa kinlenir. sırf arminicus'la yaşadığı husumet yüzünden ona iftira attığını ve roma'ya yalan söylemekten çekinmediğini düşünerek öfkelenir.*

    varus bir başka mallık daha yapar: öküz gibi bir orduyla yola çıkmışken önden gözcü birlikler göndermez (ohaaaa). şüphesiz ki bu, baskına davetiye çıkarmaktan başka bir şey değildi. sebebi ise romalıların hakimiyetini kabullenmiş dost(!) cermen kabilelerin bölgesinden geçmeleriydi. oysa ki ortada uyarı mektupları varken ve arminicus'un da varus'un babasının oğlu olmadığı malumken böylesine bir ihmalkarlık hatadan ziyade aptallık seviyesindeydi.

    varus'un yaptığı bir başka mallık ise yağmurlu ve sisli havada orduyu ormana sokup ince hat düzeninde yürütmesiydi (çüşşşş). 30 bine yakın asker, yol ve işaret olmayan çamur içindeki kuytu bir ormanda yan yana dört beş kişi olacak şekilde dağınık nizamda yürüyordu. 10 km uzunluğunda dağınık bir insan kafilesi oluşmuştu. en ufak bir saldırıda bu ordunun çil yavrusu gibi dağılması işten bile değildi. varus'u diğer kurmay subayları hiç uyarmamış mıdır merak ediyorum.

    varus'un yaptığı son mallık, çok güvendiği arminicus ve kabilesi tarafından pusuya düşürüldükten sonra karşı saldırı emri vermesidir (gerizekalı). ilk baskında feci kayıp veren roma ordusu akşama doğru cermenleri püskürtmeyi başarmış ve ufak bir insan çemberi kurarak beklemeye başlamıştı. sabahın ilk ışıklarında cermenlerin en zayıf olduğu noktaya doğru saldırı emri veren varus korkunç bir sürprizle karşılaştı: saldırdıkları nokta 100 metre genişliğinde daracık bir geçitti ve arminicus tarafından günler evvel hendekle kapatılmıştı. varus yaptığı hatanın farkına vardığında çok geçti; roma ordusunun akşamleyin kurduğu çember çoktan bozulmuş ve saldırı başlamıştı. daracık geçitte roma ordusu ok ve mızrak yağmuru altında perişan oldu, hendeğe ulaşanlar da orada bekleyen cermenlerin kılıcı altında can verdi.

    artık yenilginin yerini imha almaya başlamıştı. bütün tarihçilerin yazdığına göre bu anda birçok roma subayı askerlerini bırakıp var gücüyle kaçmaya çalıştı fakat kurtulabilen olmadı. faciayı gören varus, esir düşmesine dakikalar kala intihar etti. bundan sonrası ise tek kelimeyle vahşettir. cermen paganizmine inanan arminicus ve askerleri, esir düşen çok sayıda roma subayını -ki bunlar ekseriyetle asil romalı ailelerin çocuklarıydı- koyun gibi tanrılara kurban etti, kazanlarda pişirip yedi, kemiklerini ve kafataslarını süsleme olarak kullandı.

    olayı duyan roma imparatoru augustus duvarları tekmeledi, sinirinden üstünü başını yırttı ve var gücüyle "quintili vare legiones redde!" (quinticilus varus, lejyonlarımı geri ver) diye bağırıp ağladı. etrafındakilerin deyimiyle bir günde yaşlandı ve ölene kadar bu olayın şokunu atlatamadı...

    buraya kadar okuyan yazarlara teşekkürlerimle.